social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Bilinçaltımız Hasta Edebiliyor!

Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal  duygusal çatışma yaşadığımız olayların bizi hasta ettiğini belirtiyor ve “Hastalığı bedenden uzaklaştırmak tedavi edilmeli.  Ancak, bilinçaltımıza yerleşmiş ve hastalığa neden olan olumsuz düşünceleri tespit ederek onları dönüştürdüğümüzde hastalıkları kalıcı biçimde ortadan kaldırmak mümkün” diyor.

Fiziksel rahatsızlıklarımızla ilgili olarak hangi doktora gidersek gidelim, “stresten uzak durun” ifadelerini daha sık duymaya başladık.

Yaşamımızdaki her deneyim gibi hastalıklarımızı da düşüncelerimizle, bilinçaltımıza yerleşmiş inançlarımızla kendimiz yaratıyoruz. Ruh, zihin ve beden bütünlüğünü bozduğumuz zaman ruhsal veya fiziksel rahatsızlıklar baş göstermeye başlıyor.

Öfke hastalığı tetikliyor

Hastalıkların başlıca kaynağının ruhsal ve duygusal çatışmalar olduğunu söyleyen  Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal Şunları söylüyor:

“Yaşadığımız olaylar ve bunların bizde bıraktığı düşünce, inanç ve duygular bilinçaltımızda kodlamalar olarak yerleşiyor. Geçmişte yaşanmış bir olayı kodlayan bilinçaltı, o durumu hatırlatan bir imgeyle karşılaştığında sorunu aktifleştiriyor.  Duygusal çatışma yaşadığımız her durum bedenimizde belirli bir bölgeyi etkiliyor. Çatışmanın şiddetine bağlı olarak rahatsızlığın ölçüsü de değişiklik gösteriyor.

Yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, çarpıntı, sırt ve boyun ağrıları, egzama gibi rahatsızlıklar; en çok da korku, endişe, öfke, güvensizlik duyduğumuz zamanlarda ortaya çıkıyor. Öfke ya da korkuya kapıldığınızda kalbinizin ritmini, akciğerlerinizi ve diğer organlarınızın sağlıklı çalışmasını bozabilirsiniz.”

Kendi gücünü keşfet

Fiziksel rahatsızlıkların iyileşmesi için kişinin ruhsal ve zihinsel olarak iyileşmesi gerektiğini söyleyen Gülnur Ünal, “ Hayat sonsuz bir enerji ve bu enerjiyi iyi yönetmek tamamen bizim elimizde. Vücudumuzdaki her organ kendi enerjisiyle titreşim halinde ve her birinin frekansı var. Biz nasıl ki olumsuz düşüncelerle hastalığı yaratabiliyorsak olumlu düşünüp pozitif frekansa uyumlandığımızda iyileşebileceğimizin farkında olmalıyız” diye konuşuyor. Gülnur Ünal, insanların iyileştiklerine yürekten inanmaları halinde gerçekten iyileşmek için büyük bir adım attıklarını belirterek, bilinçaltına bu yönde telkinler vermenin önemine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor:

“Bilinçaltı söylenenleri koşulsuz kabul eder ve düşüncelerinizi gerçek kılmak için çalışır. ‘İyileşemiyorum, ağrılarım geçmiyor’ diyen bir kişi sürekli hastalığa odaklandığında bilinçaltı daha fazla ağrı oluşturur.  Çünkü tekrarladığımız söz ve düşünceleri hayatımızın gerçeği gibi yaşarız.  Vücudun kendi kendini onarma yeteneği vardır. Nasıl ki parmağımız kesildiğinde yaranın kapanacağından şüphe duymuyorsak kansere yakalanan bir kişi de tıbbi tedavinin sonuç vereceğine inanmalı ve iyileşme gücünün kendinde olduğunu bilmelidir. Bilinçaltımız bedenimizin tüm hayati fonksiyonlarını denetler ve tüm sorunların çözümünü bilir. Yeter ki biz iyileştirme gücünün kendi bilinçaltımızda olduğunun farkında olalım ve olumlu telkinlerle bu kabiliyetimizi kullanabilelim.”

Her duygu ve düşünce vücudun belirli bölgeleriyle rezonansa girerek o bölgede rahatsızlığa yol açar. :

·         Baş Ağrısı: Kendini muteber görmemek. Kendini eleştirmek. Korku.

·         Kilo: Korku, korunma ihtiyacı. Duygulardan kaçmak. Güvensizlik, kendini reddetmek. Doyum aramak

·         Bulimia: Kendinden nefretin çılgın bir doldurma ve boşaltması. Umutsuz dehşet.

·         Bunama (Alzheimer): Çocukluğuna sözde geri dönüş. Bakım ve ilgi talep etmek. Hayatın yükünden kaçış.

·         Cinsel Soğukluk: Korku, zevk almayı reddetmek. Cinsel ilişkinin kötü bir şey olduğuna inanmak. Duyarsız partnerler. Babadan Korkmak.

·         Depresyon: Sahip olma hakkına sahip olmadığını hissetmekten kaynaklanan kızgınlık. Umutsuzluk.

·         Hiperaktiflik: Korku. Kendini baskı altında ve çılgın hissetmek

·         Diyabet: “Keşke öyle olsaydı” düşüncesinden kaynaklanan özlem. Büyük bir kontrol ihtiyacı. Derin keder. “Geriye hiçbir tatlılık kalmadı.”

·         Horlama: Eski düşünce kalıplarını bırakmayı inatçı bir biçimde reddetmek.

·         Kalp Krizi: Para ya da mevki uğruna kalbindeki tüm sevinci yok etmek.

·         Kanser: Derin incinme. Uzun zamandır süren içerleme İnsanı yavaş yavaş yiyip bitiren bir sır ya da üzüntü. Nefretleri taşımak. “Ne yararı var ki?” yaklaşımı.

·         Kısırlık: Korku ve yaşama sürecine direnme veya ebeveynlik deneyimine ihtiyacı olamama.

·         Menepoz: Artık arzu edilmeme korkusu. Yaşlanma korkusu. Kendini reddetmek. Kendini yeterince iyi, yeterli hissetmemek.

·         Sağırlık: Reddetmek, inatçılık, kendini tecrit etmek. “Duymak istemediğiniz nedir? “Beni rahatsız etmeyin?”

·         Selülit: Biriktirilmiş öfke ve kendini cezalandırmak.

·         Tiroit- boğaz rahatsızlıkları: Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edememe:

·         Göz rahatsızlıkları: Hayatından memnun olmama, kendine güvensizlik, umut kaybı.

·         Dalak, pankreas rahatsızlıkları: Hayatın zevklerini yaşayamama, gelecekten ve başaramamaktan korkma

·         Boyun, omuz ağrıları:   Yaşamda esnek olmama, inatçılık, öfke kaynaklı duygusal çatışmalar.

Devamını oku...

Pozitifleşmenizi Sağlayacak 7 Egzersiz

Hayat koşuşturması, negatif insanlar ve diğer etkenler yüzünden üstesinden gelmek zorunda kalacağınız sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Neyse ki zor durumlarda beyninizin pozitif kalmasını sağlayacak egzersizleri öğrenerek bu durumu aşabilirsiniz. İşte o 7 egzersiz:

1- MİNNET DUYMAK

Her sabah kalktığınızda, sahip olduğunuz için şükrettiğiniz 3 şeyi yazmayı alışkanlık haline getiriniz. Bu şeyler ailenizle ya da işinizle ilgili olabilir. Hatta izlediğiniz bir gün doğumu ya da geçirdiğiniz güzel bir akşam bile olabilir. Hayatınızdaki olumlu her şey için küçük bir teşekkür edin. Minnet duydukça, teşekkür edecek daha çok şeye sahip olacaksınız.

Minnet duyacak bir şey bulmak zor diye düşünüyorsanız, şunu düşünün… Bugün uyandınız. Herkes bu şansa sahip değil…

2- DENGELİ OLMAK

Gün boyu dengeli olmak, kendinize olan güveninizi ve pozitif tutumunuzu etkileyen negatif enerjinin sizi raydan çıkarmasını engeller. Yoga, meditasyon, derin nefes alma, doğada yürüyüş ve diğer bir çok aktivite zihninizi dinlendirerek dengeli olmanıza yardımcı olabilir.

3- AKTİF OLUN

“Boş bir kafa şeytanın çalışma odasıdır.” Bu durumu anlatacak daha doğru bir söz olamazdı. Kafanız günlük işlerle meşgul oldukça, olumsuz enerji tüm gücünü yitirir. “Peki, dış etkenlerin ve insanların tadımızı kaçırmasını ne yapacağız?” diyorsunuz değil mi?

Aktif olduğunuzda ve günlük iş temposuna pozitif bir şekilde odaklandığınızda karşınıza bir sürü engel çıkma olasılığı var. Ama az önce bahsettiğimiz dengeli olma yöntemine başvurmak pozitif kalmanıza yardımcı olacaktır.

4- İYİ YİYİP İÇİN VE İYİ UYUYUN

Yediklerimizin, içtiklerimizin ve uykumuzun ruhsal ve zihinsel sağlığımıza etki ettiği yüz yıllardır bilinen bir gerçek. Çalışmalar, vitamin eksikliğinin zihin sağlığımızı olumsuz yönde etkilediğini ve bunun stres, gerginlik, depresyon ve diğer psikolojik bozukluklara yol açtığını ortaya koymuştur.

Uykuya gelince, uykusuzluktan muzdarip insanların daha sinirli, daha öfkeli ve daha saldırgan oldukları saptanmıştır. İyi bir uyku çekmek, size kendinizi daha mutlu, daha sakin ve daha yenilenmiş hissettirecektir. Rutin alışkanlıklarınızda yapacağınız küçük değişikliklerle büyük farklar yaratabilirsiniz. İyi yiyin, bol su için ve en az 8 saat uyuyun.

BAŞKALARINA YARDIM EDİN

Bazen, pozitif kalmayı başarabilmenin en iyi yolu etrafınızdakilerin de pozitif kalmasına yardımcı olmaktır. Diğerlerinin pozitif olmasını sağlayarak çevrenizdeki pozitif enerjiyi çoğaltırsanız, bu enerji size 10 kat fazlasıyla geri dönecektir.

6- BİLİNÇALTI EĞİTİMİ VE RUHSAL TEDAVİ

Bazen, iyi şeyler yaşayabilmek için, geçmişte yaşadığımız negatif olayların etkisinden kurtulmamız gerekir. Tapping, afirmasyon, nörolinguistik programlama ve ayna yöntemleri bunun için iyi bir başlangıç olabilir. Bu içsel keşif yolculuğu ile çocukluğunuzdan, kötü bir ilişkiden ya da travmatik bir deneyimden gelen yaralara ulaşıp, bu yaraların iyileşmesini sağlayabilirsiniz.

7- TUTKUNUZUN PEŞİNİ BIRAKMAYIN

Pozitif kalmayı sağlamada en önemli unsurlardan birisi sevdiğiniz şeyleri yapmak! Mesleğiniz ya da hobiniz size kendinizi iyi hissettirmiyorsa ya da sizi varmak istediğiniz hedeften uzaklaştırıyorsa değişim zamanı gelmiş demektir.

Yapmayı sevdiğiniz 3 şeyi yazın. Sonra da sahip olmak istediğiniz 3 fırsatı yazın. Güncel yaşam tarzınızı yazdıklarınızla karşılaştırın. Ruhunuzun istediği ile uyum içerisinde olmak hayat boyunca pozitif olmanızı sağlayacaktır.

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Rüyalarla İlgili Akıl Almaz 5 Gerçek!

Her geçen gün zihnimizin derinliklerine biraz daha inen araştırmacılar, uyuduğumuzda yaşanan gizemli olaylara ışık tutmaya başladılar.

Başınızı yastığa koyduğunuz anda, bilinciniz sizi terk eder. Ancak, beyninizde çalışan hücreler hareket halinde olmayı sürdürürler. Bazen çok gerçekçi bazen de korkulu rüyalar görmemizi sağlayan enerjiyi üretirler. Bazı insanlar kâbuslar görürken bazıları da geceyi huzurlu rüyalar görerek geçirirler.

Nedenini hiç düşündünüz mü?

Uyku kadar rüyalar da gizemli bir olgu. Ancak, araştırmacılar derin incelemeler yaptıkça şu cevaplara ulaştılar. İşte rüyalar âleminde olup bitenlerden bazıları;

1. Şiddet içerikli rüyalar bir işaret olabilir: Kâbuslar

REM uyku davranış bozukluğu olarak bilinen nadir görülen bir rahatsızlığın işareti olabilir. Bu rahatsızlık, kişilerin şiddetli tekmelerle, yumruklarla ve çığlıklarla rüyalarını dışa vurmalarına neden olur.

25 Temmuz 2010 tarihinde Nöroloji Gazetesi’nde yayımlanan araştırmaya göre, şiddet içerikli rüyalar Parkinson ve bunama gibi beyin hastalıklarının erken habercisi olabilir.

Sonuçlar, nörodejeneratif bozuklukların başlangıç evresinin, hastanın fark etmesinden ya da doktorun teşhisinden 10 yıl önce başlayabileceğini göstermiştir.

2. Gece kuşları daha çok kâbus görür :Geç yatmanın güzel yanları vardır elbette. Ama sonunda göreceğiniz tuhaf rüyalar bu güzelliğin bir parçası değil. 2011’de Uyku ve Biyolojik Ritimler gazetesinde yayımlanan bir araştırma, gece geç yatan kişilerin erken yatanlara oranla daha fazla kâbus gördüğünü göstermiştir.

Araştırmacılar, bununla birlikte, uyku alışkanlığı ile kâbus görme arasındaki ilişkiye neyin neden olduğu konusunda kesin bir sonuç elde edemediklerini dile getirdiler. Araştırmacıların tahminleri arasında, sabah kalkmadan hemen önce, REM aşamasında ya da rüya esnasında doruğa ulaşan kortizol stres hormonu yer alıyor. Kortizol yükselmesinin gerçekçi ya da korkulu rüyaları tetikleyebileceğini düşünüyorlar.

3.Erkekler daha fazla seks içerikli rüyalar görürler : Erkekler, kadınlara oranla daha fazla seks içerikli rüyalar görürler. Kadınların ise kâbus görme ihtimalleri daha fazladır. Uzmanlara göre, kadınların rüyaları/kâbusları 3 grupta incelenebilir: korkulu rüyalar (kaçırılma ya da hayatının tehlikede olması); sevdiği birini kaybettiğini gördüğü rüyalar ya da karışık rüyalar.

4. Rüyalarınızı kontrol edebilirsiniz : Eğer bilinçli rüyalar görmek istiyorsanız, video oyunları oynayabilirsiniz. “Ne alaka” mı? Psikolog Jayne Gackenbach’a göre, ikisi de bize alternatif gerçeklikler sunuyor. Oyun oynayan kişilerin oyunlarda olduğu gibi rüyalarında da kontrolü elinde tuttuğunu söylüyor .(Gackenbach) Kendilerini bedenlerinin dışından görebilen bu kişilerin oyun karakteri yönetir gibi kendi rüya âlemlerini de yönetebildiklerini göstermiştir. Bu rüya kontrolü, tüyler ürpertici bir kâbusu çok güzel bir rüyaya dönüştürebilir. Uzmanlar, bu yetenekle, geçmişte yaşanan travmaların da tedavi edilebileceğini belirtiyorlar.

5.Neden rüya görürüz?: Uzun yıllardır neden rüya gördüğümüzü araştıran uzmanlar, Sigmund Freud’un fikrine dayanan bir cevaba ulaştılar. Rüyaların uykumuzun REM aşamasının yan etkisi olduğunu açıklayan uzmanlar, nedenlerden bir tanesinin de eleştirel düşünce olabileceğini düşünüyorlar. Uzmanlara göre, rüyaların görsel ve genelde mantığa aykırı yanları, problemleri çözmede gerekli olan alışılmışın dışında olan düşünceleri tetikleyerek, gün içerisinde bizi uğraştıran sorunları aşmamıza da yardım ediyor.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Rüya Hakkındaki Bilinmeyenler

 Uyku üzerinde son yapılan bilimsel araştırmaları düşünecek olursak, rüyaların etkilerinin yüzlerce hatta milyonlarca yıldır Dünya mahlûklarını şaşkına çevirdiğinden şüphemiz yok. Ancak bu etkilerden en fazla insanoğlu büyülenmiş ve rüyalara karşı büyük ve bitmek bilmeyen bir merak duymuştur.

Yapılan çok sayıdaki çalışmaya rağmen hâlâ rüyalarla ve rüyanın temelini oluşturan öğelerle ilgili bilmediğimiz, anlamadığımız ama her geçen gün birer birer keşfettiğimiz gerçekler var.

İşte rüyalarla ilgili bilmiyor olabileceğiniz 10 gerçek:

1- Rüyalarla ilgili çalışmalar yapan bir bilim dalı bulunmaktadır: Rüyalar üzerinde çalışmalar yapan bu bilim dalı Oneiroloji olarak bilinir.

2- Rüya yorumları uzun yıllardır varlığını sürdürmektedir: Rüya yorumlama uygulamaları yüzyıllardır tüm hızıyla devam etmekte ve insanoğlunun ilgisini çekmeyi başarmaktadır.

3- Kişiler rüyalarında aynı şeyleri görebilirler: Herkes rüyasında farklı bir şey gördüğünü düşünür ama aslında çoğu insan rüyasında aynı şeyi görmektedir.

4- Ve evet, kişilerin büyük bir çoğunluğu seksle ilgili rüyalar görür: Bu rüyalar fantezi ve zevk şeklinde olur. Yani böyle rüyalar görmek gayet normaldir.

5- Rüyalar üzücü ve ürkütücü olabilir: Psikologlar rüyaların çoğunluğunun benzer içerikli öğelere sahip olduğunu kanıtlamıştır.

6- Herkes renkli rüyalar görmez: Rüyalar üzerinde yapılan bir araştırma çoğu kişinin aslında siyah-beyaz rüya gördüğünü göstermiştir.

7- Sigarayı bırakmaya çalışan insanlar daha canlı rüya görmeye eğilimlidirler: Sigarayı bırakan kişilerin daha gerçekçi rüyalar gördüğü kanıtlanmıştır.

8- Kasları felç eden REM uykusu esnasında motor nöron hücrelerinin uyarılması durur: Bu durum vücudun, kasları tamamen gevşeten uyku aşamasına(REM) ulaşmasıyla gerçekleşir.

9- Bazı canlı türleri uyku sırasında kompleks beyin aktivitesine sahiptir: Uyku sırasında çoğu olaylar ve eylemler beyinle etkileşim halindedir ve hayvanların büyük bir kısmı da bu etkileşimi hisseder.

10- Rüyalarımızın çok az bir kısmını hatırlarız.

 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?