social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Hava Kirliliği Çocukların Akciğerlerini Bozuyor!

Yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, hava kirliliğinin kontrol altına alınması stratejileri sonuçlarını hemen vermeye başladı.

1994 ile 2011 yılında hava kirliliği seviyesinin azalmasıyla, California’da yaşayan çocukların akciğer fonksiyonlarında artış olduğu açıklandı. Araştırmacı, Profesör Jim Gauderman’a göre, çocukların akciğer kapasitelerinde yaklaşık %10 luk bir artış gerçekleşti. Araştırmada, 2007 ile 2011 yılları arasında California’da yaşayan çocukların akciğerler fonksiyonlarıyla, 1990’ların ortalarında yaşayan çocukların akciğer fonksiyonları karşılaştırıldı. California’daki hava kalitesinin artmasıyla, çocuklardaki akciğer gelişimi ve solunum sağlığı arasında ciddi bir bağlantı keşfedildi.

5 mart 2015’de yayınlanan araştırmanın verilerinde, 11 ile 15 yaşları arasında incelenen 2,100 çocuk bulunuyor. En kirli şehirlerden birisi olarak kabul edilen Los Angeles yakınlarındaki 5 bölgede yaşayan çocuklar araştırma için seçilmiş. Kirliliğin nasıl bir etkisi olduğunu anlamak için 3 grup halinde incelenen çocuklardan ilk grup 1994 ve 1998 yılları arasında, ikinci grup 1997 ve 2001 yılları arasında, üçüncü grup çocuklar ise 2007 ile 2011 yılları arasında incelenmişler. Temiz Hava ve Daha Sağlıklı Akciğerler! 20 yıldan daha fazla süren araştırmaya göre, daha temiz bir havanın, sağlık üzerindeki sonuçlarının alınması da bir hayli hızlı. Verilere göre, 15 yaşında bir çocuğun anormal akciğer fonksiyonlarına sahip olma oranı 1998 de %7.9 iken 2001 de bu rakam %6.3’e ve 2011’de de %3.6 ya düşmüş. Ayrıca, daha temiz hali hazırda astımı olan çocukların daha rahat yaşamalarını da sağlıyor.Bu düşüşün en büyük sebebi de California’da uygulanan ve daha temiz hava elde edilmesi amaçlanan çevre politikaları olarak gösteriliyor.

Araştırmada 11-15 yaş arasında çocukların kullanılmasının sebebi ise, insanların akciğer kapasitesindeki en hızlı gelişime bu yaşlar arasında sahip olmaları. Ayrıca insanlar 20 yaşlarına geldiklerinde, maksimum akciğer kapasitesine sahip oluyorlar. Bu nedenle çocuk yaşlardaki akciğer gelişiminin sağlık üzerindeki etkileri, insanların bütün yaşantıları boyunca devam ediyor. Çünkü yapılan diğer araştırmalar gösteriyor ki, akciğer kapasitesindeki azalmalar akciğer ve kalp rahatsızlıklarının yanısıra, erken yaşta ölümlerle de bağlantılı.

Kaynak: LiveScience 

Devamını oku...

Evinizdeki Uçucu Kimyasallara Karşı Alabileceğiniz 12 Önlem

Belki bir yerlerde okudunuz, haberlerde duydunuz ama sonradan unuttunuz. Yatak döşeklerinizin, koltuklarınızdan gelen Uçucu Organik Bileşenler (VOC) maalesef günlük konuşmalarımızda yer etmiş değil, ama artık konuşmanın zamanı geldi. Koltuk takımları, halılar gibi ev eşyalarının üstündeki kimyasallarla ilgili bilmediğimiz bir çok şey var. Bu kimyasallar maalesef ürünlerin üstünde beklemiyor. Havaya yavaş yavaş karışan kimyasallar, insanlar ve ev hayvanları tarafından yutuluyor.

Şu ana kadar bu kimyasallar 18 adet hastalığın ve sağlık durumunun sebepleri olarak belirleniyor. Ama evden kaçmak için çok erken, biraz eğitim, hangi eşyada hangi kimyasalın kullanıldığını ve bunlardan nasıl kaçınacağımızı öğrenebiliriz. Böylelikle daha sağlıklı bir evde yaşamanın keyfini çıkarabiliriz. Uçucu Organik Bileşenler(VOC) ev eşyalarında bolca bulunan ve havaya karışabilen bileşenlerdir. Genelde halılarda, mobilyalarda ve boyalarda bulunur ve içerisinde formaldehit, benzen, amonyak ve yanıcı hidrokarbür şeklinde bulunur. İlk araba, ilk halı kokusunu bu kimyasallar sağlasa da bazen kokusuz da olabilirler. Korktuysanız hakkınız var çünkü son 50 yılda doğaya insan eli ile üretilmiş 80,000 kimyasal bileşen verildi ve bunların çoğunun insan ve hayvan sağlığına olan etkileri araştırılmadı. Buna rağmen üreticiler bu etkisi bilinmeyen kimyasalları kullanmaktan hiç çekinmiyor.

Bildiğimiz şu ki, yapılan araştırmalar bu kimyasalların alerjik reaksiyonlara ve öksürme, deri tahrişi, astım atakları, yorgunluk ve bunama gibi kronik ve lösemi,lenfoma gibi daha ağır sağlık sorunlarına yol açabildiğini gösteriyor. Etkiler kimyasalın çeşidine, ne kadar konsantre olduğuna ve ne kadar etkileşimde bulunulduğuna bağlı olarak değişse de evinize baktığınızda VOC salan eşyaları bulacağınıza eminiz.

Halılar: Yeni halı kokusu her zaman iyi bir şey değil koku ilk aylardan sonra azalsa da, halılar bu kimyasalları 5 yıldan daha uzun bir süre salmaya devam ediyor.

Elektronik eşyalar: Bilgisayarlar ve klavyelerde daha fazla bulunan VOCler yazıcı ve fotokopi makinelerinde da bolca bulunmakta ve boğazı, burnu akciğeri tahriş etmekte.

Sunta ve parkeler: Bu malzemeler neredeyse tüm evlerde ya yapı malzemesi ya da mobilya olarak mevcut. En kötüsü bu malzemeleri birbirine bağlayan yapıştırıcılar, formaldehit içermekte ve bu bilinen bir kanserojen madde.

Ev temizliyiciler: Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi ev temizleyicelerin içindeki kimyasallar Uçucu Organik Bileşen sınıfına girmek de; sabunlar, cam temizleyiciler, tuvalet temizleyiciler, parlatıcılar ve deterjanların çoğu VOC içermekte.

Oje çıkarıcılar: Kullandığınız oje çıkarıcıların içinde aseton bulunmakta ve bu hiç dostane bir kimyasal değil. Asetonu içinize çekmek; burun, boğaz, akciğer ve gözlerde kızarıklıklara yol açabiliyor. Oyuncaklar, tenis topları, boyalar, duvar kağıtları, yağıştırıcılar, arabalar, vernikler, odun yakan şömineler, naftalin topları da bu kimyasalları içermekte ve dikkatli kullanılması gerekmekte.

Aslında VOClerin etkisini en aza indirmek için, her ne kadar para ve zaman harcayan çözümler olsa da, yapabileceklerimiz de var:

1)Etiketleri okuyun: Artık yavaş yavaş Uçucu Organik Bileşensiz(VOC) ürünler bulunmakta. Bu ürünlerin etiketlerini okuyun, eğer yazmıyorsa üreticinizi aramaktan çekinmeyin.

2)İkinci El Eşya Almaktan Korkmayın: Daha önceden sahibi olan bir ev ya da koltuk olsun, bu ürünler belirli bir süreden geçtiği için içerdiği VOCler minimuma inmiş durumdadır. Eğer kullanılmış bir ürün bulamıyorsanız, paketinden çıkmış ve dışarıda zaman harcamış mağaza gösteri ürününü tercih edebilirsiniz.

3)Evinizdeki temiz hava akımını güçlendirin: Ocağınız dumanını dışarı versin, tuvaletlerde varsa havalandırıcılar iyi çalışsın ya da en kolay şeyi yapın; her gün bir kaç saatliğine pencerelerinizi açın.

4)Almadan önce üreticinizle konuşun: Eğer ürünü almak için aceleniz yoksa üreticinizle konuşup, eğer mümkünse aldığınız ürünü bir kaç günlüğüne açık havada bırakabilirler mi öğrenebilirsiniz ya da açık alanınız varsa ürünü içeri almadan siz de aynı şeyi yapabilirsiniz.

5)Boydan boya halılardan vazgeçin: Halılar VOClere gelince en kötü düşmanınız. Eğer halıdan vazgeçemiyorsanız en azından boydan boya halıları değil, daha küçük halıları tercih edin. Bunu da yapamıyorsanız yapıştırıcı kullanmayan doğal yün halıları tercih edebilirsiniz.

6)Kimyasalsız yatak seçin: Eğer gücünüz yetiyorsa, kimyasalsız yün, organik pamuk ya da doğal latex ürünleri kullanan yatakları tercih edin. En kötü kullanılmış bir yatak seçerseniz bütçenize daha uygun seçenekler bulabilirsiniz. Aynı zamanda PBDE ve polyurethane köpük ile yapılmış seçeneklerden kaçının.

7)Tek parça ahşap ürün seçin: Parça parça birleştirilmiş suntadan yapılma ürünler yerine, su bazlı yapıştırıcı kullanılmış büyük parçalı mobilyaları tercih edin

8)Bilgisayarları akıllıca kullanın: Bütün gün başında oturmak zaten iyi değil; siz iyisi mi bir de iyi havalandırılmış ortamlarda bilgisayarınızı kullanın.

9)PVC’den kaçının: Muşamba, döşeme, duş perdelerinde daha çok bulunan bu kimyasalın neredeyse hiç sağlıklı bir yanı yok. En çok kullanılan plastik ürünlerden biri ama sağlıklı yaşamı arıyorsanız diğer seçenekleri aramanız lazım.

10)Yangın geciktiricilerden kaçının: Her ne kadar güvenlik seçeneği sağlık seçeneği ile eşit gidiyor olsa da, uzun dönemde baktığınızda genel sağlığınızın daha önemli olduğunuzu hissdiyorsanız kesinlikle kaçınmanız gereken ürünlerden biri yangın geciktiriciler.

11)Kokusuz ürünleri seçin: Çoğu ürün yapay bir şekilde VOCler ile koku eklenmiştir, eğer seçeneğiniz varsa bu ürünleri tercih etmeyin.

12)Yazı ya da baharı bekleyin: Evde yapacağınız boya işlerini, yeniden modellemeyi, yeni ürün almayı daha iyi havalara erteleyin, böylelikle evi havalandırmanız daha kolay olur.  

Görkem Gömeç

Devamını oku...

Saç Boyalarındaki Kimyasalların Zararları

Eğer siz de saç boyayan milyonlarca kişi arasında yer alıyorsanız, bu yazıyı mutlaka okumalısınız.

Piyasadaki kişisel bakım ürünlerinin çoğu, yüksek miktarda toksik madde içermektedir. Ve çoğu, sağlık üzerindeki uzun süreli etkileri hakkında test edilmemiş ürünlerdir.

2007 yılında, saç boyalarının mesane kanserine yol açtığına ilişkin yapılan bir çalışmadan sonra, Avrupa Komisyonu 20’den fazla saç boyası bileşenini yasaklamıştır. Ancak bu ürünler, Amerika’da satılmaya devam etmektedir.

Ve ikinci bir çalışma, 1980’den beri saçlarını kalıcı boyalarla (özellikle de koyu ve kızıl renkler) boyayan kadınların lenf kanserine yakalanma riskinin bu boyaları kullanmayan kadınlara göre %40 daha fazla olduğunu göstermiştir.

Aslında, bunlar kesin olmayan bulgulardır. Bazı çalışmalar, saç boyalarının arada sırada saç boyayanlar için güvenli olduğunu ortaya koymuştur. Bazı çalışmalar ise, kuaförlerin devamlı boyalara maruz kalmasından ötürü daha fazla risk altında olduğunu göstermiştir.

Herkes saç boyamanın sadece saçı etkilediğini düşünür. Bu doğru değil! Kişisel bakım ürünlerinde kullanılan bileşenlerin çoğu solunum yoluyla sağlığa etki edebilir ve saç derisine uygulandığında vücudunuza nüfuz edebilir. Kuaförlerin saç boyarken eldiven – hatta bazen gözlük – kullanmalarının sebebi budur.

Saç boyasının doğal olup olmadığını anlamak için, öncelikle Avrupa Kontrol Edilmiş Doğal Kozmetik (Bdih) ten onay almış olması yani sertifikalı olması gerekmektedir. Ayrıca doğal bir saç boyası saçın rengini açamaz yani aldığınız boya saçınızın rengini açıyorsa doğal değildir. Kimyasal boyalar yaklaşık 1 ay rengini korurken, doğal boyalar kısa sürede saçtan akar ve ana renk ortaya çıkar. Burdan da boyanın doğal olup olmadığını anlayabiliriz. Hamilelerde saç boyası kullanmamalıdır. Çünkü insan derisi cilde sürülen çoğu şeyin emilimini gerçekleştirebilir. Hamile kişi saçını boyadığında direkt olarak aldığı zaralı madde bebeğede nüfuz eder. Bebek doğduktan sonrada emme süresi bitene kadar saç boyanmamalıdır.

 Saç boyaları ile ilgili tek kaygı kanser değil. Saç boyama ürünleri astım ataklarını, konjonktivit hastalığını, cilt alerjilerini ve nadiren de ciddi alerjileri olan kişilerde ölümcül anaflaktik şoku tetikleyebilir.

Eğer saç boyamak sizin için çok önemliyse, size bu durumu güvenli hale getirecek 8 tavsiyemiz var.

1- Saç tebeşiri, saç boyama şampuanları ya da yarı kalıcı saç boyaları gibi geçici ürünler, kalıcı saç boyalarına oranla daha az tehlikeli bileşenler içermektedir.

2- Açık renk gölgeleri tercih edin. Saçın birkaç tutamının boyanması ya da birkaç tutamına açık gölgeler uygulanması daha az tehlike taşımaktadır.

3- Saç boyalarını gerekli sıklıkta kullanın. Bazı kişiler saçlarını haftada bir boyar. Bu, saçlarını koyu ve kalıcı boyalarla boyayan kişiler için hiç iyi bir fikir değildir.

4- Saç boyalarını kaş ve kirpiklerinizde kullanmayın.

5- Özellikle, fotoğraf renklendirmede ve fotokopide kullanılan fenilendiamin gibi yapay boyama maddeleri içeren saç boyalarından uzak durun. Bu madde ciddi anlamda tahriş edicidir.

6- Amonyak, saç boyalarında yaygın olarak bulunan diğer bir kimyasaldır. Muhtemelen amonyağı temizlik ürünü olarak duymuşsunuzdur. Ancak aynı zamanda, böcek ilaçlarında, plastiklerde, gübrelerde ve patlayıcılarda da kullanılmaktadır. Amonyak, saçı boyaya hazır hale getirir. Bu madde akciğerleri olduğu kadar burnu, boğazı ve gözleri tahriş eder. Cilt yanıklarına neden olur.

7- Bitkisel saç boyalarını tercih edin. Kuaförünüz organik ve bitkisel olan saç boyaları hakkında size yardımcı olacaktır.

8- Çay, kına ve diğer doğal maddelerden faydalanın. Sonuç, kimyasal içerikli boyaların sonuçları kadar dramatik olmayacaktır. Saçlarınızın rengini evde limon suyu ya da papatya çayıyla (sarı saç için), kına karışım paketleriyle (daha koyu saçlar için) ya da siyah ceviz tozuyla (en koyu sonuçlar için) değiştirebilirsiniz. Bu doğal maddelerle hazırlayabileceğiniz onlarca tarife internetten ulaşabilirsiniz.

Bazıları test edilmiş bazıları test edilmemiş 5000 kimyasal bileşen içeren saç boyalarının saç ve cilt için güvenilir olduğuna inanmak çok zor.

Nitekim, Dünya Sağlık Örgütü sentetik renklendiricilerin potansiyel kanser tetikleyicisi olduğunu ve bu maddelerden kesinlikle kaçınılması gerektiğini belirtiyorlar.

Eğer saç boyamaktan vazgeçmeye hazır değilseniz, lütfen kuaförünüzle güvenli yöntemler hakkında görüşün. Bu ürünlerin güvenilirliği ile bu kadar ciddi bulgular varken, sağlığınızı kozmetik nedenler için riske atmayın.

 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?