social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Doğurganlık Tehlikede!

Toxicology and Applied Pharmacology dergisinde kısa süre önce yayınlanan bir araştırmanın sonuçları, düşük dozda Bisphenol A (BPA)’ya maruz kalan hamile farelerin çocukları da dahil olmak üzere sonraki üç neslin dişilerinde doğurganlıkta, seksüel olgunlaşmada ve hamilelik başarısında düşüş gibi ciddi derecelere ulaşabilen üreme kaynaklı problemler görüldüğünü ortaya çıkardı.

Bisphenol A, yiyecek-içeceklerin ambalajlarında, sıhhi tesisat borularında, diş dolgu malzemesi içerisinde bulunabilen polikarbonat plastiğin içerisinde yer alan endüstriyel bir kimyasal.

2003-2004 yıllarında ABD’de 2517 insan üzerinde yapılan bir araştırmada gönüllülerin %93’ünün idrarında tespit edilebilecek miktarda BPA’ya rastlanmıştı, bu sonuçlar insanların BPA ile ne kadar iç içe olduğunu gösterir nitelikte. Bununla birlikte, BPA’ya ovaryen folikül sıvısında, plasental dokuda ve cenin plazmasında da rastlanmıştı. İnsanların BPA’ya maruz kalmasına neden olan temel etken ise beslenmeydi. BPA’nın insan vücuduna verdiği zarar ise endokrin sistemine etki etmesinden geçmekte, yani normal hormon salınımını etkileyerek üreme fonksiyonlarını bozmakta- hatta sadece o bireyi etkilemekle kalmamakta, sonraki üç nesle kadar etkisini sürdürmekte.

Fareler üzerinde yapılan araştırmada, BPA’ya maruz kalan farelerde kontrol grubuna kıyasla üremede ciddi bir düşüş görüldü. İlk nesilde anormal bir östrus siklusu ve çiftleşmeye karşı düşük yatkınlık görülürken, fetüs halindeyken bile direkt olarak BPA’ya maruz kalmayan üçüncü nesilde geç seksüel olgunluğa erişme, doğurganlıkta düşüş, hamilelikte düşük gibi durumlar gözlendi. “Büyük anneannelerine” verilen BPA’nın çok az bir kısmının kendilerine ulaştığı üçüncü neslin bireyleri, üreme bozukluğunun en çok görüldüğü bireylerdi.

Toksikolojide (Zehirbilimi) çoğunlukla insanlar doz arttıkça herşeyin daha kötü olacağı varsayımında bulunurlar. Hormonal sisteme zarar veren kimyasallar söz konusu olduğunda ise kimi zaman en düşük doz en fazla zararı hali hazırda vermektedir. İnsanlar üzerindeki çalışmalar da gösteriyor ki, BPA doğurganlık ve üreme sisteminin tümü üzerinde zararlı etkilere sahip. Kadınlardaki üreme sistemi sağlığı ile ilgili çalışmalarda , idrardaki BPA seviyelerine bakıldığında hayvan çalışmaları ile ciddi oranda tutarlılıklar (doğurganlıktaki düşüşler) gözleniyor. BPA bu açılardan bakıldığında tam manasıyla bir üreme sistemi zehri olarak değerlendirilebilir.

Referans: Ayelet Ziv-Gal, Wei Wang, Changqing Zhou, Jodi A. Flaws. The effects of in utero bisphenol A exposure on reproductive capacity in several generations of mice. Toxicology and Applied Pharmacology 

Devamını oku...

Yokoluş Devam Ediyor, Sıradaki İnsanlık!

Şu günlerde daha önce görülmeyen, en azından 66 milyon yıldır görülmeyen kitlesel bir yokoluşun başlangıcına tanıklık ediyoruz. Şüphesiz girdiğimiz bu büyük kitlesel yokoluş evresi insanlığı tehdit ediyor. Science Advances ‘da yayımlanan ve Stanford University’den araştırmacıların yaptığı bu yeni çalışmada, bilim insanları; tehlike altındaki türleri, populasyonları ve habitatları korumak için hızlı bir önlem alınması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Araştırmacılardan Prof. Paul Ehrlich; yaptıkları çalışmanın, artık altıncı büyük yokoluş evresine girdiğimize dair hiçbir şüphe olmadığını gösterdiğini söylüyor.

Paul Ehrlich ‘in yokoluşlar üzerine yaptığı çalışmalar, 1981 yılında yayımladığı “Extinction: The Causes and Consequences of the Disappearance of Species” (Yokoluş: Türlerin Kaybolşunun Nedenleri ve Sonuçları) isimli kitabına kadar gidiyor. Ehrlich çalışmasını; vahşi yaşam populasyonları ve türlerin kaybı konusuyla ilişkili; birlikte-evrim, ırklar, cinsiyet, ekonomik adalet ve nükleer kışa dayandırmıştı.

Bilim insanları arasında, yokoluş oranlarının, 66 milyon önce dinozorların tamamen yok olmasından beri benzersiz seviyelere ulaştığı noktasında genel bir fikir ortaklığı mevcut. Fakat bazı bilim insanları geçmişte yapılan tahminlerin krizi abartmış olduğuna inanıyor. Yeni yayımlanan bu çalışmaya göre; son derece ılımlı tahminlerle bile, türler geçmişteki büyük yokoluşlar arasındaki normal oranlardan yaklaşık 100 kat daha hızlı bir şekilde yok oluyorlar. Makalenin yazarlarından Gerardo Ceballos; böyle devam ederse, yaşamın yeniden oluşmasının milyonlarca yıl alacağını ve ilk yok olan türlerden birisinin de kendi türümüz olacağını söylüyor. “Bindiğimiz Dalı Kesiyoruz” Fosil kayıtları ve bir dizi kayıttan elde edilen yokoluş sayılarını kullanarak, araştırmacılar mevcut yokoluşun arka plan oranına dair oldukça ılımlı tahminleri geçmiş analizlerdeki yaygın tahminlerle karşılaştırdığında; ılımlı tahminlerin geçmiş analizlerden 2 kat daha yüksek bir orana sahip olduğunu gördüler.

Omurgalılara -en güvenilir, modern ve fosil verileri mevcut olan grup– odaklanarak, araştırmacılar; geçmiş ve mevcut yokoluş oranları arasındaki en düşük tahminlerin bile şu sonuca hak verip vermediğini sordular: “İnsanlar biyo-çeşitlikteki kaybın küresel tetikleyicisi midir?” Cevap ise; “kesinlikle evet”.

Makalede, araştırmacılar; hesaplamalarının büyük olasılıkla yokoluş krizlerinin ciddiyetini gözardı ettiğini, çünkü amaçlarının biyo-çeşitlilik üzerindeki insan etkisinin gerçekçi bir temelini ortaya koymak olduğunu söylüyorlar. Tarihin sürekli işaret ettiği gibi, insan populasyonundaki artış; kişi başına düşen tüketimdeki artış ve ekonomik eşitsizlik, doğal yaşam alanlarını yıktı ve değiştirdi. Bu etkiler:

-Ağaçların kesilmesi, yapılaşma, tarım arazileri için toprağa verilen zarar İstilacı türlerin yayılışına ortam hazırlama İklim değişikliği ve okyanus asidifikasyonuna sebep olan karbon yayılımı.

-Ekosistemleri zehirleyen ve değiştiren zehirli atıklar.

Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan ve yok olmuş türlerin listesini tutan International Union for Conservation of Nature ‘a göre; yokoluş “hayaleti” amfibi türlerinin yaklaşık %41’inin ve bütün memelilerin %26’sının üzerine geliyor. Zaten hali hazırda, yeryüzünde büyük oranda ölmeye başlayan tür örnekleri mevcut.

dikeksen

Dik Eksen: Değerlendirilen türlerin yüzde olarak kümülatif yokoluşları.

Yatay eksen: Yıllar

Mavi eğri: Memeliler

Mor eğri: Kuşlar

Yeşil eğri:Omurgalılar

Sarı eğri: Diğer omurgalılar

-International Union of Conservation of Nature verileri Ehrlich tehlikenin boyutunu şöyle tanımlıyor: “Tür kaybının mevcut oranlarıyla insanlar üç nesil içerisinde biyo-çeşitliliğin birçok faydasını kaybedecek. Yani aslında bindiğimiz dalı kesiyoruz.”

Çıkış Yolu

Bu kasvetli tabloya rağmen araştırmacılara göre anlamlı bir çıkış yolu var:

Altıncı bir yokoluştan kurtulmak için; hızlı olmalı, hali hazırda tehlike altındaki türlere dair yoğun bir koruma çabasına girişilmeli ve bu türlerin populasyonları üzerindeki baskılar kaldırılmalı; özellikle de habitat kayıpları, ekonomik kazanç noktasında yapılan sömürüye son verilmeli, iklim değişimine dair önlemler alınmalı.

— Not: Dünya bugüne kadar 5 büyük yokoluşa tanık oldu. 443 milyon yıl önce görülen Ordovisyen-Silüriyen yokoluşu deniz yaşamının %83’ünü yoketti. Bundan 93 milyon yıl sonra Son Devoniyen yokoluşu Dünya üzerindeki yaşamın dörtte üçünü yoketti. “Büyük Ölüm” olarak adlandırılan Permiyen yokoluşu 248 milyon yıl önce türlerin %96’sının yok olmasına sebep oldu. Bundan 48 milyon yıl sonrasında da Dünya türlerinin yarısının yokolmasına iklim değişimi ve göktaşı etkileri sebep oldu. Son yokoluş dinozorların da sonu oldu.

Araştırma Referansı: Gerardo Ceballos, Paul R. Ehrlich, Anthony D. Barnosky, Andrés García, Robert M. Pringle and Todd M. Palmer. Accelerated modern human–induced species losses: Entering the sixth mass extinction. Science Advances, 2015 DOI: 10.1126/sciadv.1400253 Kaynak: Rob Jordan-Stanford University, “Stanford researcher declares that the sixth mass extinction is here”, http://news.stanford.edu/news/2015/june/mass-extinction-ehrlich-061915.html 589 28 6  

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?