social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Kanser Hücrelerinin Zararsız Bağışıklık Hücrelerine Dönüşümü

Araştırmacılar, şu günlerde, agresif yapılı bir kanser türüne karşı güçlü bir ajan olabilecek bir buluşun peşindeler.

Araştırmayı yürüten uzmanlar, lösemi hücrelerini olgunlaştırarak bağışıklık hücresine dönüştürmenin mümkün olduğunu ve ironik bir biçimde bu durumun vücuttaki diğer tümör hücrelerini temizleyebileceğini keşfettiler.

Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL), beyaz kan hücrelerinde bulunan olgunlaşmamış hücrelerde ya da lenfositlerde hızlı ilerleyen bir kanser türüdür. ALL’nin lenfosit türlerine göre (B ya da T hücreleri) değişiklik gösteren bir kaç farklı türü vardır. Uzmanlar en yaygın görülen ALL türü olan B-prekürsör lösemi üzerinde çalışmalar yapıyorlar.

İsminden de anlaşılacağı gibi, bu kanser B hücrelerinin olgunlaşma sürecinin erken evrelerinde görülen bir kanser türüdür. B-prekürsör lösemi, kötü prognozlu, agresif bir kanser türüdür. Bu yüzden, uzmanlar, bu kanser türünü iyileştirme yolları bulma umuduyla araştırmalarını sürdürüyorlar. Hücreleri bazı transkripsiyon faktörlerine maruz bıraktıktan sonra, uzmanlar, hücrelerde boyut ve şekil değişimi gözlemlemeye başladılar.

Hücrelerin, hasar görmüş hücreleri ya da yabancı maddeleri silip süpüren makrofaj olarak bilinen beyaz kan hücrelerinin karakteristik biçimini benimsediğini görmüşlerdir. Bu çalışmayı sürdüren uzmanlar, laboratuvarda bu hücreleri tanımlamaya başladılar ve hücrelerde çok sayıda makrofaj fonksiyonu gözlemlediler. Ayrıca, bu programlanmış hücreleri farelere enjekte ettiklerinde hücrelerin kansere neden olmadığını gördüler.

Araştırmacılar, bu değişime uğramış hücrelerin aynı zamanda vücudun diğer kanser hücrelerine karşı bağışıklık geliştirmesine yardımcı olabileceğini dile getirdiler.

Uzmanlar, projenin sonraki adımının bu kanser türünde uygulanmış olan hücre dönüşümünü klinik ortamda uygulanabilir hale getirmek olacağını belirttiler.

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Sarımsağın Beyne Mucize Etkileri

Yeni yapılan bir çalışma, sarımsağın içerdiği bir bileşenin beyin hücrelerini yaşlanma etkilerinden ve hastalıklardan koruduğunu ortaya koymuştur. Sarımsak en fazla tüketilen besin öğelerinin arasında yerini almaktadır.

Sarımsağın sülfür içeren bileşenleri antioksidan ve anti inflamatuvar etkiye sahip olduğundan çoğu kişi sarımsağı “süper besin” olarak kabul etmektedir. Bilim adamları halen sarımsağın insan vücuduna olan faydaları hakkında araştırma yapmayı sürdürmektedirler. FruArg olarak bilinen karbonhidrat türevi bileşen üzerine yoğunlaşan uzmanlar, bu bileşenin koruyucu rolünü araştırmaktadırlar. 

Araştırmacılar, sarımsaktaki bu maddenin çevresel gerilimin beyin hücrelerine verdiği hasarları önlediğini hatta hasarları iyileştirdiğini belirtmişlerdir. Yaşlanma süreci, sigara kullanımı, hava kirliliği, travmatik beyin yaralanmaları ve aşırı alkol tüketimi çevresel gerilim faktörleri arasında yer alabilmektedir.

Uzmanlar, beyinde ve omurilikte bulunan bağışıklık sistemi hücreleri olan mikrogliyanın merkezi sinir sistemindeki ilk ve ana savunma hattı olduğunu dile getirmişlerdir. Diğer olgun beyin hücreleri kendilerini nadiren yenilerken, mikrogliyal hücreleri inflamasyona ve çevresel strese çoğalarak tepki verirler. Bu hücreler birleşerek sorunlu alana taşınır, inflamasyona tepki verir ve diğer beyin hücrelerini hasarlardan korurlar. Bununla birlikte, uzmanlara göre, mikrogliyal hücrelerin sayılarının artışı beyinde yaşlanma karşıtı etki yaratmaz aksine daha fazla hasara bile neden olabilir. Nedeni ise mikrogliyal hücreler koruyucu fonksiyonlarının sonucunda nitrik oksit üretirler.

Basit bir şekilde anlatmak gerekirse, mikrogliyal hücrelerin sayısını arttırırsak, aynı zamanda beyinde nitrik oksit miktarında arttırmış oluruz. Nitrik oksitin aşırı üretimi, beyin hücrelerine hasar verir ve beyin iskemisi, Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıkları tetikler.

DAHA ÇOK ANTİOKSİDAN

FruArg bileşeninin bu reaktif soruna çözüm sağlayabileceğini düşünen araştırmacılar bu konuda çalışmalar yapmaya başladılar. Hücrelere stres uygulandığında, mikrogliyal hücrelerde ve ürettikleri nitrik oksitte beklenilen artış gözlenmiştir. Ayrıca, FruArg uygulandığında, mikrogliyal hücrelerin daha az miktarda nitrik oksit üreterek strese uyum sağlamaya başladıkları saptanmıştır.

Uzmanlar, FruArg isimli bileşenin diğer beyin hücrelerinin sağlığı için faydalı olan antioksidan üretimini tetiklediğini ve bunun da nörolojik hastalıklara ve yaşlanmaya bağlı stres ve inflamasyona karşı beyni daha dirençli hale getirdiğini söylemektedirler. Bu araştırmayı yapan ekip, FruArg’ın kalp hastalıkları, diyebet ve kanser ile ilişkili diğer hücrelere olan etkileri üzerinde de çalışma yapacaklarının müjdesini de vermişlerdir.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Boy uzunluğuna Göre Sağlık Sorunları

Şaşırtıcı görülse de boy uzunluğu, birçok sağlık problemiyle ilişkilendirilmiştir. Ne kadar uzun ya da kısa olduğunuza bağlı olarak belirli hastalıklara yatkınlığınız vardır.

Sabahları, akşama göre daha uzun olduğunuzu biliyor muydunuz? Bunun sebebi gün içinde omurlar arasındaki mesafenin azalmasıdır. Bu azalma boyunuzu yaklaşık bir cm kısaltır. Eğer boyunuzdan memnun değilseniz ve daha uzun boylu olmak istiyorsanız, tekrar düşünün. Boy uzunluğunun nasıl göründüğünüz konusunda hayati bir rol oynadığını hakkında hemfikiriz.

Ancak boy uzunluğunun kardiyovasküler hastalıklardan, Alzhaimer hastalığına kadar bir çok sağlık sorunu ile bağlantılı olduğunu biliyor muydunuz?

Son yapılan araştırmalar göstermiştir ki bazı hastalıklar, belli bir uzunluktaki insanları daha çok etkilemektedir. Boy uzunluğunun nasıl belli hastalıklar için risk teşkil ettiği henüz anlaşılamasa da, boy uzunluğunun da hastalık gelişimde bir risk faktörü olduğu anlaşılmıştır.

1- Uzun Boylu Kişilerde Görülen Sağlık Sorunları:

*Kanser: Amerikan Kanser Derneği’ne göre, ortalama bir kadının yaşam boyunca kanser riski % 38.2’dir. Araştırmalara göre boy uzunluğundaki her 10 cm’lik artış böbrek, rektum, kan ve tiroid kanseri riskini %23’den %29’a çıkarırken deri, meme, yumurtalık ve kolon kanseri riskini %13’den %17’ye çıkarmaktadır.

2008 yılında yayınlanan başka bir çalışmada uzun boylu erkeklerde agresif prostat kanseri gelişimi riskinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bilim adamları uzun boylu kişilerde hücre sayısının daha fazla olması ve organlarının daha büyük olması gerekçesiyle bu kişilerin daha yüksek risk altında olduklarını düşünmektedir.

Beslenme alışkanlıkları, büyüme hormonlarının salgılanması ve çevresel faktörler de uzun boylu kişilerde artmış kanser riskinin bir nedeni olabilir.

*Gerilme Yaralanmaları: Artmış kemik uzunluğu uzun boylu kişileri gerilme yaralanmalarına karşı daha savunmasız bırakır. Çünkü uzun boylu insanların, kendilerini ortalama boyda olan kişiler için tasarlanmış ekipmanlara göre ayarlamaları gerekir.

Yani uzun boylu kişiler sık sık gerilme yaralanmalarından şikayetçidir bunlar içinde en sık görüleni el bileğinde sinir sıkışması olan Karpal Tünel Sendromu’dur. “Epikondilit” veya “tenisçi dirseği”, kemikler ve kaslar arasındaki tendon iltihapları, kaslar ve kemikleri etkileyen diğer durumlar uzun boylu kişileri daha çok etkilemektedir. Alt sırt ağrısı da uzun boylu kişileri etkileyen diğer bir problemdir.

*Travmatik Yaralanmalar: Araştırmaya göre 180 cm’den uzun kişilerin bir trafik kazasında yaralanma riskleri, diğer kişilere göre %27 daha fazladır. Uzun boy bu kişileri travmatik kazalara karşı daha savunmasız hale getirir. Ayrıca koruyucu cihazlar da ortalama yükseklikteki insanlar için tasarlanmış olduğundan bu cihazlar uzun boylu insanlar için iyi çalışmayabilir ve onları rahatsız edebilir. Zaman zaman sadece ortalama büyüklükteki insanlar için yapılmış bu ekipmanları kullanmak bile uzun boylu kişilerde yaralanmalara yol açabilir.

 

2- Kısa Boylu Kişilerde Görülen Sağlık Sorunları:

*Kalp ve Damar Hastalıkları: Avrupa Kalp Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre kısa boylu olmak, kalp hastalıklarına yakalanma riskini arttırmaktadır. Bu konuda yapılan pek çok çalışmaya göre kısa boylu kişilerde kalp hastalıklarına yakalanma riski %50 artmıştır. Kısa boyun nasıl kalp hastalıkları riskini arttırdığı henüz bilinmese de bilim adamları yakın gelecekte bu soruya olası cevaplar bulacaklardır.

*İnme: İnmenin kısa boylu insanlarda çok daha yaygın olduğu bulunmuştur. Amerikan Kalp Derneği Dergisi’nde yayınlanan bir İsrail çalışmasına göre kısa boylu erkeklerin uzun boylu erkeklere göre %54 daha yüksek inme riski taşıdıkları gösterilmiştir.

Bunun nedeni beslenme ya da hormonal faktörler olabileceği gibi çevresel faktörler de olabilir. Sebep ne olursa olsun kısa boylu insanlar inme geçirmeye daha yatkındırlar.

*Alzheimer Hastalığı: Alzheimer Hastalığı Dergisi’nde yayınlanan 2007 yılında yapılan bir çalışmada, 175 cm’in üzerindeki kişilerde 165 cm’nin altındaki kişilere göre Alzhaimer hastalığı riski %59 azalmıştır. Alzheimer Derneği göre yaklaşık 5,2 milyon Amerikalı Alzheimer hastasıdır. Artan yaş ile Alzhaimer hastalığı riski artsa da en önemli risk faktörü kalıtımdır.

Kadınlarda ise riskin daha az olduğu belirlendi.

Boyu 1.55 metre olan kadınların bunama ya da Alzheimer’a bağlı rahatsızlıklardan ölüm riskinin, boyu 1.65 metre olanlardan yüzde 35 fazla olduğu saptandı.

Araştırmaya imza atanlardan Dr. David Batty, aslında sonuçların kısa olmanın bunamaya neden olduğu anlamına gelmediğini, boyun genellikle başka risk faktörlerini işaret ettiğini belirtti.

Edinburgh Üniversitesi’nden Tom Russ da boy ile bunama ya da Alzheimer’a bağlı komplikasyonlardan ölüm arasındaki bağlantının yaş, sosyo-ekonomik statü, obezite, sigara içme alışkanlığı, kalp-damar ve kronik hastalıklar gibi etkenler göz önüne alındığında da değişmediğini vurguladı.

Boy uzunluğunun belirli hastalıklara nasıl yatkınlık oluşturduğu henüz bilinmese de bilim adamları, bu soruya yanıt aramaya devam ediyorlar. Ancak dengeli beslenme, düzenli spor ve sağlıklı bir yaşam tarzıyla endişeleneceğiniz bir sorun kalmayacaktır.

Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/health-problems-related-to-your-height.html 

Devamını oku...

Yapay Işık Mağduru Olmayın!

 Günlük hayatın koşuşturması içinde, doğal ışığın vücudumuz için ne kadar önemli olduğunu unutuyoruz.

Işığın insan için üç temel işlevi var:

Yön ve zaman duygusunun oluşumuna katkıda bulunmak; vücuda enerji sağlamak ve vücut saatini (sirkadyen döngüyü) kontrol etmek. Bunlar, ışığa tepki olarak cildimizde, merkezi sinir sistemimizde ve hormonlarımızda oluşan değişikliklerle gerçekleşiyor.

İnsan evrimsel süreç içinde vücut kıllarının büyük bölümünü kaybettiği için, ışığın vücudumuz üzerindeki etkisi diğer memelilere göre daha da belirgin. Ancak ışığın şiddetini ve özellikle rengini ölçmek, cildin değil, gözün işi.

Yapılan araştırmalar, gözümüzdeki özel bir katmanın ortamdaki mavi ışığı ölçmek için özelleştiğini gösteriyor. Çünkü mavi ve özellikle morötesi ışık, tayfın “enerji-yoğun” bölümünü oluşturuyor.

Güneşte fazla kaldığımızda yanıklara neden olan ışık da zaten bu enerji-yoğun ışık. Göz, ortamda bulunan mavi ışık miktarına bağlı olarak beynin hormon düzeylerini dengeleyen kısımlarına sinyaller gönderiyor.

Peki beyin mavi ışıkla neden bu kadar ilgileniyor?

Çünkü mavi ışık, ortamda bulunan morötesi ışık miktarının göstergesi. Morötesi ışık da, herkesin bildiği gibi, cildimizin D vitamini üretmesini sağlıyor. Ama herkesin bilmediği, ya da çoğunluğun yanlış bildiği şey, D vitamininin aslında vitamin değil bir hormon olduğu.

Üstelik D vitamini, stres hormonları olarak bilinen adreno-kortikotrofik hormon grubuna benzer yapıda bir kimyasal, ama önemli bir farkla. Dvitamini stres hormonlarının etkisini azaltıyor, yani vücudu stresten arındırıyor.

Beyin, ortamda yoğun mavi ışık olduğunu hissettiğinde, D vitamininin stres azaltıcı etkisini dengelemek için vücuda stres hormonları salgılamaya başlıyor.

Yapay ışıklı ortamlarda uzunca süre kaldığımızda da, bu olgu önemli bir soruna yol açıyor: Bazı lambalar (örneğin fluoresan lambalar), tayfın mavi ucuna yakın dalga boylarında ışık üretiyorlar. Ama güneş ışığının aksine, bu lambaların ürettiği ışık morötesi ışınım içermiyor. Bu durumda, beyin fena halde yanılıyor. Ortamdaki mavi ağırlıklı ışık nedeniyle kuvvetli günışığı altında olduğunu zannederek, oluşmasını beklediği D vitaminine karşı önlem alıyor: Yani stres hormonu salgılıyor. Ama tabii ki cildimiz yapay ışıkta D vitamini üretmediği için, bu stres hormonları vücutta birikiyor.

Sonra gelsin stres belirtileri: Gerginlik, baş ağrıları, kalbin yorulması ve buna bağlı kalp rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, hatta hormon dengesizliğinden kaynaklanan kanser vakaları.

Neyse ki mevsim ve yaz saati bizden yana. Artık doğal ışıktan sonuna kadar yararlanma zamanı…

Kaynak: Alexander Wunsch, Artificial Lighting and Health

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?