social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Alkol Bağımlılığı ve Göz Rengi Arasındaki Şaşırtıcı Bağlantı.

Yeni yapılan bir araştırma sonujçarı oldukça şaşkınlık yarattı.

Hücresel, moleküler ve biyolojik bilimlerde doktora öğrencisi Arvis Sulovari ve Microbiology and Molecular Genetics’den doçent doktor Dawei Li öncülüğünde yürütülen bu araştırma, bir kişinin göz rengi ile alkol bağımlılığını ilişkilendiren ilk çalışma olma özelliğini taşıyor.

American Journal of Medical Genetics: Neuropsychiatric Genetics (Part B)’de yayımlanan çalışmanın sonuçlarıyla bilim insanları yalnızca alkolikliğin değil aynı zamanda psikiyatrik hastalıkların da köklerini bulmayı umut ediyorlar. Sulovari’nin belirttiğine göre bu çalışma, alkol bağımlılığı klinik tanısında göz renginin kullanılmasının mümkün olabileceğini öne sürüyor. 

Araştırmacıların bulgularına göre; alkol bağımlılığına açık göz rengine sahip Avrupalı-Amerikanlarda rastlanma oranı, koyu göz rengine sahip olanlardan daha fazla. Özellikle mavi gözlü Avrupalı-Amerikanlar, alkol bağımlılığına yatkınlığı en yüksek olan grup.

Yapılan çalışmada bilim insanları ayrıca, göz rengini tayin eden genetik bileşenleri ana hatlarıyla belirlediler ve bu bileşenlerin fazla alkol kullanımıyla ilişkili genlerle aynı kromozom üzerinde olduğunu gördüler. Fakat Li, henüz bunun sebebini bilmediklerini ve öğrenmek için yeni araştırmalara ihtiyaç olduğunu belirtiyor. 2012 yılında University of Vermont’a gelen Li, 10 yıl süresince psikiyatrik genetik üzerine çalışma yürütmüştü. Bu 10 yıllık süre zarfı içerisinde, çoğunluğu afrikalı-amerikan ve avrupalı-amerikan olmak üzere 10,000’den fazla, en az bir psikiyatrik rahatsızlığı olan bireylerin klinik ve genetik veri tabanını oluşturmak için hekimlerle ve bilim insanlarıyla çalışmıştı. Örnek alınan bu bireylerin çoğunda alkol ya da uyuşturucu bağımlılığının yanı sıra depresyonun, şizofreninin ya da bipolar rahatsızlıkların olduğu çoklu hastalık teşhisi bulunuyordu.

Li’ye göre bu rahatsızlıklar oldukça karmaşık, çünkü bu rahatsızlıkları tetikleyen birçok gen ve çevresel faktör bulunuyor. Yapılan araştırmada bilim insanları, Li’nin de oluşturulmasına katkı sağladığı bu geniş çaplı veri tabanından Avrupa soyundan alkol bağımlarının örneklerini seçtiler. Bu filtreleme sonucu bilim insanları, alkol bağımlısı 1,263 örneğe ulaştılar. Sulovari, göz rengi ile alkol bağımlılığı arasındaki ilişkiyi farkettiğinde, araştırmacılar analizlerini üç kez tekrarladılar. Grupları yaş, cinsiyet, değişik etnik ve coğrafi konum-örneğin; kıtanın kuzey ve güney tarafı gibi  üzerinden tekrar tekrar oluşturup kıyasladılar. Bundan sonraki adımda Li, kültürel geçmiş (birikim) ve genetik yapı üzerine araştırmalarını derinleştirerek, mental hastalıkların mekanizmalarını bulmayı hedefliyor. Buradaki en büyük zorluk ise, geçtiğimiz 20 yılda tanımlanmış genler , sorumlu genetik yapının yalnızca küçük bir yüzdesini aydınlatabiliyor. Geriye kalan büyük kısım, hala bilinmezliğini koruyor. 

Li kayıp genlerin izini sürmek için yaptığı başvuru kabul edilmiş durumda, bunun yanısıra Li hasta örneklerinin olduğu büyük veri tabanını kullanıp araştırmasına devam edebilmek için fon bulma çalışmalarına da devam ediyor. Li ayrıca Sulovari ile olan çalışmasını bir sıçrama tahtası olarak nitelendiriyor.

Kaynak: University of Vermont. (2015, June 30). Eye color may be linked to alcohol dependence. ScienceDaily. Retrieved June 30, 2015 from www.sciencedaily.com/releases/2015/06/150630135258.htm 

Devamını oku...

Sabahlamak, Beyinde Nasıl Hasarlar Yapar?

Sabahlamanın kaçınılmaz olduğu anlar vardır. Sabaha hazırlanan bir ödev, acilde yatan bir aile üyesine refakat etme ya da yoğun bir iş dönemi sabahlamak için geçerli sebepler olabilir. Ancak bunun vücudunuzda yarattığı zararların farkında olmalısınız.

Norveçli nörobilimciler (sinirbilim) gece boyunca uyumamanın sağlık üzerindeki potansiyel yansımalarına yakından baktılar. Çalışmanın sonunda, sabahlayanlar için hiç de hoş olmayan bulgulara rastlandı.

Çalışma için 21 sağlıklı erkeğe bir dizi Yayınımsal MRI testiyle (DTI) tensör görüntülemesi yaptılar. Bu sistem vücuttaki su difüzyonunu ve dolayısıyla sinir sisteminin sağlığını gösteriyor. Gönüllüler 23 saat boyunca uyanık kaldılar. Kontrol koşullarını sağlamaları için, çalışma esnasında, kendilerine alkol, kafein ve nikotin tüketmeleri için izin verilmedi. DTI taramasından önce ise herhangi bir şey yiyemiyorlardı. Rapor, beyindeki beyaz maddenin içinde, uykusuz geçen bir geceden sonra mühim sayılabilecek değişikliklere rastlandığını söylüyor. Bulgular, uyku yoksunluğunun yaygın fraksiyonel anizotropi ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Diğer bir deyişle, uykusuzluk beyindeki bağlantı ağlarını bozuyor. Zaten, siz de uykusuz kaldığınız bir geceden sonra düşüncelerinizi toplamakta zorluk çektiğinizi fark ettiyseniz, bunu birinci elden test ettiniz demektir.

Beyinde bahsi geçen değişikliklerin, korpus kallozum, beyin sapı, talamus, frontotemporal ve parieto-oksipital bölgede gerçekleştiği gözlendi. Kesin olmayan konu ise bu zararın ne kadar kalıcı olduğu.

Örneğin; uykusuz geçen gecenin ardından gelecek gecede çekilen uzun bir uyku verilen bu zararı tamir edebilir mi? Ayrıca bir diğer soru da, diğer faktörlerin sinirsel dokunun tamirinde ne kadar etkili olduğu.

Raporun başyazarı Torbjørn Elvsåshagen, “Benim hipotezim uykusuz bir gecenin beyaz madde üzerindeki varsayılan etkilerinin kısa dönemli olduğu ve bir ya da daha fazla geceden sonra bunun normale döneceği yönünde,” dedi. “Ancak, kronik uykusuzluğun beynin yapısında uzun süreli değişikliklere yol açabileceği de güçlü bir hipotez,” diye ekledi. Çalışmanın şaşırtıcı sonuçlarından birisi de, katılımcılardan ikisinin diğerleriyle aynı beyin özelliklerini göstermemesi oldu. Bu belki de bazılarımızın uykusuzluğa karşı daha iyi korunduğu fikrini akıllara getirdi. Bir devam çalışması, daha fazla beyin ve sinir testi yaparak ek taramalar gerçekleştirebilir ve daha kısa zaman aralıklarıyla çalışabilir. Böylece sorulan diğer sorulara daha ayrıntılı cevaplar verilebilir.

Şimdiye kadar birçok çalışma aynı soruya yöneldi: Uykusuzluk beynimize müdahale ettiği kadar genlerimize de müdahale ediyor mu? Bu yüzden de bunun oldukça mühim bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Bu yılın başında, İsveç’ten bazı araştırmacılar vücutlarımızdaki biyolojik saati bir gecede herhangi bir ilaç almadan değiştirmenin yolunu buldular. Yani ömrümüzün yarısını geçirdiğimiz uykuyla ilgili çalışılacak daha pek çok konu, ortaya çıkması beklenen pek çok sır var.

Kaynak: “Here’s what happens to your body when you stay up all night,” http://www.sciencealert.com/here-s-what-happens-to-your-body-when-you-stay-up-all-night  

Devamını oku...

Tatlandırıcı Stevia Zararlı mıdır?

Yüzyıllardır Güney Amerika’da tatlandırıcı olarak kullanılan stevia bitkisi son yıllarda kilo almak istemediği için şeker yerine aspartam kullananların gözdesi oldu. Peki stevianın arkasındaki hikaye nedir? İyisiyle kötüsüyle stevia'yı araştırdık.

Şekerden 300 kat daha tatlı olan stevia, şeker kamışından üretilen ve işlenen şekere oranla kalori açısından çok düşük. Bizim son yıllarda raflarda gördüğümüz stevia markaları, stevia bitkisinin arıtılmış özü ve buna Rebaudiyosid A veya kısaca Reb A deniyor.

Düşük kalorisinin yanında bir tercih edilme sebebi de kan şekerini yükseltmemesi. 16. yüzyılda bu bitkiyi keşfeden botanist Petrus Jacobs Stevus’dan adını alan stevia bitkisi, güney Amerika’nın Guarani insanları tarafından şifa niyetine kullanılıyormuş. Daha sonra 1970'lerde Japonya’da suni tatlandırıcılar yasaklanınca, stevia bir alternatif olarak kullanılmaya başlanmış. Avrupa Birliği’nde kullanım onayı alması 2011, Amerika’da ise 2008 yılını bulmuş.

Stevia'yla ilgili en enteresan gerçekler, bu tatlandırıcının arkasındaki şirketlere baktığımızda ortaya çıkıyor. Her ne kadar 1980'lerde hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde stevia'nın üreme gelişiminde ve genetik mutasyon üzerinde negatif etkileri olabileceği ortaya çıkmışsa da, 2000'lere geldiğimizde bu çalışmalara fazla bakılmadı.

Stevia özellikle iki ayrı marka tarafından öne çıkartılıyor, birisi Truvia diğeri de PureVia.

Bu markaların arkasındaki isimler ise okuduğunuz anda düşündürüyor. Truvia’yı yaratan şirketler Coca-Cola ve Cargill. Truvia’nın rakibi PureVia’yı çıkaran şirketler ise PepsiCo ve Whole Earth Sweetener Company diye bir şirket, ve bilin bakalım bu şirketin sahibi kim?

Merisant şirketler gurubu olarak, Monsanto tarafından kurulmuş bir kuruluşa ait. Aynı şirket aspartam bazlı tatlandırıcılar Equal ve Canderel’i üretiyorlar.

Buraya kadar baktığımızda, aspartama alternatif olarak piyasaya sürülmüş bir ürün gibi duruyor stevia. Stevianın satıldığı Truvia markasına biraz daha yakından baktığımızda aslında söylendiği kadar doğal olmadığını gösteren başka şeylere de rastlıyoruz. Truvia markasının içinde eritrol ve de ksilitol var. Peki gelelim 'stevia sağlıklı mı?' sorusuna:

Bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma 2008 yılında Kaliforniya Üniversitesi’nde Center for Science in the Public Interest (Halk Sağlığı için Araştırma Merkezi)’de gerçekleştirilmiş. Bu çalışma sonucunda steviayı kanser, kromozom bozuklukları, genetik mütasyon ve de DNA kırılmalarıyla bağdaştırmışlar. Ancak bu konuda çalışmalar devam ediyor. Uzun yıllar kullanılmasına rağmen Japonya’da stevia'ya dair bir data toplanmadığı için, güvenilir bir araştırma sonucu yok. Dolayısıyla stevia'yla ilgili net birşey söylemek henüz mümkün değil. Ama dünyanın stevia çılgınlığına kapıldığı, satışların çok kısa zamanda hızla tırmanmasından belli oluyor. Yine de siz siz olun, illa kullanacaksanız az kullanmaya dikkat edin.  

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?