social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Kilo, Egzersiz ve İnsan Beyni!

Kilonuz beyninizi nasıl etkiliyor?

Yeni bir çalışmaya göre, vücuttaki yağ hücreleri beyne hasar veriyor. Peki, bunu nasıl engelleyebiliriz?

Tabii ki egzersiz yaparak. Yapılan bu çalışmada, araştırmacılar obezitenin ve egzersizin beyni nasıl etkilediğini araştırmıştır. Araştırmacılar, obez farelerde daha fazla yağ hücresi depolandığını, kanlarında, inflamasyona neden olan interlökin 1 maddesinin yüksek seviyede bulunduğunu saptamıştır. Uzmanlar bunları zaten biliyordu. Ancak çoğu, beynin inflamasyondan korunduğunu düşünüyordu. Çünkü beyinde hiç yağ hücresi bulunmamakta ve beyin genelde zararlı maddelerden kan-beyin bariyeri tarafından korunmaktadır. Ancak, araştırmacılar obezitenin kan-beyin bariyerini zayıflattığı ve bu durumun interlökin 1 maddesinin sızmasına neden olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, araştırmacılar obez farelerin beyinlerinin birkaç bölgesinde öğrenme ve hatırlama yeteneğini ciddi derecede etkileyen bir madde saptamıştır.

Araştırmacılar fare beyinlerini daha yakından incelemeye başladıklarında doğru şekilde işlemeyen sinapslara da rastlamıştır. Bu, beynin kesitleri arasında kusursuz bir iletişim olmadığını göstermektedir. Araştırmacılar, obez farelere öğrenme ve hafıza deneyleri uyguladıklarında, fareler bu deneylerde başarısızlığa uğramışlardır.

Peki, araştırmacılar kilonun hafıza problemlerine neden olduğu konusunda nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? Teorilerinin sağlamasını yapmak için, araştırmacılar farelere fazla kilolarını kaybettirmiştir. Bekledikleri gibi, hem farelerin kanlarındaki interlökin 1 seviyesinde düşüş olmuş hem de fareler uygulanan hafıza testlerinde daha iyi sonuçlar vermişlerdir.

İnsanlar üzerinde uygulanabilir bir çalışma olsa, sonuçlar gerçekten çok ilginç. Ancak, araştırmacılar bu çalışmayı insanlar üzerinde uygulamak istediklerinde, kilolarından kurtulmaları için obez kişilere cerrahi müdahale uygulamaları gerektiğini fark ettiler. Bu da çoğu sebeplerle sağlıksız sonuçlar doğurabilirdi.

İnsanlar üzerinde nasıl daha kolay sonuç alınacağı üzerine düşünen araştırmacılar, farklı bir obez fare grubu üzerinde bu kez egzersizin beyin üzerindeki etkilerini incelemeye başladılar. 12 haftalık egzersiz sonucunda, araştırmacılar farelerin daha çok yağ kaybettiğini saptamışlardır. Ayrıca hafıza ve öğrenme testlerinde egzersiz yapan fareler egzersiz yapmayanlara göre daha başarılıydı. Egzersiz yapan farelerin daha sağlıklı sinapslara sahip olduğu ve beyinlerinde inflamasyona ait hiçbir bulgu saptanmadığı da açıklanmıştır.

Tabii ki, bu deneylerin hepsinin sadece fareler üzerinde yapıldığını hatırlatmakta fayda var. İnsan beyninin bu çalışmaya aynı tepkiyi verip vermeyeceği bilinmiyor. Ancak, araştırmacılar özellikle fazla kilo söz konusu olduğunda, sağlık danışmanları ile egzersizin potansiyel faydaları hakkında görüşme yapılmasının önemli olduğunu vurguladılar.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

İlaç Gibi 20 Besin!

Sağlığımız için yararlı ve zararlı olan besinler hakkında devamlı bir şeyler söylenmektedir. İşin kötü tarafı bir zamanlar kahve ve yumurtanın zararlı olduğu dile getiriliyordu. Günümüzdeki çalışmalar ise bu besinlerin sağlığımız için iyi olduğunu gösteriyor. Yapılan çalışmaların da faydalı oldukları konusunda hem fikir olduğu 20 sağlıklı besinden oluşan bir liste hazırladık sizlere…

1. Fasulye: İster vejeteryan olun ister vegan olun, fasulye protein sağlamanız için ana besin kaynağınız olmalıdır. Etin aksine, fasulye doymuş yağsız ve kolesterolsüz protein sağlar. Ayrıca muhteşem bir lif, demir, kalsiyum, magnezyum, B vitamini ve antioksidan kaynağıdır. Fasulyeyi suda bekletin ve tüketmeden önce suyunu dökün. Midenizde şişkinlik yapmasına engel olmuş olacaksınız.

2. Sarımsak: Soğanın akrabası olan bu besini mutlaka günlük beslenme programınıza eklemelisiniz. Sarımsak, sülfür içeren bileşenler içermektedir. Ayrıca sarımsak kalp sağlığını desteklemesi ve inflamasyonun neden olduğu hastalıkları önlemesi ile bilinir. Bakterilerin, virüslerin, mantarların neden olduğu enfeksiyonları kontrol altına alır ve birçok kanser riskini azaltır. Sarımsağı soyun ve doğrayın. En iyi sonucu elde etmek için pişirmeden önce 10 dakika bekletin.

3. Enginar : Enginar lif açısından oldukça zengindir. Bir enginar 10 gramdan fazla lif içerir. Aynı zamanda C ve K vitamini, folik asit ve manganez deposudur. Enginar, karaciğeri koruyan silibinin isimli madde içerir. Araştırmacılar enginarın yapraklarında bulunan rutin ve kuersetin antioksidanlarının ve gallik asitin kanserle savaşmada önemli bir rol oynadığını dile getirmektedirler.

4. Tohumlar: Chia, kenevir ve keten tohumu beslenme programınızda mutlaka olması gereken besinlerdir. Özellikle de balık yemiyorsanız. Omega- 3 bakımından son derece zengin olan bu tohumlar kalp sağlığı ve beyin gelişimi için hayati derecede önemlidir. Ayrıca inflamasyonu ve eklem ağrılarını azaltır. Depresyonu kontrol altına alır, göz kuruluğunu önler, kolesterolü düşürür, tansiyonu dengeler, kemiklerinizi korur. Omega-3 bakımından en zengini keten tohumudur. En fazla proteini kenevir içerir. Chia ise lif ve kalsiyum açısından zengindir. Bu tohumları salatalarda ve soslarda kullanabileceğiniz gibi yoğurda ekleyerek de tüketebilirsiniz.

5. Nar: Nar serbest radikallerle savaşmaya yardım eder, kolesterolü dengeler. Kalp sağlığı için son derece önemlidir.

6.Balkabağı: Düşük kalorili bal kabakları K, B6, C ve A vitaminlerince zengindir.

7. Somon: ya da Pisi balığı Bu balıklar D vitamini deposudur. Özellikle de güneş ışığının sınırlı olduğu zamanlarda. Dahası, D vitamini ruhsal sağlık üzerinde de oldukça etkilidir. Somon balığı bağışıklık sistemini güçlendiren bileşenler içermektedir.

8. Tatlı patates : Lif, vitamin ve mineral yüklü tatlı patatesi pişirmesi de oldukça basittir. Bu tatlı yumru ile günlük A, C vitamini ve potasyum ihtiyacınızı karşılarsınız.

9. Hurma : Hurma hem tatlı ihtiyacınızı giderir, hem de lif açısından çok zengindir. Kuru ya da taze hurma kardiyovasküler kalp sağlığını destekler ve kolesterolü düşürür. Aynı zamanda mikrobiyal faydaları da mevcuttur.

10. Yeşil Çay : Yeşil çay kahvenin verdiği enerjiyi yavaş bir şekilde sağlar.

11. Muz : Muz, muhteşem bir potasyum kaynağıdır. Aynı zamanda B6 vitamini, magnezyum ve lif içerir. Sindirim sisteminizde bulunan iyi bakterileri destekler.

12. Yumurta: Uzun zamandır günde kaç tane yumurta tüketmemiz gerektiği ile ilgili tartışmalar sürmekteydi. Yüksek kolesterol içerdiği için çok sık tüketilmemesi tavsiye ediliyordu. Ancak bilim artık beslenme programımızdaki besinlerde bulunan kolesterolün vücudumuzdaki kolesterol seviyesini yükseltmediğini savunmaktadır.

13. Karahindiba Yaprağı : Karahindiba yaprağı sadece bir ot değildir. Yüksek miktarda K, A ve B vitamini ile demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi önemli mineraller içerir. Karahindiba yaprağındaki acımsı bileşenler sindirime yardımcı olur ve karaciğer ile pankreası korur. Ayrıca, çalışmalar bu bitkideki bileşenlerin sinir hasarlarına karşı koruyucu olduğunu ve karahindiba çayının güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu göstermiştir. Karahindiba yaprağını salatalarınıza ekleyerek tüketebilirsiniz.

14. Su teresi : Lahana ve ıspanağı herkes bilir. Ancak su teresi de popüler olmaya aday bitkilerden. Kaynak sularında yetişen bu bitki yüksek oranda nitrat içerir. Böylelikle tansiyonu düşürür ve egzersiz sırasında ihtiyaç duyulan oksijen miktarını azaltır. Ve de 2 kâse su teresi sadece 7 kalori içerir! 15. Arpa : Kolesterolü sünger gibi içine çeken beta-glukan isimli life sahiptir. Arpa aynı zamanda diyabet hastaları için çok faydalıdır. Beta-glukan daha sağlıklı kan şekeri düzeyi için insülin aktivitesini geliştirir.

16. Avokado: Güçlü bir besin deposu olan avokado, vitamin ve mineral açısından oldukça zengindir. Orta boy bir avokadonun yarısı yaklaşık olarak 140 kaloridir ve kolaylıkla menüye uyarlanabilir. Direkt olarak tüketebileceğiniz gibi, salsa sosuna, sandviçe ya da smoothieye ekleyerek de tüketebilirsiniz.

17. Kırmızı çekirdeksiz üzüm : Lutein ve zeaksantin isimli beta-karotenleri içerir. Bu maddeler gözleri yaşa bağlı sarı nokta hastalığından korur ve yaşa bağlı zihinsel rahatsızlıkları önlemeye yardımcı olur. Bu iki beta-karoten aynı zamanda yumurta sarısında, bezelyede, mısırda, dolmalık biberde, kabakta, ıspanakta ve brokolide de bulunmaktadır.

18. Kırmızı mercimek : Mercimek yüksek proteinli, yüksek lifli bir besindir. Mercimek tüketmek kalp rahatsızlıklarını azaltır ve insülin direncini arttırır. Özellikle kırmızı mercimek çok kullanışlı bir besindir. Çünkü çok kısa bir zaman içinde pişer. Yumuşak dokusu ile çorba ve püreler için de vazgeçilmezdir.

19. Elma : Bu tatlı ve sulu meyve dişlerinizi temizler. İçerdiği fito besinlerle kansere neden olan radikallerle savaşır. C ve B vitamini içeren elma, aynı zamanda karbonhidrat kaynağıdır. Ancak bu, sağlığınız için faydalı bir karbonhidrat türüdür. Karbonhidrat içerdiği için kan şekerini dengeleyen elma, şeker hastaları ve kilo vermeye çalışan kişiler için çok uygun bir meyvedir.

20. Badem : Kolesterol içermeyen protein, lif ve E vitamini içeren badem, saçlarınız, tırnaklarınız, cildiniz için son derece faydalıdır. Ayrıca, serbest radikallerle de savaşır. İçerdiği kalsiyum, fosfor ve magnezyum ile de kemiklerinizin güçlenmesine yardımcı olur.  

Devamını oku...

Çikolata hakkında 7 Bilinmeyen!

Çikolatanın hayatımızda önemli bir yeri var. Ve o her yerde: keklerde, kurabiyelerde, brownilerde, pudinglerde, tartlarda, suflelerde, soslarda, bisküvilerde ve bitmek bilmeyen bir liste kadar ürünün içinde. Bir kutlama yaparken de oradadır; kalp ağrınızı, melankolinizi, hayal kırıklıklarınızı dindirmek için de.

Onu çok isteriz ama sonra yediğimiz için kendimizi azarlarız; haz alırız, sonra da suçluluk duygusuyla cezası neyse çekmeye razı oluruz. İşte çikolata hakkında bilmeniz gereken 7 gerçek.

1. Başlangıçta: Görünüşe göre, Kristof Kolomb ve onunla birlikte araştırma yapan denizciler çikolatayı keşfeden ilk Avrupalılardı. Kakao çekirdeğine o kadar hayran kalmışlardı ki Kral ve Kraliçe’ye sunmak üzere İspanya’ya getirdikleri hazinelerin arasında onlara da yer verdiler.

2. Dillerdeki kutsallığı: Kakao çekirdeklerinin toplandığı ağacın adı Theobroma Cacao’dur. ‘Kakao’ eski Güney Amerika yerlilerinden Olmec’lerin kullandığı ‘kakawa’dan gelmektedir. ‘Theobroma’ ise Yunanca ‘yiyeceklerin tanrısı’ anlamına geliyor. Ne kadar yerinde değil mi?

3. Uzun bir süredir etrafımızda: Arkeologlar, MÖ. 600’lerde Olmec sürahilerinde kakaoların izine rastlamıştır. Bu eski toplumlarda, Maya ve Aztekler’de de görüyoruz ki, çikolatayı sıvı halde tüketmişler ve onun için özel bardaklar tasarlamışlardır.

4. Kafein oranı düşündüğünüzden daha az: Son zamanlarda çikolatanın kafein içerdiği kabul edilmeye başlandı ve bu ondan uzak durmamız için kullanıyor. Gerçekte ise 150 gram çikolata 10 miligram kafein içerirken, 200 gram kahve 150 miligram kafein içeriyor. Bu nedenle diyet programlarından yalnızca çikolatayı çıkarmamalı.

5. Ağızda erime özelliği: Kakao yağları oda sıcaklığında katı haldedir, ancak 35-36 derecede sıvı hale geçmeye başlar. Eğer ayrışma noktası insan vücudunun sıcaklığından daha yüksek olsaydı (ki bu 37.5 derecedir) çikolatayı ‘ağızda eritmek’ yerine tost gibi kıtır kıtır yemek zorunda olacaktık.

6. Buzdolabında saklamayın: Çikolata asla buzdolabında muhafaza edilmemeli. Bunun yerine diğer yiyeceklerden ayrı, kuru ve serin yerlerde saklanmalı. Çok düşük derecelerde, çikolata beyazımsı bir renk alarak form değiştirmeye başlar. Bu haliyle yemek güvenlidir ama o kadar da lezzetli görünmez.

7. Zehirlidir: Çok yüksek miktarda yenildiğinde zehirleyici özelliği vardır. Teobromin denilen ve merkezi sinir sistemini etkileyen, kalp çarpıntısına, krize ve dehidrasyona yol açan bir kimyasal içermektedir. İnsan için öldürücü dozu 10 kg olmasına rağmen sütle tüketildiğinde sorun kalmayacaktır.  

Devamını oku...

Yanlış Seçimler DNA Yoluyla Gelecek Nesillere Aktarılabilir !!

Yeni araştırmalar ilk defa, zayıf yaşam tarzımızın çevresel stres etkenlerinin ve travma izlerinin DNA boyunca gelecek nesillere aktarılabildiğini, potansiyel olarak çocuklarımızı zihinsel rahatsızlıklara ve obeziteye karşı daha eğilimli hale getirdiğini gösterdi.

Bilim adamları, kıtlık gibi önemli travmatik olayların izlerinin bir sonraki jenerasyonlara aktarılabildiğini zaten biliyordu; fakat ilk kez mekanizmayı onu gerçekleştiren şeyle beraber gözlemleyebildiler ve daha öncesinde kabul edilenin aksine yavrularımız için genetik olarak temiz bir sayfa açılmıyor.

DNA'mız devamlı olarak epigenom olarak bildiğimiz şey boyunca çevremiz tarafından değişime uğrar. Temelde epigenetik değişiklikler, DNA'mızdaki hangi genlerin yaşamımız boyunca kullanılıp hangilerinin kullanılmayacağına etki eden değişikliklerdir. Bu durum, sağlığımız üzerinde oldukça derin bir etkiye sahip oldukları anlamına gelir.

Fakat bunun öncesinde, bilim insanları tüm bu epigenetik değişimlerin (diyet ve stres seviyelerimiz gibi şeylere etki eden) sperm ve yumurta hücreleri boyunca aktarılamadığını ve her bir jenerasyonun hayata temiz bir sayfa ile başladığını düşünüyordu. “Tüm jenerasyonlardaki bilginin, yeni döllenmiş yumurtanın gelişimini düzenlemek için daha fazla bilgi eklenmeden önce sıfırlanması gerekmektedir. Bu, bir bilgisayar diskini yeni veriler eklemeden önce temizlemeye benzer,” Azim Surani, Cambridge Üniversitesi, araştırmaya öncülük eden kişi.

Ekibin insanlardaki bu epigenetik silme sürecini tanımlaması ilk defa mümkün oldu ve bu çevresel değişikliklerin tamamında temiz bir sayfanın açılamayacağı gösterildi. Aslında araştırma, DNA'nın yaklaşık %5'inin yeniden programlamaya karşı direnç gösterdiğini ve hatalarımızın bir sonraki jenerasyona aktarıldığını ortaya çıkardı.

Araştırmacılara göre, bu silinmeye karşı dirençli genler özellikle beyin hücrelerinde aktif durumdalar ve şizofreni, obezite ve metabolik bozukluklar gibi koşullar ile de bağlantılılar. “Çalışmamız bize, bir sonraki jenerasyona aktarılmasa da potansiyel olarak gelecekteki jenerasyonlara aktarılabilecek epigenetik bilginin potansiyel genom bölgelerinin iyi bir kaynağını verdi.” Walfred Tang, Çalışmanın başyazarı. “Şunu biliyoruz ki bu bölgelerin bazıları farelerdekiyle aynı, bu durum bize onların işlevini incelemek için büyük bir fırsat sağlayabilir.” Cell dergisinde yayımlanan araştırma, bize iyi genlerin sağlıklı çocukları sağlamak için yeterli olmadığını gösterdi. (DNA'mızı sağlıklı bir şekilde korumamız gerektiğini de...)

Hala tam olarak neyi aktarıp neyi aktaramayacağımız hakkında öğrenmemiz gereken çok şey var ve ekip şu sıralar bu çevresel değişikliklerin birden fazla jenerasyona miras bırakılıp bırakılamayacağı üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Bu yazı, http://www.sciencealert.com/new-evidence-suggests-you-can-pass-poor-lifestyle-choices-onto-future-generations adresinde yer alan yazının çevirisine dayanmaktadır. 

 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?