social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Midemizdeki Bakteriler ve Akıl Sağlığımızın İnanılmaz Bağı

Heyecanlanınca midenizde kelebekler uçuyor, kötü bir haber öğrenince içiniz sızlıyor, stresli olunca karnınız kaskatı kesiliyor...

Ama hiç aklınıza geldi mi bu terimleri niye kullanıyoruz?

Aslında sadece özdeyişten ibaret gibi görünen bu deyimlerin gerçeklik payı olduğu ortaya çıktı. Araştırmalar, sindirim sisteminiz ile beynimizin karmaşık bir yapıda bütünleştiğini gösteriyor. Bu o kadar güçlü bir bağ ki, bazı biliminsanları zaten ikinci beyin olarak adlandırdıkları sindirim kanalını ile beyni tek bir sistem altında adlandırabileceğimizi belirtiyor. Bu bağ, vagus (onuncu) sinir ile beraber beynin direkt olarak sindirim kanalı ile nöronal bir bağlantı kurması ile oluşuyor. İşte bu yüzden, şu anki araştırmalar biliminsanlarını bu çiftyönlü iletişim kanalının oluşturduğu; sindirim kanalı-beyin eksenine yönlendirmiş durumda.

Sindirim kanalının o an yaşanan sinir, stres, heyecan, üzüntü ve endişe gibi duygulara oldukça duyarlı olduğu durumları birinci elden de yaşamışsınızdır. Bu özellikle stres ve basklı altında bulunduğunuz zaman, vücudunuzun girdiği “kaç ya da savaş” modundan kaynaklanıyor. Bu durumda sindirim yavaşlayıp hatta durma noktasına gelebilir. Vücudumuz “kaç ya da savaş” modunda sindirime harcanacak olası bir enerjiyi, o an daha önemli gördüğü beyin ve kaslara yönlendirmekte. Büyük bir tartışma sırasında, bir iş görüşmesi öncesinde, hatta sınav notlarınızın açıklanırken yaşayabileceğiniz mide ağrıları, sindirim sorunları hatta ishal gibi belirtiler hep “kaç ya da savaş” modunun etkileri.

Psikoterapinin bir kolu olan Bilişsel Davranışçı Tedavi (CBT), rahatlama terapileri ve hipnoz gibi tedavilerin, irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel bir sebebi olmayan, yapısal sindirim hastalıkları geçiren kişilere yardımcı olduğunu ortaya çıkardı.

13 araştırmanın 10’unda, sindirim problemleri geçiren ve psikoterapi tedavilerini uygulayan grupların hastalıklarının etkilerini geleneksel ilaç kullanan gruplara göre daha çok azalttığını ortaya çıkarıyor. Bir başka diğer araştırma ise , sindirim kanalımızda bulunan, topluca mikrobiyom ismini verdiğimiz yararlı bakterilerin sağlığımızla bağının düşündüğümüzden daha kuvvetli olduğunu ortaya çıkardı. Her bir hücremize karşılık 10 kat daha fazla bakteri ile, ki bu 100 trilyon bakteri demek, beraber yaşadığımızı düşünürsek, midemizde yaklaşık 3 kiloya yakın bir ağırlığı bulunan bu bakterilerin sağlığımıza etkisi olduğunu duymak gerçekten ilgi çekici. Ama araştırmalar mikrobiyomun sindirim sistemimize olan etkisinden daha öte bir şey keşfetmiş durumda.

Bağışıklık, metobolizm ve akıl sağlığımız bu bakteriler ile içiçe geçmiş olabilir. Giderek daha fazla biliminsanının katıldığı bir çok araştırma mikrobiyomun nasıl düşündüğümüzü, hissettiğimizi ve hareket ettiğimizi, hatta bazı nörolojik durumlar ile beynimizi etkilediğini ortaya çıkarıyor. Örnek vermek gerekirse, beynimizdeki nöronların kendi arasında iletişim kurmak ve ruh halimizi düzenlemek adına salgıladığı, dopamin, serotonin içeren aynı maddeleri bağırsaklarımızda bulunan bazı bakteriler tarafından da salgılandığı belirtiliyor. Aynı zamanda şu an oldukça desteklenen bir hipotez bu bakterilerin endişe ve depresyonu da etkileyebileceğini tartışıyor. Kanada’da bulunan McMaster Üniversitesi, farelerde normal bakteri dengesini bozmanın, endişeye benzer durumlara yol açtığını belirtiyor. Bu değişim özellikle bir salgı proteini olan ve az miktarlarda endişe de depresyonu tetikleyen beyin türevli nörotrofik faktör (BDNF) seviyelerinin artmasını ile farkedilmiş.

Bir başka araştırmada, endişeli hareket etmeye yatkın olan bir farelerin bağırsak bakterileri, sakin davranış sergileyen bir farelere aktarıldığından, bu farelerin de endişeli hareket etmeye başladığı tespit edilmiş. Bakterilerin oluşturduğu mikrobiyomların akıl sağlığımıza etkisini araştıran çalışmalar daha emekleme çağında olsa da, sindirim ve akıl sağlığımızın birbiri ile bağlantılı olduğunun keşfedilmesi, geliştirelecek tedavilerin geleneksel tedavilerden oldukça farklı olacağını gösteriyor. 

Haber Görkem Gömeç

Devamını oku...

Beyin Diyetini Hiç Duymuş muydunuz?

Beyin Diyetinin Size Sağladıkları

Beyin, vücudun %2'sini işgal eder ancak buna karşılık günlük sindirilen glikozun %20'sini tüketmektedir. İşte bu yüzden, yani beynimizi ihtiyaç duyduğu besleyici maddelerden yoksun bırakmamak için, sağlam bir beslenme diyeti izlemenin vakti çoktan geldi diyebiliriz.

1- Kilo vermek veya kilo kontrolü sağlamak amacı ile diyet yaparız. Vücudumuzu şekle sokmak ümidi ile spor salonlarında zaman geçiririz. Ancak çoğu zaman, tüm bunları yaparken, çok önemli bir kasımızı beynimizi unuturuz. ”Beyin diyeti” olarak adlandırılan bir beslenme diyeti duydunuz mu daha önce? Öğrenmek için, takip eden makaleyi okuyabilirsiniz.

”Beyin Sağlığı”, stresi kontrol altına alarak, nörodejeneratif hastalıklardan korunarak ve hafıza ile zekayı geliştirerek yaşam kalitesini arttırmayı amaçlayan bir tekniktir. Beyin Beslenmesi Çoğu zaman, vücudumuzda güçlü bir müttefik olan beynimizi nasıl beslememiz gerektiğini düşünmeyiz. Beyin, vücudumuzun %2’sini işgal eder ancak günlük sindirdiğimiz glikozun %20’sini tüketmektedir. Beyin Gün sonunda, izlemiş olduğunuz beslenme diyeti, beyin sağlığınızın daha iyi veya kötü olmasını etkileyicidir. Zihin fonksiyonlarını güçlendirici birçok farklı besin maddesi vardır; ancak her zaman dengeli bir beslenme diyeti uygulamanız gerektiğini unutmamalısınız. Diğer bir deyişle, eğer öğle yemeğinde fast food tüketecekseniz ve de tatlı olarak bir parça meyve yemeyecekseniz, sabahları yediğiniz bir avuç cevizin size bir faydası olmayacaktır. Ayrıca; omega 3 ve 6 yağ asitleri, vitamin ve protein içeren besinler tüketmeniz ve de günde en az iki litre (yazları veya egzersiz yaptığınız zamanlarda üç litre) su içmeniz gerektiğini unutmamalısınız. Bunun yanı sıra; hareketsiz yaşam tarzı ve sabahları kahvaltı etmemek (üstünüzü giyinirken veya saçınızı yaparken içtiğiniz bir fincan kahve kahvaltı sayılmıyor) gibi kötü alışkanlıklardan kaçınmalısınız.

Normal şartlarda, beyin glikoz ile beslenir. Günlük tükettiğiniz kalori ve yağ miktarını azalttığınızda, beyninizin beslenme oranı da buna bağlı olarak değişmektedir. Hatta bu organizma, enerji eksikliği durumunda, fonksiyonlarını normal şekilde yerine getiremeyebilir de. Bu sebepledir ki, beyninizi beslemeniz oldukça önemli kabul edilir. Çünkü ancak bu sayede, ona fonksiyonlarını normal şekilde yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjiyi verebilirsiniz.

Aklımız, bir kasımızı hareket ettirmek için ilgili mesajı gönderir, duygularımızı yönetir, yaklaşan bir doğum gününü hatırlamamızı sağlar veya geceleri daha iyi dinlenmemize yardımcı olur. Büyük şehirlerdeki yaşam hızı, hiç şüphesiz, beyin sağlığı açısından iyi değildir. Bu koşullarda, genellikle egzersiz yapmak veya yeterince dinlenmek için vakit bulamazsınız ve dört bir yanınızda yağlı ve şekerli yiyecekleri bulursunuz. Yemek yerken acele etme eğilimindesinizdir ve genellikle kullanışsız, katı bir diyete bağlı kalırsınız. Bu durumların tümünde, vücudunuza ihtiyaç duyduğu besinleri veremiyorsunuz demektir ki buna beyniniz de dahildir.

Her çeşit hastalıktan korunmak için, vücudunuzu bir bütün olarak düşünün ve ona iyi bakmaya bir an önce başlayın. İyi beslenen bir beyin demek; daha az yorgunluk hissi, daha kuvvetli konsantrasyon ve dikkat, daha kuvvetli hafıza ve günlük fonksiyonlar yerine getirilirken daha aktif ve enerjik olabilmek demektir. Tüm bunlar da, çevrenizdeki insanlarla daha az tartışma veya problem yaşama anlamına gelmektedir.

Beyin Diyetinde Mutlaka Bulundurmanız Gereken Besinler

Bu başlık altında bahsedeceğimiz besinler, ”beyin diyeti” olarak adlandırılan rutinde her hafta veya her gün tüketmeniz gereken besinleri kapsamaktadır. Bu besinleri öğünlerinizde bulundurmaya özen gösterirseniz, olumlu sonuçları en kısa zamanda gözlemlemeye başlayabilirsiniz.

Su: Bu madde, hiç şüphesiz, yaşamımızı devam ettirebilmemiz açısından hayati öneme sahiptir; zira vücutlarımızın büyük kısmı bu sıvıdan ibarettir. Eğer su içmekten hoşlanmıyorsanız, az şekerli çaylar, doğal meyve suları, portakal gibi meyveler veya ev yapımı smoothie gibi içecekler sizin için alternatif olabilirler. Beynimizin %91’i sudan oluşmaktadır; dolayısı ile yeteri kadar su tükettiğimizden emin olmalıyız. İnsan vücudu, yemek yemeden iki aya kadar dayanabilir; ancak su içmeden dayanabileceği maksimum süre iki haftadır. Günde tüketmeniz gereken ortalama su miktarı iki litre olarak belirtilmektedir, ancak bu ne kadar fiziksel aktivitede bulunduğunuza, nasıl bir işte çalıştığınıza, kaç kilo olduğunuza, boyunuzun uzunluğuna, yılın hangi döneminde olduğunuza ve benzeri durumlara göre değişiklik göstermektedir.

Brokoli: Bu, günlük beslenme diyetinizde muhakkak bulundurmanız gereken süper bir sebzedir. Brokoli, turpgiller ailesinin kralıdır ancak dilerseniz lahana, karnabahar ve Brüksel lahanası gibi brokoli benzeri diğer sebzeleri de diyetinizde bulundurabilirsiniz. Bu sebzeler, bol miktarda protein ve az miktarda kalori içermektedirler. Ayrıca yüksek oranda su ve tonlarca vitamini (A, B, C, E ve K) bünyelerinde barındırmaktadırlar. Bunlara ilaveten size folik asit, flavanoid ve lutein de sağlarlar. Brokoli, hafıza kaybını önlemek açısından mükemmel bir sebzedir çünkü harika bir antioksidan kaynağıdır. Buğulanmış veya ızgara brokoli yemeyi tercih etmelisiniz, çünkü böylelikle pişirme esnasında fazla miktarda C vitaminini kaybetmemiş olursunuz.

Brokoli Yulaf Ezmesi : Bu kahvaltılık gevreği; portakal suyu, süt veya yoğurt eşliğinde tüketebilirsiniz. Tonlarca protein ve bol miktarda aminoasit içerir, ayrıca doymamış yağlar, B ve E vitaminleri, magnezyum, potasyum ve selenyum da bu müthiş yiyecekte bulunmaktadır. Oldukça besleyicidir ve hafıza üzerinde olumlu etkileri vardır.

Tüketmek için klasik bir tarif: bal ile tatlandırılmış, bir fincan inek sütü ve iki yemek kaşığı pişirilmiş yulaf ezmesi olarak belirtilebilir. Bu; soğuk havalarda, yatmadan önce tüketmek için oldukça ideal bir içecektir. Muz Bu meyve bilgeliğin meyvesi olarak da bilinir çünkü Hindistan’daki en akıllı insanlar onu, muz ağacının gölgesinde uzanırken yerler. Muzda; iyi şeker, B ve C vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum bulunmaktadır. Muzu, iyice olgunlaştıktan sonra, yani koyu sarı veya kahverengi oldukları zaman tüketmenizi tavsiye ediyoruz; çünkü bu dönemde içerdikleri şeker daha kolay emilebilir ve doğrudan beyne iletilebilir. Ayrıca, hafıza ve ruh hali ile sorumlu olan özel bir nöro-vericinin üretimini sağlarlar.

Yeşil Çay : Yeşil-çay Bu muhteşem Doğu çayı, tonlarca faydalı içeriğe sahiptir. Mayalanmamıştır, yüksek miktarda antioksidan, manganez, oksalik asit ve benzerlerini içermektedir. Tümörlerin büyümelerini engelleyicidir, arındırıcı bir içecektir ve beyin fonksiyonlarını korur. Tüm bunlara ilaveten yeşil çay kilo vermek ve yağ yakmak için de idealdir.  

Devamını oku...

Rüyalar Aleminde Yeni Keşif!

California Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, sadece bir düğmeye basarak uyuyan farenin rüya görmeye başlamasını sağladı. Araştırmacılar beynin medulla adı verilen ilkel bölgesinde yer alan sinir hücrelerine optogenetik bir düğme yerleştirerek, bu hücrelerin nöronları aktif ve pasif duruma getirmelerini lazerle kontrol etmeyi başardı. Nöronlar aktifleştirildiklerinde, fareler saniyeler içinde REM uykusuna daldılar. Hızlı göz hareketleriyle karakterize edilen REM uykusu, memelilerde iskelet kaslarının geçici felç durumuna girdiği ve beyin korteksindeki etkinliğin eşlik ettiği uyku evresidir.

Deneyde nöronları etkisizleştirmenin, farelerin REM uykusuna dalma yeteneğini azalttığı, hatta ortadan kaldırdığı görüldü. UC Berkeley ekibi bulgularını, Nature dergisinin 15 Ekim tarihli sayısında yayımladı. UC Berkeley’den Prof. Howard Hughes ve makalenin başyazarı Yang Dan şunları söyledi: “Önceden medullanın bu bölgesinin, REM uykusu sırasında iskelet kaslarının felç durumuna girmesinde rol aldığı düşünülüyordu. Burada gösterdiğimiz şey, bu nöronların REM uykusunu, kasların geçici felci ve beynin NREM uykusuna göre daha uyanık görünmesini sağlayan tipik kabuk aktivasyonun da aralarında olduğu tüm yönleriyle harakete geçirdiğidir.” Beyin sapı ve hipotalamusdaki diğer nöronların REM uykusu üzerinde etkisi olduğunun gösterilmesine rağmen, “REM uykusunun yüksek indüksiyonundan dolayı denemelerimizin yüzde 94’ünde, fareler nöronların etkinleştirilmesiyle saniyeler içinde REM uykusuna girdiler. Bunun, uykuya girip girmeyeceğinize karar veren görece küçük bir ağ içerisinde kritik bir düğüm olabileceğini düşünüyoruz.” diye ekliyor Dan.

Araştırmacılar, bu çalışmanın sadece beyinde rüya görmenin ve uyku üzerindeki karmaşık denetimin daha iyi anlaşılmasını sağlamayacağını, ayrıca bilim insanlarının farelerde rüya görmeyi durdurup başlatmasının neden rüya gördüğümüzü anlamamıza olanak sağlayacağını söylüyor. UC Berkeley’de doktora sonrası araştırmacısı olan Franz Weber, “Pek çok piskiyatrik hastalık, özellikle duygudurum bozuklukları, REM uykusundaki değişikliklerle ilişkilidir ve bazı yaygın kullanılan ilaçlar REM uykusunu etkileyebilir, bu nedenle zihinsel ve duygusal sağlığın hassas bir belirtisi olarak görünmektedir. Uyku çevirimi üzerine çalışma yapmanın, bu hastalıklara, ayrıca uykuyu etkileyen diğer nörolojik hastalıklara, Parkinson ve Alzheimer hastalıkları gibi, yeni bir bakış kazandıracağını umuyoruz,” diye anlatıyor. Yemek ve Rüya Görmek Araştırmacılar ayrıca, farelerde bu beyin hücrelerinin uyanıkken etkinleştirilmesinin, uyanık olma hali üzerinde bir etkisi olmadığını, fakat farelerin daha çok yemelerine neden olduğunu buldu.

Normal farelerde, bu nöronlar -nörotransmiter gama-amino bütrik asit (GABA) salınımı yapan bir sinir hücreleri dizisi, bu nedenle sıklıkla GABAerjik nöronlar olarak anılırlar. Fareler çok keyifli iki aktivite olan yemek yerken veya taranırken, uyanma süreçlerinde en çok aktif olan nöronlardır. Dan, medulladaki GABAerjik nöronların, beynin evrimsel süreçte çok eski bir diğer bölümü ponstaki nöradrenerjik nöronlar gibi stres nöronlarının tam tersine etki ettiğini düşünüyor. “Diğer araştırmacılar, koşarken aktif olan nöradrenerjik nöronların, yemek yerken veya taranırken pasif olduğunu buldular. Görünüşe göre sakinleşmişken ve huzurluyken, bu nöradrenerjik nöronlar kapanıyor ve medulladaki GABAerjik nöronlar açılıyor.” diye aktarıyor Dan. Bu GABAerjik nöronlar, omurga kanalının tepesinde bulunan medullanın karın kısmından, beyin sapının ve hipotalamusun pek çok bölgesine yansır, böylece pek çok vücut fonksiyonunu etkileyebilirler.

Bu bölgeler , düşünce ve mantığın merkezi beyin zarından daha ilkel ; nefes almak gibi otomatik işlevler ve kasların kontrol merkezi olduğu kadar, duygular ve doğuştan davranışların da oturduğu bölgelerdir. Optik Beyin Durumu Değişimi Dan, Weber ve çalışma arkadaşları, medulladaki REM bağlantılı bu GABAerjik nöronları araştırmak için optogenetik denilen güçlü bir teknik kullandılar. Bu teknik, bir virüs sayesinde, özel nöron türlerine ışığa hassas iyon kanalları eklemeyi gerektiriyor. Araştırmacılar bu virüsü GABAerjik nöronlara yönlendirmek için, işaretçi proteinleri bu özel nöronlara taşıyan, genetik olarak düzenlenmiş bir fare hattı kullandılar. Bir kere eklendiğinde, beyne eklenmiş optik fiber üzerinden lazer ışığıyla uyarılan iyon kanalları, nöronların etkinleşmesini sağlayabiliyor. Alternatif olarak, GABAerjik nöronlara iyon pompası eklemek, lazer ışığı uyarımıyla bu nöronların aktivitesini kapatmalarına olanak sağladı. Farelerin genetik olarak düzenlenmiş bu türünü kullanarak, araştırmacılar medulladaki bu nöronların aktivitesinin haritasını çıkardılar ve kısa periyotlarda nöronları aktifleştirme veya pasifleştirmenin, uyku ve uyanma davranışını nasıl etkilediğini kaydettiler. Ayrıca aynı nöron grubunu etkisizleştirmek için ilaç kullandılar ve çabuk olmaması ve uzun sürmesine rağmen REM uykusunda azalma tespit ettiler, çünkü ilacın etki etmesi için yaklaşık yarım saat gerekti ve çok yavaş tükendi. Ayrıca medulladaki bir başka nöron grubuna da ışığa duyarlı iyon kanalları eklediler: glutamat nörotransmiter salınımı yapan glutamaterjik nöronlar.

Bu nöronları aktifleştirmek hayvanları kısa sürede uyandırdı, GABAerjik nöronları etkinleştirmenin tam tersi etki ederek. Dan bu nöronlar üzerindeki çalışmalarını, sadece REM uykusunu etkileyecek şekilde değil, ayrıca NREM uykusunu da etkileyecek şekilde sürdürüyor.

Kaynak: University of California – Berkeley. “Dreams turned off and on with a neural switch: Activating small group of neurons in medulla causes rapid transition to REM sleep.” ScienceDaily. ScienceDaily, 15 October 2015. <www.sciencedaily.com/releases/2015/10/151015120128.htm>. Referans: Franz Weber, Shinjae Chung, Kevin T. Beier, Min Xu, Liqun Luo, Yang Dan. Control of REM sleep by ventral medulla GABAergic neurons.Nature

Devamını oku...

Meditasyonun Beynimize ve Vücudumuza Yaptıkları

Meditasyon ile beyinde sağlanılan fiziksel değişim inanılmaz!

Aristo’nun “Mutluluk kendimize bağlıdır” felsefesini bilimadamlarının son araştırmaları kanıtlıyor gibi. Yapılan araştırmalar meditasyon ve odaklanmayı arttıran uygulamalar ile daha mutlu bir beyni geliştirebileceğini belirtiyor. Bilimadamları uzun zamandır zevk ve arzu gibi duyguları harekete geçiren hormonlar hakkında bilgi sahibi olsa da, uzun zamandır “iyi” hissetmeyi ve memnuniyeti harekete geçirenin ne olduğu hakkında kesin bir bilgiye sahip değildi. Bu konuyu araştırmak isteyen Kyoto Üniversitesi’nden bilim insanları 51 gönüllü ile yaptıkları araştırma ile mutluluk seviyeleri arttıkça, beynin buna karşılık gelen kısımları bulmaya çalıştılar. Seçtikleri kişiler arasından daha pozitif kişilere karşılık daha üzgün kişileri inceleyen bilim adamları, bu kişilerde beynin çalışan bölgelerini incelediler. İlginç bir şekilde daha mutlu ve pozitif insanlarda beynin “Precuneus” kısmının daha büyük olduğu ortaya çıktı. Uzmanlar bu çalışma üzerinden Precuneus’un bir kas gibi geliştirebileceği tezine ulaştılar. Daha önceki araştırmalar, düzenli olarak meditasyon yapan insanların memnuniyet ve hatta kutluluk gibi duyguları hissetmesinin, beyinlerindeki Precuneus bölgesindeki gri maddenin artması ile açıklanabileceğini ortaya çıkarmıştı. Kyoto Üniversitesi’ndeki uzmanlar da bu son araştırmalar ile insanları neyin daha fazla mutlu ettiğini klinik anlamda ölçebileceklerini belirtiyorlar. Dr. Waturu Sato bu araştırmalara ile artık daha mutlu bir beyni geliştirmenin mümkün olduğunu belirtti.

Araştırmaya katılan gönüllülerin Precuneus büyüklüklerinde en büyük ile en küçük arasında %15 oranında bir fark ortaya çıktı. Her ne kadar mutluluk bireysel olarak algılansa da, beyindeki precuneaus bölgesinin ve onun etrafında ki gri maddedin büyüklüğü ile olan bağ kişisel mutluluğu etkileyen memnuniyet oranlarını arttırıyor. London School of Economics’den Prof. Paul Dolan ise bu araştırmanın sonucunun kendisini hiç şaşırtmadığını ve beynin diğer organlar gibi değişebilen ve genleşebilen bir yapıda olduğunu belirtti. Odaklanmanın beyni değiştiridği ve geliştiridiği sonucuna ulaşılan araştırmalardan biri de Londra’daki taksi sürücülerin 25,000 sokağı akıllarında tutarak belli bir adrese ulaşması gerektiği bir testin sonucu. Taksi şoförlerinin sadece yarısının geçebildiği bu testin sonunda uzmanlar, başarılı taksi şoförlerinin beyinlerindeki mekansal hesaplamaları yapan hippocampi kısımlarının, daha büyük olduğunu ortaya çıkardı. Buna ek olarak araştırma taksi şoförlerinin beyinlerindeki hippocampi kısımlarının daha önceden değil, bu teste çalıştıkça büyüdüğünü belirtiyor.

Prof Dolan, bizi mutlu ettiğini düşündüğümüz çoğu şeyin aslında uzun dönemde bir etkisi olmadığını belirtiyor. Bir işin odaklanarak yapıldığında, bunun hem duygusal statümüze hem de beynimize etkisinin olduğunu, özellikle sevilen bir müzik dinlenildiğinde beynin makinelerde her bölgesinin aktif olarak ışıldadığını belirtiyor. 

 Fizylojik Faydaları:

1. Oksijen tüketimini azaltır.

2. Solunum oranını düşürür.

3. Kan akışını artırır ve nabzı yavaşlatır.

4. Egzersize tahammülü artırır.

5. Derin seviyede fiziksel rahatlama sağlar.

6. Kan basıncını artırır.

7. Kan laktat düzeyini düşürür (yüksek seviyeler kaygı ataklarına neden olur).

8. Kas gerginliğini hafifletir.

9. Alerji ve Artirit gibi kronik rahatsızlıkların giderilmesine yardımcı olur.

10. Premenstrüel (adet dönemi öncesi) sendrom (PMS) belirtilerini azaltır.

11. Operasyon sonrası iyileşmeye yardımcı olur.

12. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

13. Virüs aktivitelerini ve duygusal stresi azaltır.

14. Enerji seviyelerini, gücü ve zindeliği artırır.

15. Zayıflamaya yardımcı olur.

16. Serbest kök sayısını azaltır ve doku hasarını minimum düzeye indirir.

17. Cilt direncini artırır.

18. Kolesterol seviyelerini düşürür, kardiyovasküler hastalıklar riskini azaltır.

19. Ciğerlere hava akışını, dolayısıyla nefes alıp vermeyi kolaylaştırır.

20. Yaşlanma sürecini yavaşlatır.

21. DHEAS (dehidroepiandrosteron) seviyelerini yükseltir.

22. Kronik rahatsızlıklarla ilişkili ağrıları önler, yavaşlatır veya kontrol altına alır.

23. Daha az terlemenizi sağlar.

24. Baş ağrıları ve migrenleri tedavi eder.

25. Beyin fonksiyonlarının düzenliliğini artırır.

26. Tıbbi bakım ihtiyacını azaltır.

27. Enerji verimliliğini güçlendirir.

28. Bireylerin spor ve diğer aktivitelere olan yatkınlığını artırır.

29. Astım semptomlarını ciddi anlamda hafifletir.

30. Atletik aktivitelerde performansı artırır.

31. İdeal vücut ağırlığına ulaşmanızı sağlar.

32. Endokrin sisteminizi düzenler.

33. Sinir sisteminizi rahatlatır.

34. Beynin elektrik aktivitelerinde uzun süreli, faydalı değişimler sağlar.

35. Kısırlığı giderir (kısırlık stresi, yumurtlamayı düzenleyen hormon salgılarına müdahele edebilir).

Psikolojik Faydaları:

36. Özgüveni artırır

37. Ruh hâli ve davranışları etkileyen serotonin seviyelerini artırır.

38. Fobi ve korkulardan kurtulmaya yardımcı olur.

39. Düşünceleri kontrol etmeye yardımcı olur.

40. Odak ve konsantrasyonu güçlendirir.

41. Yaratıcılığı artırır.

42. Beyin dalgası uyumluluğunu artırır.

43. Öğrenme becerisini ve hafızayı geliştirir.

44. Canlılık ve tazelik duygularını artırır.

45. Duygusal istikrarı artırır

46. İlişkileri geliştirir.

47. Zihinsel bozulma oranını azaltır.

48. Kötü alışkanlıklardan kurtlmayı kolaylaştırır.

49. Sezgileri güçlendirmeye yardımcı olur.

50. Üretkenliği artırır.

51. Ev ve işyerindeki ilişkileri güçlendirir.

52. Durumları daha net ve derinlemesine değerlendirmenize yardımcı olur.

53. Gereksiz sorunları göz ardı etmenize yardımcı olur.

54. Karmaşık sorunları çözme becerisini artırır.

55. Karakterinizi arındırır.

56. İrade gücü geliştirir.

57. Beynin iki yarım küresi arasındaki iletişimi güçlendirir.

58. Stresli durumlar karşısında daha hızlı ve etkili bir şekilde tepki vermenizi sağlar.

59. Algısal beceri ve motor performansını artırır.

60. Zeka büyümesini tetikler.

61. İş tatminini artırır.

62. Sevdiğiniz insanlarla yakın ilişkiler kurabilme kapasitenizi artırır.

63. Zihinsel hastalıklara maruz kalma olasılığını azaltır.

64. Sosyal etkileşimleri güçlendirir.

65. Agresif eğilimleri azaltır.

66. Sigara veya aşırı alkol tüketimi gibi kötü alışkanlıklardan kurtulmayı kolaylaştırır.

67. Uyuşturucu ve/veya ilaç ihtiyacını ve bağımlılığını azaltır.

68. Uyku ihtiyacınızı azaltır.

69. Daha kolay uykuya dalmanıza neden olur, uykusuzluğu giderir.

70. Sorumluluk hissini artırır.

71. Trafikteki öfke hâlini azaltır.

72. Huzursuzluğu azaltır.

73. Endişelenme eğilimini azaltır.

74. Dinleme ve empati kurma becerilerini artırır.

75. Daha doğru yargılara varmanıza yardımcı olur.

76. Hoşgörü seviyelerini artırır.

77. Yapıcı ve olumlu şekillerde tepki vermenize yardımcı olacak dinginliği sağlar.

78. Daha istikrarlı, dengeli bir karakter geliştirmenize yardımcı olur.

79. Duygusal olgunluğu artırır.

Spiritüel Faydaları:

80. Olayları bir perspektif dahilinde değerlendirmenize yardımcı olur.

81. Gönül rahatlığı sağlar, mutluluğa giden yoldur.

82. Amacınızı keşfetmenize yardımcı olur.

83. Kendi kendini gerçekleştirme eylemini güçlendirir.

84. Merhamet duygularını artırır.

85. Bilgeliği artırır.

86. Kendinize ve başkalarına dair daha derin bir anlayış kazanmanızı sağlar.

87. Beden, zihin ve ruh uyumunu güçlendirir.

88. Daha derin bir seviyede spiritüel rahatlama sağlar.

89. Kişinin kendini kabullenmesine yardımcı olur.

90. Bağışlayıcı olmanıza yardımcı olur.

91. Yaşama karşı tutumunuzu değiştirir.

92. Spiritel dünya ile daha derin bir ilişki kurmanızı sağlar.

93. Aydınlanma yolunda ilerlemenize yardımcı olur.

94. İçsel benliğinize odaklanma becerinizi güçlendirir.

95. Şimdiki zamanda yaşamaya yardımcı olur.

96. Sevgiye dair daha geniş, derin bir kapasite sunar.

97. Egonun da ötesinde gücü ve bilinci keşfetmenize olanak verir.

98. İçsel bir bilirlik hissi yaşamanızı sağlar.

99. Birlik hissi yaşamanızı sağlar.

100. Yaşamınızda eşzamanlılığı artırır.

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?