social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Uzun Bir Ömür İçin Tibet İksiri Tarifi

Size vereceğimiz tarifi,  1 ay boyunca yılda 2 defa uygulayabilirsiniz. İçinde bulunanlar, hastalıklardan korunmanızı sağlarken, sizi sağlıklı bir cilde kavuşturup, kırışıklıkların görünümünü engelleyecek.

Bu mucize Tibet iksiri 3 sağlıklı malzemenin harmanlanmasıyla yapılır. Vücudunuza iyi gelen sayısız faydalarının yanı sıra derideki hücreleri yenileyerek erken yaşlanma ile savaşır. Vücudunuzu içeriden destekleyerek bu faydaların dışa yansımasını sağlar.

Bu Tibet İksirinin İçindekiler Nelerdir?

Çok bilindik 3 malzeme kullanılır: limon, bal ve zeytin yağı.

Bu muhteşem besinler 1 tarifte bir araya gelerek, sayısız hastalıkla ve yaşlanma belirtileri ile savaşan çok güçlü bir doğal tedaviyi oluşturur.

Limonun Faydaları: Limon en güçlü meyvelerden birisi sayılır, vücudu iyileştirme ve hastalıklarla savaşma özelliği vardır. Bu zengin meyve, vücudunuzun toksinlerden arınmasını sağlar ve aynı zamanda doğal bir antibiyotik görevi görür. Limon, C vitaminin değerli bir kaynağıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için C vitamini vazgeçilmezdir ve aynı zamanda zatürre, bronşit, kabızlık, nezle, grip ve astım gibi birçok hastalığı iyileştirmekle görevlidir. Ayrıca P vitamini yani kılcal geçirgenlik vitamini içerir, bu da kılcal damar ve kan damarlarının duvarlarını güçlendirir. Limon potasyum, magnezyum, kalsiyum ve fosfor gibi mineraller bakımından zengindir ve güçlü bir B vitamini (B1, B2, B3, B5 ve B6) kaynağıdır. Bu zamana kadar yapılmış araştırmalar gösteriyor ki limon neredeyse 150’den fazla hastalığa deva oluyor. Bu da toksinleri ve vücudu zayıf düşürecek mikroorganizmaları uzaklaştırma yeteneğinden kaynaklanıyor. Zengin bir antioksidan kaynağı olduğu için, limon aynı zamanda cildin erken yaşlanmasını önleyerek, hücrelerin yenilenmesini sağlıyor.

Balın Faydaları:  Sağlıklı ve çeşitli besin içeriğinden ötürü, bal en sağlıklı doğal tatlandırıcılardan biri olarak kabul edilir. Organik bal; sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, manganez, bakır, fosfor, çinko ve selenyum gibi minerallerin yanı sıra, A ve C vitamini ve kompleks B vitaminlerini barındırır. Doğal bir tedavi olarak bal güçlü bir antibiyotik etkiye sahiptir ve skorbitle, kansızlıkla, bağırsaktaki enflamasyonla, ödemle, kabızlıkla, romatizma ile, baş ağrısı ve baş dönmesi ile savaşabilir. Ayrıca hücresel düzenleyici olarak çalışır ve beyin için hem güçlü hem de etkili bir toniktir. Antiseptik ve antivirüs özellikleri sayesinde bal; enfeksiyon, nezle, grip, boğaz ve kas ağrılarını tedavi etmek için kullanılmada önerilir.

Zeytinyağının Faydaları

Beslenmenize dahil edebileceğiniz en sağlıklı yağlardan birisidir zeytinyağı. Bu yağ oleik asit bakımından zengindir, bu madde de kolesterol seviyesini düşürerek sizi kalp krizinden korur. Ayrıca diğer mono doymamış yağ asitlerini içerir; bu da yüksek kan basıncına iyi gelir, kan dolaşımını güçlendirir ve diğer faydalarının yanı sıra damar tıkanmalarını önler. Zeytinyağının içinde hidrokarbon, sterol ve E vitamini gibi tokoferoller vardır, bunlar da hastalıkları önlemenin anahtarıdır ve aynı zamanda dokuların yenilenmesine fayda sağlar. Az miktarda polifenol (bu yağa tadını verir), karoten ve klorofil içerir ve diğer değişken organik içerikleri de hastalıklarla savaşmaya yardımcı olurken, zeytinyağına kendine has kokusunu verir.Zeytinyağı sağlıklı bir sindirime fayda sağlar, antioksidan özellik gösterir, anti-enflamatuvardır ve kalsiyum, magnezyum ve çinko emilimini sağlar.

Peki Bu Harika Tibet İksiri Nasıl Yapılır?

Bu malzemeleri karıştırarak, bağışıklık sisteminizi güçlendiren, kanınızı temizleyen, karaciğer sağlığınızı iyileştiren ve bir çok hastalıkla savaşan çok güçlü bir iksir elde edeceksiniz. Bu iksir bütün bu faydalarının yanında, ayrıca erken yaşlanma belirtilerini önleyerek, sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmanıza yardımcı olacak.

Malzemeler:

100 ml taze sıkılmış limon suyu

200 gram bal

50 ml zeytin yağı (ne kadar kaliteli olursa o kadar sağlıklı)

Hazırlanışı :

Bütün malzemeleri cam bir kasede karıştırıp kapağını kapatın daha sonra buzdolabına koyun. Bu iksirden her sabah aç karnına 1 çay kaşığı tüketmelisiniz. 1 ay boyunca her gün, yılda 2 kez olmak üzere uygulayın.  

Devamını oku...

Sakın Susuz Kalmayın, Yoksa!!

İnsan yaşamı için su olmazsa olmazdır. Vücut ağırlığımızın %50 ila 70’nin su olması ve vücut fonksiyonlarımızın birçoğunda  suyun önem arzediyor olması da; bu olmazsa olmazlığın bir göstergesi olsa gerek. Vücudumuzun normal su oranındaki susuzluktan, hastalıktan, egzersizden ya da ısıl gerilmeden kaynaklı  herhangi bir eksiklik zayıf hissetmemize sebebiyet verir. Önce susarız ve bitkinlik hissederiz ve dahası ciddi bir baş ağrısına maruz kalabiliriz. Bu durum da gerilmemize ve mental ve fiziksel olarak zayıflamamıza sebep olur.

Gün içerisinde sürekli olarak su kaybederiz, örneğin; nefes alıp verirken, dışkılama ve terleme yoluyla. Sağlıklı birçok insan iştah ve susama durumunun kontrolünde beslenme ve içme alışkanlığına bağlı olarak vücudunun su seviyesini önemli oranda düzenler. Fakat bebekler, hastalar, yaşlılar, atletler ve yorucu fiziksel mesleklerde çalışanlar için bu durumu kontrol etmek daha zordur .

Susuz Kaldığınızda Neler Olur?

Öncelikle susama mekanizmamız gerçek hidrasyon seviyemizin daima gerisindedir. Yani susadığınızı hissetmenizden önce vücudunuz aslında zaten susuz kalmıştır.

Araştırmalar; %1 gibi küçük bir düzeydeki dehidrasyonun (susuzluğun), insanın duygu durumunu, dikkatini, hafızasını ve motor koordinasyonunu olumsuz şekilde etkilediğini   ortaya koyuyor. İnsanlara dair veriler sınırlı ve çelişkili ancak görünen o ki; susuzluk beyin doku sıvısında azalmaya   sebep oluyor ve böylece de beyin hacmi küçülüyor ve hücre fonksiyonları geçici olarak etkileniyor. Vücudunuzdaki suyu kaybettikçe , kanınız daha yoğun (derişik) hale gelir ve bir noktaya ulaştığında da, bu durum böbreklerinizin su tutmasına sebep olur, sonuç ise: idrar atımında azalma görülür. Yoğun bir kan; kardiyovasküler sisteminizin kan basıncınızı korumak amacıyla kalp atış hızınızı artırabilmesini güçleştirir. 

Susuz vücudunuz sizi   örneğin egzersiz yaptığınızda ya da ısıl gerilme ile karşılaştığınızda bitkin ve yorgun olmaya sürükler. Bu durum da; örneğin; çok hızlı ayağa kalktığınızda, bayılmanıza sebep olabilir.   Öte yandan, su yetersizliği; vücudunuzun sıcaklığı düzenlemesini engeller. Bu durum da hipertermiye sebep olabilir .Vücut sıcaklığının normalin aşırı üzerine çıkması.

– Hücresel düzeyde ise, su, kan gibi diğer fonksiyonlar tarafından alındığı için hücrelerde büzülme meydana gelir. Beyin bu durumu hisseder ve susama hissini oluşturur.

Ne Kadar Su İçmeliyiz?

Normal su isteği; vücut yapısı, metabolizma, diyet, iklim ve giyim biçimi gibi birçok etkene bağlı olarak değişkenlik gösterir.   Su alımına dair ilk resmi açıklama 2004 yılında yapıldı. Institute of Medicine ‘a göre; yetişkin bir erkek birey için yeterli su alımı hergün 3.7 litre, yetişkin bir kadın birey için ise 2.7 litre olmalıdır.   Günlük toplam su alımının yaklaşık %80’i herhangi bir sıvı içecekten (su, kahve, çay, alkol vb.) ve kalan %20’si ise yiyeceklerden alınmalıdır. Fakat elbette ki; bu öneriler yaklaşık seviyededir.

İşte kendi hidrasyonunuzu nasıl gözlemleyebileceğiniz  :

Vücut ağırlığınızı takip edin ve normal taban seviyenizin %1’inde kalın. Taban seviyenizi; üç sabah üst üste (yataktan kalkıp kahvaltıya kadar olan sürede) ortalama vücut ağırlığınızın ortalamasını alarak bulabilirsiniz.

İdrarınızı gözlemleyin. Düzenli olarak idrar yapmalısınız (günde 3-4 kereden fazla) ve idrarınız açık sarı renkte ya da soluk saman sarısı renginde olmalı ve yoğun bir kokusu olmamalı. Eğer ki; idrar sıklığınız az ise, koyu renkli ise ya da aşırı keskin kokuluysa, daha fazla sıvı tüketmelisiniz. Yeteri kadar sıvı tüketmeye özen gösterin. Sıvı tüketiminiz susama hissinizi önlemelidir.

Kaynaklar: [1] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16028570 [2] http://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/07315724.2007.10719661?journalCode=uacn20#.VnHh1JN95Bw [3] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17921465 [4] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/26381562 [5] http://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/cphy.c130017/pdf [6] http://www.aafp.org/afp/2011/0901/p527.pdf [7] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16028570 [8] http://iom.nationalacademies.org/~/media/Files/Activity%20Files/Nutrition/DRIs/DRI_Electrolytes_Water.pdf [9] http://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/07315724.2007.10719661?journalCode=uacn20#.VnHh1JN95Bw Fiona Macdonald, “Here’s what happens to your body when you’re dehydrated,” http://www.sciencealert.com/here-s-what-happens-to-your-body-when-you-re-dehydrated  

Devamını oku...

Acaba Bunları Yanlış mı Öğrendik?

Aşağıdaki bu yazı , eminiz ki sizin için ezber bozan bir nitelikte olacaktır.

Artık dünya genelinde birçok insanın yiyeceklerle ilgili problem yaşadığı sır değil.

Dünya’nın birçok yerinde, toplumların büyük bir kesmi, diyabet ve obezite gibi sağlık problemleriyle karşı karşıya kalıyor. Ayrıca, önerilen beslenme şekilleri de insanları sağlıklı kilolarında tutmaya yetmiyor. Yeni bir çalışmanın bulgularına göre, bu durum aslında pek de şaşırtıcı değil. 800 katılımcının kan şekeri sevyelerinin bir hafta boyunca ölçüldüğü araştırmanın bulgularına göre; katılımcılar aynı yiyecekleri tüketseler bile, bu yiyeceklerin metabolize edilmesi kişiden kişiye göre değişiyor. Başka bir deyişle bir kişi için sağlıklı olan yiyecek, başka bir kişi için aynı değerde sağlıklı olmayabiliyor. Araştırmacılar bu sorunun birçok diyet sisteminin sonuçları değerlendirme şekliyle alakalı olduğunu belirtiyorlar.

Örneğin, glisemik ideks’i (GI) ele alalım. GI, yiyecekleri kan şekerini nasıl etkilediklerine göre sıraya koyar. Tabii ki, glisemik indeks yiyeceklerin glükoz seviyelerini nasıl etkileyebileceğinin belirlenmesi için iyi bir başlangıç noktasıdır. Fakat, bu bir grup insanın glisemik indeksi ölçülecek yiyeceğe nasıl tepki verdiklerinin bir ortalaması niteliğindedir. Bireylerin bu yiyeceğe vereceği tepkiler dolayısıyla farklı olabilir.   İnsanların aynı yiyeceğe farklı tepkiler verebiliyor olmalarıyla ilgili de literatürde büyük bir boşluk bulunuyor.

Araştırmacılar aynı yiyeceklere insanların verdikleri tepkileri ölçmek için, 800 katılımcının toplamda 46,898 öğüne verdikleri tepkileri ölçtüler. Cell’de yayımlanan bulgulara göre, belirli yiyeceklere verilen tepkiler insanlar arasında oldukça büyük oranda değişiyor. Bu durum evrensel beslenme önerilerinin faydalarının aslında sınırlı olabileceği önermesini ortaya çıkartıyor.

Örneğin; araştırmaya dahil olan, şekerli diyabete yol açabilecek düşük glükoz toleransı ve obesite problemi olan orta yaşlı bir kadının, birçok insanın sağlıksız besinler arasında gösteremeyeceği domatesi tükettikten sonra kan şekeri seviyesinin aniden yükseldiği bulundu. Hatta belki de bu birey için önerilecek beslenme şekline, şu ana kadar sağlıksız olarak değerlendirilmiş besinlerin eklenmesi, en sağlıklısı olacak olacak. Sonuç olarak, ‘sağlıklı’ olarak nitelendirilmiş bir besin sizin için sağlıklı, sağlıksız olarak nitelendirilmiş bir besin de sizin için sağlıksız olmayabilir. 

Devamını oku...

1 Gece Uykusuzluk Bile, Diyeti Bozuyor!

Yeni yapılan bir araştırma, uykusuz veya sağlıksız bir uyku ile geçirilen bir gece ile 6 ay boyunca yüksek yağ içeren gıdalarla beslenmenin insülin duyarlılığına eşdeğer düzeyde zarar verdiğini açığa çıkardı. Araştırma aynı zamanda , günlük sağlıklı uyku düzenimizin vücudumuz için ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Araştırmanın merkezinde ise, doktora derecesine sahip olan Josiane Broussard ve Josiane’nin Los Angeles’da bulunan Cedars Sinai Medical Centre’den meslektaşları bulunuyor. Araştırmada denek olarak köpeklerin kullanıldığını belirtmekte fayda var.

Çoğumuzun bildiği gibi vücut insüline daha az duyarlı bir hale geldiğinde (insülin direnci) kan şekerini sabit bir düzeyde tutabilmek için daha fazla insülin salgılanır. Bu durum zamanla, vücudumuzun insüline karşılık verme mekanizmasının uygun bir biçimde çalışmadığı ve kandaki şeker miktarının oldukça yüksek olduğu Tip 2 Diyabet Şeker Hastalığına sebep olabilir.

Şeker hastalıkları genel olarak, kalp rahatsızlıklarını da içeren, birtakım ciddi karmaşa/zorluk ile ilişkilendirilirler. Obezite veya aşırı kilo problemi yaşayan bireylerde şeker hastalığının akabininde insülin direncinin daha çok gelişme ihtimali oldukça yüksektir. Araştırma ile ilgili olarak Dr. Broussard: ‘’Araştırma, uyku eksikliği ve yüksek yağ içeren besinlerle beslenmenin insülin hassasiyetinin bozulmasına yol açtığını gösteriyor. Fakat durumun, insülin direncini daha fazla ve daha şiddetli bir hale getirdiği önceden bilinmiyordu.

Çalışmamızın sonuçları , bir gecelik total uyku yoksunluğunun insülin hassasiyetine verdiği zararın, 6 ay boyunca yüksek yağ muhteviyatı içeren besinlerle beslenmenin verdiği zarar kadar etkili olabileceğini gösteriyor. Bu çalışma ayrıca, yeterli bir uyku seviyesinin; kan şekerininin belirli bir düzeyde tutulmasını sağlama ve obezite, şeker hastalıkları gibi metabolik rahatsızlıklara yakalanma riskini azaltma konusunda ne kadar önemli olduğuna vurgu yapıyor.’’ diyor.

Çalışmayı yürütmek için, araştırmacılar obeziteye göre uyarlanmış bir beslenme biçiminin öncesi ve sonrasında, 8 erkek köpeğin insülin duyarlılıklarını ölçtüler. Yüksek yağ içeren beslenme biçiminden önce, araştırmacılar bir gece boyunca uykusuz bıraktıkları köpeklerdeki insülin hassasiyetini ölçmek ve bu hayvanlardan edinecekleri bulguları sağlıklı bir biçimde uykusunu almış köpeklerle karşılaştırmak için oral glukoz tolerans testini kullandılar.

Ölçümlerin akabininde, köpeklere 6 aylık bir periyod boyunca sağlıksız olarak sınıflandırabileceğimiz yüksek yağ içeren bir diyet uygulandı. Ve bu işlemin ardından köpekler yeniden test edildi. Yüksek yağ diyeti uygulanmadan önce, bir gece uykusuz bırakılan köpeklerin insülin hassasiyetlerinde %33 dolaylarında bir azalma meydana gelmişti. Testlerden sonra, uykusuzluktan kaynaklanan bu azalmanın, 6 aylık yüksek yağ içeren diyet sonucunda meydana gelen %21’lik azalma ile benzer olduğu saptandı. Yani araştırmaya göre, 6 ay boyunca uygulanan sağlıksız, yüksek yağ içerikli diyet tipi tek başına insülin hassasiyetini %21 oranında azaltıyorken, tek bir gece uykusuz kalmak aynı hassasiyete %33 oranında daha fazla zarar veriyordu. Köpekler bir kere yüksek yağlı diyet sebebiyle bozulmuş insülin duyarlılığına maruz kaldıkları için, bir gecelik uyku yoksunluğu insülin duyarlılığına daha ileri derecede zarar vermemiştir.

Dr. Broussard: ‘’Köpeklerde, bir gecelik uyku yoksunluğu ile 6 ay boyunca yüksek yağ içeren besinlerle yapılan diyet faktörleri, benzer derecelerde insülin duyarlılığını azalttı. Bu durum insülin direncine neden olan yetersiz uyku ve yüksek yağ içeren diyet durumlarının benzer bir mekanizmaya sahip olduğuna dair bir izlenim uyandırabilir. Bu durum aynı zamanda , yüksek yağ içeren beslenme biçiminden sonra insülin duyarlılığının, uykusuzluk ile daha fazla azaltılamayacağı anlamına da gelebilir.’’ şeklinde bir açıklama daha yapıyor. Bozulmuş insülin duyarlılığına ek olarak, uykusuzluk tükettiğimiz besin miktarının ve metabolik rahatsızlıklara yakalanma riskinin artmasına yol açabilir. The Obesity Society’in sözcüsü Caroline M. Apovian, hekimlerin hastalarına sağlıklı bir uyku sürecinin önemini belirtmelerinin oldukça ciddi bir iş olduğunu vurgulayarak devam ediyor, ‘’Pek çok hasta dengeli bir beslenme biçiminin önemini biliyor. Fakat, çoğunun sağlıklı bir uyku halinin vücuttaki dengeyi korumaya yönelik ne kadar önemli ve hassas bir mekanizmaya sahip olduğuna dair net fikirleri yok.’’ Dr. Broussard’a göre, araştırma ile ilgili yeni çalışmalar uyku, beslenme ve bu faktörlerin insülin hassasiyeti ile bağlantılı ilişkilerine açıklık getirebilen yolları irdelemelidir. Ayrıca klinik çalışmalarda yeni yeni mercek altına alınan kurtarma uykusundan sonra, insülin direncinin gelişip gelişmediğini belirlemek önemli olacaktır. Bu tip temel bilimsel çalışmalar ve köpeklerle ilgili modeller, obezitenin nedenleri ve zorluklarını anlamak ve hastalığın engellenmesine olanak tanıyan mekanizmaları tanımlamak açısından kritik bir öneme sahiptir.

Kaynak: Obesity Society. (2015, November 4). Insulin sensitivity: One night of poor sleep could equal six months on a high-fat diet, study in dogs suggests. ScienceDaily. Retrieved November 6, 2015 from www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151104134039.htm 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?