social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Bulaşıcı Olduğunu Bilmediğiniz Şaşırtıcı Şeyler!

Bir insandan diğerine yalnızca virüs ve mikropların mı bulaştığını sanıyorsunuz? Tıpkı virüsler gibi duygularımız da bulaşıcı!

Bulaşmasından korkmanız gereken tek şey mikrop ve bakteriler değil!. Duygular da bakteriler gibi bulaşıcı! Sosyal bulaşıcılıkla ilgili yapılan araştırmalar sonucuna göre ruh halleri ve davranışlar bir kişiden diğerlerine bulaşabiliyor.

Hareketlerimizin kendi kontrolümüz altında olduğunu düşünmeyi seviyor olsak da, yapılan bu araştırma çevremizdekilerin ve karakter özelliklerinin bizim üzerimizde oldukça kuvvetli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Sizler için beklenmedik bir şekilde bulaşıcı olan şeyleri ve bunlara karşı kendinizi nasıl koruyabileceğinizi araştırdık!

Negatif düşünceler de virüs ve bakteriler gibi bulaşıcı olabilir. Notre Dame Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre üniversitenin ilk senesinde kampüse yeni yerleşen öğrenciler, odalarını karamsar kişilerle payaştıklarında 3 ay sonra bu düşünce tarzı onlara da bulaşmış oluyor. Kötümser düşünmeye başlamadan önce başkalarının sizi hayatın zorluklarına karşı nasıl etkileyebileceğini düşünün.

Harvard ve California Üniversiteleri'nde, 5,000 kişi üzerinde yapılan yapılan araştırmalara göre yalnızca olumsuz duygular değil, mutluluk gibi olumlu duygular da bulaşıcı olabiliyor. Kendinizi mutlu hissettiğinizde size 1,6 kilometre yakınlıkta olan bir arkadaşınızın da kendisini mutlu hissetme ihtimali oldukça yüksek. Ayrıca komşularınız %34 oranında kendilerini daha mutlu hissediyor olacak.

Aynı araştırmada insanlara verilen fazladan 5,000 doların, mutluluk miktarını yalnızca %2 oranında arttırdığı ortaya çıkıyor. Neşeli ve mutlu bir arkadaşa sahip olduğunuzda ise mutluluk duygularınız %10 oranında artıyor. .

Illinois Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre akşam yemeği yiyen bir topluluktaki kişiler, başlangıç yemeklerini birbirlerine yakın seçeneklerden tercih ettiklerinde daha mutlu oluyorlar.

Eğer kilonuza dikkat ediyorsanız, önce kendi siparişinizi verin ve böylece arkadaşlarınızın sipariş edeceği yağlı seçeneklerden etkilenmemiş olacaksınız.

Beyin diğer insanlardaki stresi tespit etmek üzere donatılmış. Başkalarının stresli olduğunu nefes alıp verişlerinden ve diğer hareketlerden fark ettiğimizde kendi stres hormonlarımızda da bir hareketlilik görülüyor. Ayrıca bir başkasının stresinin size bulaşması için onunla aynı odada bile olmanıza gerek yok.

Stres e-mail, mesajlar, telefon görüşmeleri ve sosyal medya aracılığıyla size de bulaşabilir. Kendinizi stresli hissettiğinizde derin nefesler alın ve yeterli uyku uyumaya özen gösterin. Stresli olduğunuz zamanlarda güzel bir uyku çekmek asla bencilce bir davranış değildir. Aksine çevrenizdeki herkese faydası olur.

Aynı araştırma ekibi sigara içmeyi bırakan bir kişinin çevresindeki yakın arkadaşlarının ve aile üyelerinin sigara tiryakiliğinden %36 oranında uzaklaştığını ortaya koyuyor. Dahası, birbirini oldukça az tanıyan kişiler bile sigara bırakma konusunda birbirlerini %20 etkiliyor ve diğerlerinin de sigarayı bırakmasını sağlıyor. Görüldüğü üzere hastalıklarımızın kaynağı sadece beden değil duygusal çatışmalar de bedenimizi hasta edebiliyor. 

Devamını oku...

Gökyüzüne Kimyasallar Püskürtülüyor!

Chemtrails terimini hiç duydunuz mu? Kimilerine göre komplo teorisi; kimilerine göre insanlık suçu.

İnternette bu terimle arama yaptığınızda karşınıza çıkan siteler, dünyanın çeşitli yerlerinde devlete bağlı kurumların uçakla gökyüzüne zehirli kimyasallar püskürttüğünü iddia ediyor. Neye dayanarak?

Bazı uçakların bıraktığı beyaz jet izinin uzun süre kaybolmadığını, aksine yayılarak tüm gökyüzünü kapladığını iddia ediyorlar. Yine iddialara göre bu izler genellikle “gökyüzünü tarayarak” ilerleyen uçaklar veya uçak gruplarınca bırakılıyor. Yani uçaklar gökyüzünde ileri geri uçarak adeta gökyüzünü kaplamaya çalışıyor.

Peki neden?

Yerel iklim olaylarını etkilemek… Küresel ısınmayı yavaşlatmak… Yüksek irtifada atmosfere salınan kimyasal veya biyolojik maddelerin akıbetini araştırmak…

Bunlar chemtrail savunucularının sunduğu gerekçelerden bazıları. İsveç Yeşiller Partisi Genel Başkanı Pernilla Hagberg’in iddianın bir komplo teorisi olmadığını, CIA ve ABD Ulusal Güvenlik Dairesi’nin İsveç hükûmetiyle ortak olarak ülkesinde gökyüzüne kimyasal püskürttüğünü açıklamasıyla iddialar gerçeğe dönüştü.

Hagberg’e göre, “çeşitli kimyasallar, virüsler, virüs parçaları ve alüminyum ve baryum gibi metaller” içeren bu karışım, bilinçli olarak iklim değişikliği yaratmak için püskürtülüyor. İddiaları doğrulayan tek kaynak Hagberg değil.

Birleşmiş Milletler ve Bill Gates’in finanse ettiği bazı dernek ve kuruluşlar da gökyüzüne kimyasal püskürtüldüğünü kabul ediyor. Savunma olarak da, gökyüzüne yayılan bu yapma bulutların, güneş ışınlarını uzaya yansıtarak dünyanın ortalama ısısını düşüreceği, böylece kutuplardaki buzulların erimesini yavaşlatacağı söyleniyor.

Hatta Aircrap.org internet sitesi, bu tür çalışmalar için bir kronoloji dahi veriyor.

“Öngörülmedik sonuçlar yasası” (law of unintended consequences), evet tahmin ettiniz, yaptıklarımızın daima öngöremediğimiz bazı sonuçları olacağını söyler. Bulut örtüsünü artırmanın da, dünyanın ortalama ısısını düşürmek dışında bazı sonuçları olacaktır.

Bunların arasında iklimin değişmesi, belli bölgelerdeki bitki ve hayvan türlerinin artması/azalması, kuraklık/su baskını gibi olayların başgöstermesi ve daha niceleri bulunabilir. Tabii gizlilik içinde yürütülen bu çalışmaların sadece dünyanın ve insanlığın iyiliği için yapıldığına inanmak da saflık olur. İklim döngüsünü değiştirme ve kontrollü olarak aşırı iklim olayları yaratma kabiliyetinin, stratejik üstünlük sağlayan önemli silahlar olduğu uzun süredir biliniyor. Aşırı kimyasal kullanmaya dayanan tüketim alışkanlıklarımızın yol açtığı bir iklim sorununu yine kimyasallarla çözmeye çalışmak?

Buna ne denir, bilemedik. Anahtarın daha çok teknoloji kullanmakta değil, yavaşlamakta, sadeleşmekte saklı olduğunu bir tek biz mi düşünüyoruz acaba?

Kaynak: Jonathan Benson, Natural News Joan Biakov, aircrap.org 

Devamını oku...

Bakteriler Bile Bize Gülüyor!

Bakterilerin mizah anlayışı var mıdır bilmem; varsa antibakteriyel temizlik ürünlerinin üzerindeki “Bakterilerin %99,9’unu öldürür” ibaresine epey güldüklerine eminim. Neden mi?

Çünkü dünyada kaç tür bakteri olduğunu bilmiyoruz. Vikipedi, dünyada 5–10 milyon değişik tür bakteri olduğunu söylüyor, ama kimi kaynaklara göre sayı çok daha yüksek (1 milyar gibi). Zaten dikkat ederseniz, yukarıdaki cümlenin sonunda hep bir küçük yıldızcık oluyor. Onun anlamı da şu: “Test edilen bakterilerin %99,9’u.” (Daha teknik bir açıklama ilginizi çekerse, bu ifadenin bile yanıltıcı olduğunu şuradan okuyabilirsiniz.)

A Short History of Nearly Everything kitabının yazarı Bill Byron’a göre, biliminsanlarınca incelenmiş bakteri türleri, var olan türlerin sadece %1’i civarında. Çünkü çoğu bakteri laboratuvar ortamında yaşayamıyor. Yani kabaca diyebiliriz ki, antibakteriyel ürünlerle öldürebileceğimiz bakteri miktarı, toplam bakteri miktarının olsa olsa %1’i! Hijyen takıntısı olanlar için üzgünüm ama, vücutlarımız trilyonlarca bakteriyle kaplı.

Düzenli olarak yıkanan, sağlıklı bir kişinin bile derisinin her santimetre karesinde ortalama 100 bin bakteri bulunuyor. Bu bakteriler, ölü derilerimizle ve gözeneklerimizden fışkıran lezzetli yağlarla besleniyor. Onlar için biz, tükenmez bir gıda kaynağıyız.

Hem neden bakterilerden bu kadar korkuyoruz ki? Kabul, bazı bakteriler sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor. Kimileri ölümcül bile olabiliyor, ama bu türler genel toplam içinde son derece az.

Buna karşılık etrafımız faydalı bakterilerle sarılı. Yaşayabilmemiz için öyle olması da şart. Gerçekten de bakterisiz bir dünyada bir saat bile yaşayamayız. Çünkü bildiğimiz şekliyle yaşam döngüsü, tümüyle bakterilere bağlı. Havadaki oksijenin büyük kısmı tek hücreli algler tarafından üretiliyor. Okyanusun derinliklerindeki bu algler her yıl 150 milyon ton oksijen üretiyor. Farklı bakteriler atıklarımızı “hazmedip” doğada yok olmalarını sağlıyor; suları temizliyor.

Bir diğer grup bakteri, atmosferde bulunan nitrojeni alıp yaşam için vazgeçilmez olan nükleotidlere ve amino asitlere (yani gübreye) dönüştürüyor. Hem de son derece zahmetsizce. Aynı şeyi biz gübre fabrikalarında endüstriyel olarak yapmaya çalıştığımızda, hammaddeyi 500 dereceye kadar ısıtıp 300 atmosferlik basınca tâbî tutmak zorunda kalıyoruz.

bakteriler

Bakteriler yalnızca doğada ya da cildimizde yaşamıyor. Trilyonlarcası da vücudumuzun içinde bulunuyor: Ağzımızda, sinüslerimizde, saçlarımızda, gözümüzün yüzeyinde ve en önemlisi, bağırsaklarımızda.

Sayıları o kadar çok ki, kendi hücrelerimizin her birine karşılık 10 adet bakteriye ev sahipliği yapıyoruz. Vücudumuzda yaşayan bakteri sayısı kabaca 100 katrilyon. Sadece bağırsaklarımızda 400 cinsin üzerinde ve 100 trilyon civarında bakteri bulunuyor. Bu bakterilerin bir kısmı bağırsaklarımızın hazmedemediği şekerlerin, bir kısmı nişastaların hazmına yardımcı oluyor. Bazıları diğer bakterilere saldırarak bizi koruyor.

Kimilerininse bildiğimiz bir faydası yok. Misafirperverliğimizden hoşlandıkları için olacak, birlikte yaşayıp gidiyoruz. Ama bakterilerle her zaman iyi geçindiğimiz söylenemez. Zaman zaman ilaç sanayiinin hizmetimize sunduğu yüzlerce çeşit antibiyotikle onlara saldırıyoruz. Artık antibiyotikler öyle yaygın ki, hayvan yeminden tutun, sıvı sabunlara kadar hemen her yerde varlar. Böylece bakterileri dize getirdiğimizi düşünüyoruz.

Ne var ki, medeniyetler kurmuyor, göze bile görünmüyor olsalar da, dünyanın gerçek sahipleri bakteriler. Bu tek hücreli canlılar biz dünyaya gelmeden önce buradaydılar; muhtemelen dünyanın sonuna kadar da burada olacaklar. Gözle görünmez olduklarına bakmayın, dünyadaki canlıların hacimce %80’ini bakteriler oluşturuyor. Bakterilerin bir diğer özelliği de çok hızlı üremeleri.

Besin, ısı, nem koşullarının uygun olması durumunda tek bir bakteri 24 saat içinde 280 trilyon bakteriye dönüşebiliyor. 

Acaba dünyada üretilen antibiyotiklerin %70’ini sağlıklı hayvanlara vermek ne kadar akıl kârı? Ya da hastalığımızın bakteriyel mi virütik mi olduğunu bilmeden antibiyotiklere sarılmak? (Antibiyotikler virüsler üzerinde etkisiz).

Antibiyotikleri (ve antibakteriyel ürünleri) gerekli gereksiz kullanarak kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz.

İngilizce’de aşırı antibiyotik kullanımının yol açtığı dayanıklı bakteri türlerine verilen bir ad bile var: Superbugs, yani süper mikroplar.

Süper-enfeksiyonlara yol açan süper mikroplarla savaşacak silahımız yok. Mikrop takıntımızı tedavi etmekten başka…

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?