social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Az Su İçersek Vücuda Neler Olur?

Yaşlanmanın kaçınılmaz olduğunu bildiğimiz halde, yaşlanma belirtilerini görmekten hiç hoşlanmayız.

Aşağıdaki belirtileri yaşıyorsanız, ne demek istediğimizi çok iyi anlıyorsunuz demektir. Kuru cilt, ince çizgiler ve kırışıklıklar Görme ve duyma yetisinde zayıflama, kırılan saç ve tırnaklar ,zor bükülen, ağrıyan eklemler ,hafıza problemleri ve yorgunluk .

Çoğu kişi bu belirtilerin yaşlanmanın doğal bir parçası olduğunu düşünür. AMA kimse bu masum görünen belirtilerin yaşlanma ile gelen ciddi sağlık problemlerinde de önemli faktör olacağını düşünmez. Medikal firmalar, yaşlanma belirtilerine karşı bir takım solüsyonlar üretiyorlar. Ancak bu solüsyonları kullanmadan önce şunu bilmelisiniz. Beslenme programınıza yapacağınız küçük bir ekleme ile çok daha basit, çok daha güvenli ve çok daha çabasız bir çözüme ulaşabilirsiniz.

ÇOĞU SAĞLIK PROBLEMLERİNİN ALTINDA YATAN BASİT NEDEN: SUSUZLUK

Bayanlar ve baylar, size bir haberimiz var: Büyük ihtimalle kronik susuzluktan muzdaripsiniz. Ama asıl sorun sadece su eksikliği değil.

Eğer, içtiğiniz su hücrelerinize kadar ulaşmıyorsa, bütün gün boyunca su içseniz de susuz kalmaya devam edersiniz. Evet, doğru duydunuz—Günde 8-10 bardak su içseniz bile vücudunuz susuz kalmaya devam edebilir. Hücreleriniz suyu emmiyorsa ve suyu kullanması gerektiği şekilde kullanmıyorsa, aşağıdaki belirtileri yaşıyor olabilirsiniz.

• Kuru cilt, ince çizgiler ve kırışıklıklar

• Kuru, kırmızı ve tahriş olmuş gözler

• Duyma ve görmede zayıflama

• Kolay kırılan saç ve tırnaklar

• Bükülürken ağrıyan eklemler

• Zayıf, kırılgan kemikler

• Damarlarda sertleşme

• Kabızlık

• Baş ağrısı ve yorgunluk

• Bulanık düşünceler

HÜCRELER SUSUZ KALIRSA NE OLUR?

Yaşlandıkça, hücrelerimizin su tutma yeteneği azalır, hücreler büzüşür ve sertleşir. Hücre susuz kaldığında hücrenin su tutmasına yardımcı olmak için, hücre zarı kendisini katı ve muma benzeyen bir madde olan kolesterolle kaplar. Zamanla, kolesterol kalınlaşmaya, oksijen ve besin yoluyla yayılmaya başlar. Toksinler dokularda birikir ve bu da çeşitli sağlık problemlerine yol açar. Hücrelerinize su ulaşmadığı takdirde, sağlığınız ve genç görüntünüz hızla bozulacaktır. Ve az önce de söylediğimiz gibi gün boyunca su içmek tek başına yeterli olmayabilir.

HÜCRELERİNİZE SU ULAŞTIRMANIN SIRRI OMEGA-3’MÜ?

Hücrelerinizin su emme ve su tutma kabiliyetini nasıl geliştirebilirsiniz?

Araştırmalar yağ asitlerinin sağlığı korumada ve yaşlandıkça hücrelerin susuz kalmamasında önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Omega-3 yağ asidi hücresel susuzluğa ve iltihaplanmaya iyi gelir. Balık yağı takviyelerinde, balıkta, bazı sebzelerde, keten tohumu ve cevizde bol miktarda Omega-3 bulunur. Omega-3’ün bir mucize olduğunu dile getiren uzmanlar, Omega-3 takviyelerinin vücudunuzu susuzluktan kurtarmada büyük bir etkiye sahip olduğunu söylüyorlar.

YENİ BİR OMEGA-3 KAYNAĞI: KARİDES YAĞI :

Yeni bir omega-3 kaynağı olan karides yağı kapsüllerini duymuşsunuzdur. Karides yağı kapsüllerinin, omega-3 yağ asitleri açısından çok zengin olduğu uzmanlar tarafından kanıtlanmıştır.

HÜCRELER KARİDESTEKİ OMEGA-3’Ü SÜNGER GİBİ EMER

Balık yağındaki omega-3’ten farklı olarak karides yağındaki omega-3 fosfolipid formundadır. Fosfolipid formdaki omega-3 ‘ü hücrelerinize gerekli olan yağ asitlerini direkt olarak taşıyan molekül paketleri olarak düşünebilirsiniz. Karides yağı hücre zarının içine kolaylıkla nüfuz eder, cildin, beynin, gözlerin, kalbin, eklemlerin ve tüm vücudun nemlenmesi ve beslenmesine yardım eder. Araştırmalar, karides yağındaki omega-3’ün balık yağındakine göre 5 kat daha fazla emilebilir olduğunu kanıtlamıştır. Bu da şu anlama geliyor: 10 tane balık yağı kapsülü yerine 2 adet karides yağı kapsülü tüketerek aynı sonuca ulaşabilirsiniz!

KALP HASTALIKLARINDA DA KARİDES YAĞI DAHA İYİ SONUÇ VERİYOR:

Bildiğiniz gibi, sağlıklı bir kardiyovasküler sistem için, güçlü ve yumuşak kan damarlarına ve de dengeli iyi/kötü kolesterol oranına sahip olmanız gerekiyor. Hücrelerinize kadar ulaş Karides yağı iyi/kötü kolesterol oranını dengeleyerek kalp sağlığınızı koruyor. Yapılan bir çalışma, kolesterolü dengelemede karides yağının balık yağından 30 kat daha etkili olduğunu kanıtlamıştır. BİR DE BONUSU VAR: DÜNYANIN EN GÜÇLÜ ANTİOKSİDANI Karides yağı omega-3 deposu olmasının yanı sıra; karidese, somona ve flamingolara rengini veren astaksantin adlı antioksidan açısından inanılmaz zengindir. Astaksantinin keşfedilmiş en güçlü antioksidan olduğu ve CoQ10 ve E vitamininden 800 kat daha güçlü olduğu düşünülmektedir.

Astaksantin kırışıklıkları, cilt lekelerini ve cilt kuruluğunu azaltır. Yılların cildiniz üzerinde bıraktığı izleri iyileştirir. Diğer antioksidanlardan farklı olarak, astaksantin kan-beyin bariyerine etki ederek beyni ve sinir sistemini, kan-retina bariyerine etki ederek de gözleri korur. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirmesi de göz ardı edilemez faydalarından birisi.  

Devamını oku...

Kalorisiz ve Sağlıklı 20 Besin

Yazın yaklaşması ile hepimiz düşük kalorili besin arayışındayız. Kereviz ve salatalık gibi, sıfır kalorili olarak bilinen besinler, aynı zamanda sağlıklı oluşlarıyla da atıştırma listesinin zirvesine oturuyor.

Kalorisiz ve sağlıklı bu besinler nelermiş bir göz atalım:

1-SALATALIK : Açlığınızı su içerek geçiştirmeye çalışıyorsanız, bunun yerine salatalık yiyebilirsiniz. Yüksek oranda su içeren besinler midenizdeki boşlukları dolduracağı için kendinizi uzun süre tok hissedersiniz. Salatalık, aynı zamanda, K, C vitaminleri ve potasyum içerir. Bu bitkide kasları, bağ dokuları, lifleri ve kemikleri güçlendiren silika adında bir madde de bulunur.

2-NARENCİYE MEYVELERİ : Portakal, mandalina ve greyfurt tüketmek için soğuk havaları beklemeyin. Narenciye meyveleri bel bölgenizi inceltmenize yardımcı olur. Araştırmalar, bol bol C vitamini tüketen kişilerin bel ve karın bölgesinin, az miktarda antioksidan tüketenlere göre daha ince olduğunu göstermektedir. Yüksek oranda C vitamininin, spor esnasında %25 daha fazla yağ yaktığı tespit edilmiştir.

3-KEREVİZ : Kereviz neredeyse hiç kalori içermeyen bir bitki. Orta boy bir kereviz sapı yaklaşık 6 kalori içerir. Düşük kalorili olmasının yanı sıra besin değeri çok yüksektir. 1 kâse kereviz, günlük K vitamini ihtiyacınızın 3’te 1’ini karşılar. Ayrıca A vitamini, lif, folik asit ve potasyum açısından oldukça zengindir. İçerdiği ftalit ile atardamar duvarlarının rahatlamasını ve kan akışının artmasını sağlayarak tansiyon düşüklüğüne iyi gelir.

4-ELMA : Günde 1 elma ile kilo alımına son! Kabuğunu yemeyi de ihmal etmeyin. Kabuğu, metabolizma hızını arttıran lifler ve kilo alımını engelleyen ursolik asit içerir.

5-KELP : K vitamini yüklü kelp, kemikleri güçlendirir. Alginat lifleri denilen doğal lifler yağ absorbsiyonuna yardımcı olur. 100-110 gramlık kelpte sadece 6 kalori bulunmaktadır. Kelp yosununu salatalarda ve çorbalarda deneyebilirsiniz.

6-KUŞKONMAZ:  Yarım kâse haşlanmış kuşkonmaz, size sadece 20 kalori olarak geri dönecek. Dahası, ciddi miktarda K ve A vitamini ve folik asit almış olacaksınız. Şeker ve nişasta parçalamada etkili olan B vitamini ile kan şekerinizi dengeleyebilir ve tip 2 diyabetten kurtulabilirsiniz.

7-KAYISI : Beta-karoten ile dolu kayısı, kanser ve kalp hastalıkları ile savaşır ve göz sağlığınızı korur. A,C,E vitamini ve beta-karoten açısından zengin olan bu meyveyi günde 3 kez ya da daha fazla tüketmek, yaşa bağlı sarı nokta hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olur.

8-KARPUZ : Kilo vermeye yardım eden bir tür aminoasit olan arjinin içerir. Uzmanlar karpuz tüketenlerin, tüketmeyenlere oranla daha çok yağ yaktığını dile getirmektedir.

9-DOMATES: Domatesin içerdiği likopen prostat kanserini önler ve ultraviyole ışınlara maruz kaldığınızda ortaya çıkan serbest radikalleri yok ederek cildinizin genç görünmesini sağlar.

10-BROKOLİ : Belki de en sevilmeyen sebzelerden biri ama aslında bunu hiç hak etmiyor. Bir kâse çiğ brokoli, portakal kadar lif ve C vitamini içerir. 11-KARNABAHAR : Yarım kâse haşlanmış karnabahar, sadece 14 kalori içerir. İhtiyacınız olan günlük C vitamininin yarısını karşılar.

12-ÇİLEK: 1 kâse çilek ile günlük C vitamini ihtiyacınızın %100’ünden fazlasını karşılayabilirsiniz. Çilek aynı zamanda antioksidan bakımından çok zengindir. İçerdiği polifenol, vücudu, kalp hastalıklarına ve bazı kanserlere bağlı doku ve hücre hasarlarına karşı korur.

13-YEŞİL YAPRAKLI BİTKİLER: Bir kâsesi 4 kalori olan su teresi, A,C ve K vitamini açısından zengindir. Tere bitkisi, kanser riskini azaltır. Yüksek oranda lutein adlı antioksidan ve beta-karoten içerir. Bir kâsesi 7 kalori olan ıspanakta, K vitamini, kalsiyum, fosfor, potasyum, çinko ve selenyum oranı yüksektir. Kas dokularının kendisini hızla onarmasını sağlayan bir hormon da içerir.

14-ACI KIRMIZIBİBER: Yemeklerinize biraz tat katın, tat katarken de zayıflayın. Acı kırmızıbiberin acı olmasını sağlayan kapsaisin, vücudun daha çok kalori harcamasına yardımcı olur.

15-MANTAR :İster soteleyin, ister çiğ yiyin. Mantar göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir besindir. Mantar tüketerek kansere karşı korunabilir, bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

16-DOLMALIK BİBER :Dolmalık biberin besin değeri çok yüksektir. Orta boy bir dolmalık biber, günlük C vitamini ihtiyacınızın 2,5 katını, A vitamini ihtiyacınızın %75’ini, lif ihtiyacınızın da %10’unu karşılar.

17-SAKIZ KABAĞI : Sakız kabağı ve diğer bütün kabak türleri vitamin ve lif deposudur. Ancak, sakız kabağının bir avantajı var: Kilo aldırmadığı için sakız kabağından daha fazla tüketebilirsiniz. Sakız kabağını bal kabağından 2 kat daha fazla tükettiğinizde alacağınız kalori miktarı bal kabağıyla aynı olacaktır.

18-ŞALGAM : Kök sebzelerin içinde biraz geri planda kalan şalgam aslında patates ve havuç kadar faydalı bir besindir. İçerdiği glukozinolatlar ile kanser düşmanı olan şalgam, aynı zamanda iyi bir lif, kalsiyum ve potasyum kaynağıdır.

19-YEŞİL ÇAY : Soğuk ya da sıcak tercih edebilirsiniz. Tatlandırılmamış yeşil çay, kalorisizdir ve bir antioksidan türü olan ECGC açısından zengindir. Metabolizmayı hızlandırırken bir yandan da bazı kanser türleriyle ve kalp hastalıklarıyla savaşır. Günde 3 bardak yeşil çay içenlerin, içmeyenlere göre 2 kat daha fazla kilo verdiği de gözlemlenmiştir.

20-SU : Suyun faydaları saymakla bitmez. Vücudu susuz bırakmamak, metabolizmayı dinç tutar ve gün boyu enerjik kalmanızı sağlar. Yemeklerden önce 2 bardak su içerek, porsiyonlarınızı kontrol altına alabilirsiniz.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Ellerinizi Soğuk Suyla Yıkayın!

Büyük ihtimalle siz de benim gibi küçük yaşta, ellerinizi sıcak suyla yıkamanız gerektiğini öğrenmiştiniz.

Ellerinizi sabunun aktif maddesi kirleri, mikropları ve bakterileri arındırana kadar en az 20 saniye yıkayın. Daha sonra ellerinizi kurulayın ve kendinizi tebrik edin. Mikroplardan kurtuldunuz!

Peki, gerçekten sıcak suya ihtiyacımız var mı?

Çünkü sıcak su mikropları öldürüyor değil mi? Hayır. Sıcak suyla ilgili bildiklerimizi unutalım.

Mikropları öldürmek istiyorsak, suyun kaynama noktasında olması gerekiyor. Sterilizasyon işlemlerinin kaynatılarak yapılmasının, bulaşık ve çamaşır makinelerinin kaynama noktasına yakın sıcaklıktaki suyla yıkama yapmasının sebebi bu. Ellerinizi kaynak suyla yıkayabilir misiniz? Bir düşünsenize…

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Anladık ki sıcak su sadece kaynama noktasında işe yarıyor. Ya ılık su? Ilık su da derimizi yumuşattığı için, ellerimizi mikroplara karşı daha savunmasız hale getiriyor. Soğuk ya da soğuğa yakın su? İşte doktorlar bunu öneriyor!

El yıkarken soğuk ya da soğuğa yakın sıcaklıkta su kullanırsanız, aynı zamanda, büyük ölçüde enerji tasarrufu da yapmış olursunuz. Sizin el yıkama alışkanlığınız tek başına büyük bir etki yaratmayabilir ancak, tüm insanlar el yıkama alışkanlıklarını değiştirdiğinde ülke için, dünya için ve cebiniz için büyük bir enerji tasarrufu meydana gelecektir.

Araştırmalar, enerji tasarrufu için, evimizde uygulayabileceğimiz çeşitli yöntemler olduğunu ortaya koyuyor. Su ısıtma işlemi büyük miktarda enerji harcadığından, insanların, evlerinde su kullanma alışkanlıklarının değişmesi üzerine çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar, bir şeyi daha ortaya çıkardı.

Su, istediğiniz sıcaklığa ulaştığında su ısıtıcınızı kapatırsanız, bu şekilde de enerji kaybını azaltabilirsiniz: İhtiyacınız olmayan sıcaklıkta bir su elde ettiğiniz zaman, yine enerji israfı yapmış oluyorsunuz. Gerçekten enerji tasarrufu yapmak istiyorsanız, sirkülasyon pompaları ve isteğe göre ayarlanabilen su ısıtıcıları ile ilgili tesisatçılarla iletişime geçebilirsiniz.

İzolasyon boruları kullanmak da sıcaklık kaybını önleyerek enerji tasarrufuna katkıda bulunan bir yöntem. Gördüğünüz gibi, herkes kendi alışkanlığını değiştirdiğinde, küçük eylemler birleşerek büyük değişimlere neden olabilir. O zaman işe, neden el yıkama alışkanlığımızı değiştirerek başlamıyoruz?  

Devamını oku...

Tuz Dost mu Düşman mı?

Hayat için gerekli temel besin maddelerinden biri olan doğal -işlenmemiş- deniz tuzunun hayatın devamlılığını sağlayan çok önemli özellikleri varken işlenmiş rafine tuzların zararları nedeniyle giderek daha da çok yanlış yerlere konumlandırıldığı gerçeğini görmemezlikten gelemeyiz. Çünkü gerçek doğal tuz olmadan hayatın var olması mümkün değil!

Hepimiz biliyoruz ki su ve tuz hayatın temel yapı taşlarıdır. Dünyanın dörtte üçü denizlerle kaplıdır ve deniz suyu kısaca su ve tuzdan oluşur. İnsan vücudunu oluşturan iki temel elementten biri su, diğeri de tuzdur. Bir insan cesedi yakıldığında geriye kalan küllerin bile vücut tarafından yapılmış saf tuz olduğu yaklaşık 100 yıl önce kanıtlanmıştır (Dr.Willhelm Schüssler).

Doğal tuz kristali insan vücudunu oluşturan tüm elementleri içerir. Doğada bulunan 94 elementten soy gazlar hariç tüm elementler doğal tuz kristalinde mevcuttur. Bu da doğal tuzun insan vücudunda bulunan tüm doğal mineralleri ve iz minerallerini içerdiği anlamına gelir. Kanımızın bile tuzlu bir yapısı olduğunu düşünürsek niye tuz “rafine” edilerek insan sağlığı için bu denli tehlikeli bir noktaya taşındı?

Doğal tuz hayatın yapı taşıyken, rafine tuz öldürüyor! Niye?

ÇÜNKÜ “DOĞAL-İŞLENMEMİŞ DENİZ TUZU KRİSTALİ” İLE “RAFİNE BEYAZ TUZUN” HİÇBİR ORTAK YÖNÜ YOK!

Kullanılan rafine tuzların çoğu sodyum klorid ve bu maalesef yaşam için gerekli olan tuzla alakalı bir yapı değil! Oysa doğal deniz tuzu kristali sodyum ve klor gibi sadece iki element değil vücudumuzu oluşturan tüm doğal elementleri içeriyor. Hemen hemen her konuda olduğu gibi sanayileşme doğal tuz kristalini de “temizlemeyi!” ve onu iki elemente indirgemeyi seçti ve beyaz şekere benzeyen beyaz bir zehir yarattı!

Tuzun Değişim Gücü Bilimsel açıdan doğal tuz kristalinin oldukça kendine has bir yapısı vardır. Diğer tüm kristal yapıların tersine, tuzun atomik yapısı moleküler değil elektrikseldir ve tuzu değişken yapan faktör de budur. Bir kuvars (quartz) kristali bir kap suya koyup 10 dakika sonra çıkardığımızda o hala aynı kristaldir, yani kristal yapılı olmasına rağmen moleküler yapısı değişmemiştir. Enerjisini, frekans kalıplarını suya aktarmış olsa da kristal bozulmadan aynı kalmıştır.

Doğal -işlenmemiş- tuz kristali suya koyulduğundaysa tuz erir ve “SOLE” oluşur. SOLE ise ne tuz ne de sudur, tuzun veya suyun kendi başlarına ifade ettiklerinden daha yüksek bir enerji boyutudur. Sole ısınıp su buharlaştığında geriye tuz kalır. Doğal, işlenmemiş tuzun bu form değiştirebilme kabiliyeti gıda olarak metabolize edilme ihtiyacı olmadığını gösterir.

Tükettiğimiz nişasta şekere, protein amino asitlere ve yağ gliserin ve aside dönüşürken tuz tuz olarak kalır. Başka bir deyişle vücudumuz tuz dışında kalan tüm gıdaları içerdikleri besinleri kullanabilmek amacıyla parçalarına ayırmak zorundadır. Çünkü doğal tuz SOLE olarak tüketildiğinde iyonize bir formda hücrelerin kullanımı için hazırdır. Tuz olmadan düşünemez, hareket edemeyiz!

Vücudumuzdaki en basit fonksiyonların gerçekleşebilmesi için bile doğal tuza veya içerdiği elementlere iyonize bir formda ihtiyacımız vardır. Örneğin: Duyularımızla algıladıklarımızı beyne iletmek sinir sistemimizin görevidir. Beyin kendisine ulaşan bilgiye göre gereken şekilde reaksiyon göstermeleri için kaslarımıza sinir hücreleri aracılığıyla gerekli bilgi ve talimatları iletir. Bunlar olmadan tek bir düşünce veya hareket bile oluşamaz. 

Günlük tüketmemiz gereken doğal tuz miktarı...

Vücudumuz günlük olarak 0,1984 gr doğal-işlenmemiş tuza ihtiyaç duyarken birçok insan tuza doyamıyor. Amerika’da kişi başı günlük tuz tüketimi yaş grupları arasında 11,34 gr ile 19,84 gr arasında değişiyor. Buna karşılık böbreklerimizin günlük tuz süzme kapasitesi cinsiyete, yaşa ve kişinin yapısal özelliklerine göre 4,82 gr ile 7,09 gr arasında değişiyor.

Rafine tuz vücudumuzu neden tahrip ediyor?

Vücut rafine tuzu saldırgan bir zehir olarak algıladığı için tüketilen rafine tuzu kendini korumak amacıyla bir an önce atmak istiyor ve bu nedenle de tüketilen aşırı miktarda tuzun süzülmesi ve atılması başta böbreklerimiz olmak üzere tüm boşaltım sistemi üzerinde önemli bir yük ve baskı oluşturuyor. Vücut her zaman aşırı tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için tuzu izole etmeye çalışır. Ve ne yazık ki bunu yaparken hücre suyu tamamen kaybolan hücreler de ölmektedir.

Vücudun 1 gr rafine tuzu (sodyum klorid) atabilmek için kullandığı hücresuyu miktarı bunun tam 23 katıdır.

Ne kaybettiğimizi anlamak hiç de zor değil öyle değil mi?

Fazla ve üstelik de rafine tuz kullanımının tek bedeli hücre ölümleri de değil!

Bu durumda rafine tuz vücudun hiç de ihtiyacı olmayan oldukça asidik ödemler veya doku içinde aşırı su birikimlerine sebep oluyor ki, kadınların en önemli şikâyetlerinden biri olan selülitin temel sebeplerinden biri de bu. Vücut hafif alkali yapıda sağlıklıdır, asidik ödemlerin vücudumuza bir faydası olmadığı gibi vücudun pH’ını asidik yöne doğru çektikleri için genel sağlığın korunmasını da zorlaştırırlar.

Vücuttan atılamayan rafine tuz ise tekrar kristalleşerek direkt olarak eklem ve kemiklerde depolanır ki bu artrit, gut gibi değişik türdeki romatizmal hastalıklar ile safra kesesi ve böbrek taşı oluşumlarının önemli sebeplerindendir. Tekrar kristalleştirerek saklama çözümü orta ve uzun vadede hastalıklara sebep olacak olsa da, atımını gerçekleştiremediği aşırı miktarda rafine tuzun kendisine vereceği zararı engellemek için vücudun bulabildiği tek çözümdür.

Peki, bunu neden yapıyoruz? Niye doğal deniz tuzu kristalleri bu kadar faydalıyken yerine beyaz zehir de denilen “rafine tuz-sodyum klorid” üretiyor ve kullanıyoruz?

Sebep basit: Dünyada kullanılan tuzun yaklaşık %93’ü endüstriyel kullanım amaçlı üretiliyor ve bu tuzun sodyum klorid olarak üretilmesi anlamına geliyor. Çünkü her kimyasal işlem sodyum klorid kullanımını gerektiriyor. Doğal tuz kristalinin içerdiği diğer doğal elementlerin tümü üretimde sıkıntılara sebep olduğu için ayıklanıyor ve atılıyor. Bakalım sodyum klorid nelerin üretimi için gerekli:

• Sodalar• Çamaşır deterjanları • Vernik, cilalar • Plastik • PVC

Özetle hemen hemen insanın doğa ve doğal olanla arasındaki mesafeyi artıran sentetik her şeyin üretimi için gerekli sodyum klorid. Ayrıca üretilen rafine tuzun yaklaşık %6-7’si de gıda endüstrisinde ekonomik kimyasal koruyucu amaçlı olarak kullanılmakta.

Ekmek, yoğurt gibi çok tüketilen hazır gıdalara ve fast food ürünlerine baktığımızda maalesef çok azının sodyum klorid içermediğini görüyoruz. Bu özellikle raf ömrünün uzatmanın peşinde olan hazır gıda üreticileri açısından çok önemli. Ve ne yazık ki tüm bu gelişmeler insan hayatı için hayatı ciddi anlamda tehdit eden adımlar. Yani sadece havayı, suyu tüketmiyoruz... Hayatın temel yapı taşlarından olan doğal deniz tuzu kristallerini de daha çok satış, daha çok kar için zehire dönüştürerek yok ediyoruz. Kimsenin aklı karışmasın! Konunun özeti şu: Her konuda olduğu gibi doğru bilgiyle doğru seçim yapmak mümkünken “suçu tuza atma”nın hiçbir manası yok! Hayatı korumayı, yaşamayı ve yaşatmayı seçenler “doğal-işlenmemiş tuz kristali”nin peşine düşsünler…

Doğal tuz kristali hayat demek çünkü!

Kullandığım tuzun nasıl bir tuz olduğuna nasıl emin olacağım diyorsanız da hangi tuzu kullanıyorsanız kullanın önce tuzunuzu test edin, sonra karar verin. Çünkü maalesef doğal deniz tuzu diye satılan birçok tuz da  öyle olmayabiliyor ya da öyle olup dinamitleme ile çıkarıldığı için yapısı bozulmuş olabiliyor.

Üstelik test de çok kolay:

- 1 çay bardağını yarısına kadar üzüm sirkesi ile doldurun.- İçine 1 tatlı kaşığı tuz atın. - 5-10 dakika seyredin. -

Bardaktaki sirke yeni açılmış gazlı içecekler gibi aşağıdan yukarı doğru köpürmeye başlıyor ve bir süre sonra bulanıklaşıyorsa o tuzu hemen ve ebediyen hayatınızdan çıkarın!

Doğal tuz temin etmek isteyenler için tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

Gerçeğini bulmak kaydıyla, sadece iki tuz öneriyoruz ki bunlar:

1. İşlenmemiş Keltik Sea Salt (Celtic Sea Salt) 2. İşlenmemiş Himalaya Tuz Kristali.

Ve konuyla ilgili daha da fazla bilgi edinmek isteyenler için mutlaka okunmasını önerdiğimiz bir kitap var, önemli bir kaynak kitabı olarak kullandığımız:

“Water & Salt – The Essence of Life”

Dr.med.Barbara Hendel & Peter Ferreira 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?