social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Bir Saat Fazla Uyumak Size Ne Kazandırır?

Uyku Kurulu’na (Sleep Council) göre ortalama bir İngiliz gecede altı-buçuk saat uyuyor. Micheal Mosley bunun yeterli olup olmadığını görmek için olağandışı bir deneye katıldı.

İnsanların ortalama uyku süresinin yıllar geçtikçe azaldığı bilinir. Bu bir dizi sebep yüzünden olur; yalnızca insanların, uykunun -kolayca azaltabildiğiniz bir şey olan- bir lüks olduğunu düşünmeye teşvik edildiği bir kültürde yaşadığımız için değil. Bu da kafeinin neden var olduğunu açıklıyor- sizi hayata geri döndürmek için. Ama ortalama uyku süremiz azaldığında obezite ve diyabet oranları yükseliyor. Bu iki durum bağlantılı olabilir mi?

Ortalama uykuyu bir saat daha arttırarak olabilecek etkileri görmek istedik. Bu nedenle Surrey Üniversitesi Uyku Araştırma Merkezi’nde eğitim gören, normalde altı ila dokuz saat uyuyan yedi gönüllüyü test ettik. Gönüllüler rasgele olacak şekilde iki gruba ayrıldılar.

Bir gruptan gecede altı buçuk saat diğer gruptan da yedi buçuk saat uyumaları istendi. Bir hafta sonra araştırmacılar kan testi yaptı ve gönüllülerden uyku örüntülerini değiştirmeleri istedi. Altı buçuk saat uyuyan grup bir saat daha fazla, diğer grup bir saat daha az uyudu. Etkilerinin ne olacağını beklerken, uyuduğumuzda gerçekten neler olduğu hakkında daha fazla bilgi edinmek için Oxford’taki John Radcliffe Hastanesi’ne gittim.

Uyku Merkezi’nde bana taşınabilir bir elektro-ensefalograf, (beyin dalgası aktivitesini ölçen bir alet) taktılar. Daha sonra biraz komik hissederek eve döndüm ve yedi buçuk saatlik uykumu uyudum. Bir sonraki gün gece boyunca kafamda neler olduğunu konuşmak için Dr. Katharina Wulff’a gittim. İlk söylediği şey çok hızlıca derin uykuya geçtiğimdi. Derin uyku sözcüğü kulağa dinlendirici bir şeymiş gibi geliyor ama bu süre boyunca aslında beyin çok çalışıyor. Beynin yaptığı başlıca işlerden biri anıları kısa dönemli hafızadan uzun dönemli hafızaya taşımak, böylece bir sonraki gün için kısa dönemli hafızamıza yer açmış oluyor. Eğer yeterli uyku uyumazsanız, anılar kaybolacaktır. “Hafta içi uyku süremi kısaltırım ama hafta sonu takviye yaparım.” diye düşünebilirsiniz. Maalesef bu şekilde olmuyor, çünkü anıların 24 saatlik şekil alma süresi içinde birleştirilmesi gerekmektedir.

Derin uyku anıları birleştirmesi bakımından çok önemli olduğu için, değişiklikler yapmadan ya da sınava girmeden önceki gece makul bir süre uyumanız iyi bir fikirdir. Bir çalışmada, bunu yapmayanların %40’ının akranlarına göre daha kötü sonuçlar aldığı görülmüştür. Derin uyku yalnızca birkaç saat sürer. Elektrot sonuçlarım gece boyunca beynimin REM uykusu denilen başka bir tür aktivitenin birçok aşamasından geçtiğini gösterdi. “Bu evre, genelde paralize olduğunuz evredir- yani hareket edemezsiniz. Ama göz kasları paralize olmaz ve bu nedenle hızlı göz hareketi (REM) uykusu denir.” diye açıkladı Wulff.

REM uykusu boyunca olağandışı şeyler olur. Stresle bağlantılı kimyasallardan biri olan noradrenalin düşer. Bu düşüşün gerçekleştiği tek zaman, gece ya da gündüz, REM uykusunun olduğu zamandır. Bu, beynimiz bütün gün olanları yeniden işlerken sakin kalmamızı sağlar, özellikle duygusal olayların üstesinden gelmemize yardımcı olur. Gecenin son yarısında daha çok REM uykusunda oluruz. Yani birden uyanırsanız, beyniniz tüm duygularınızın üstesinden gelememiş olabilir- bu da sizi stresli ya da kaygılı yapabilir. Gece geç saatte alkol almak da iyi bir fikir değildir; bedeninizde işlenirken REM uykunuzu azaltabilir. Bilgisayar testlerine göre birçok kişinin daha az uyuduktan sonra zihinsel beceri gerektiren görevleri yaparken zorlandıkları sonucuna erişilmiştir ama yapılan kan testlerinin sonucunda daha ilginç bulgulara rastlanmıştır.

Dr. Simon Archer ve Surrey Üniversitesi’ndeki takımı, gönüllülerin uyku düzeylerindeki değişikliklere göre özellikle genlerindeki artış ya da azalma ile ilgilenmişlerdir. Acher; “Toplamda 500 genin etkilendiği sonucunu bulduk. Bazıları yükseldi, bazıları düştü.” dedi. Araştırmacılar, gönüllülerin bir gecedeki uykularını yedi buçuk saatten altı buçuk saate düşürdüklerinde iltihaplanma, bağışıklık tepkisi ve strese verilen tepki gibi süreçlerle bağlantılı olan genlerinin daha aktif bir hale dönüştüğünü bulmuştur. Ayrıca diyabet ve kanser riski ile bağlantılı genlerdeki aktivitelerin de arttığını görmüşlerdir. Gönüllüler uyku sürelerine bir saat daha eklediklerinde bu durumun tersi oluşuyor. Yani bu deneyin verdiği açık mesaj şu ki; “bir gecede yedi buçuk saatten az uyuyorsanız ve uyku alışkanlıklarınızı değiştirebiliyorsanız, bu sizi, biraz bile olsa, daha sağlıklı bir birey yapabilir. Biraz uzanın, iyi gelecek.”- bu, pek sık karşımıza çıkmayan bir tür sağlık mesajıdır.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kaynakça: BBC News - How much can an extra hour's sleep change you? 

Devamını oku...

İlgi Görmeyen Bamyanın Şaşırtan 16 Faydası

Bamya, ılıman ve tropikal iklimlerde yetişen, uzun meyveli ve çiçekli bir bitkidir. Pişerken koyu yapışkan özsuyunu salar. Çoğu toplumda bu yapışkanlığı azaltmak için, bamya limon suyu gibi asidik karışımlarla pişirilir.

Bamya kurutularak da tüketilebilen bir bitkidir. Çoğu kişinin, saldığı sümüksü özsuyu yüzünden tercih etmediği bu besin deposunun faydalarına bir göz atalım:

1- Bamyanın kabuklarında yoğun miktarda A vitamini ve flavonoid isimli antioksidan (beta-karoten, ksantin ve lutein gibi) bulunur. Bu antioksidanların en fazla bulunduğu bitkilerden bir tanesidir. İçerdiği bu bileşenler, hücreleri ve görme yetisini güçlendirme özelliğiyle bilinir. Flavonoid açısından zengin olan sebzeleri ve doğal ürünleri tüketmek akciğer ve ağız boşluğu kanserine karşı koruma sağlar.

2- Bamya, içerdiği lifler sayesinde kandaki glukoz seviyesini kontrol altında tutar.

3- Bamyadaki yapışkan madde, kolesterol ve safra asidine bağlanarak, kötü kolesterolün dışarı atılmasını sağlar.

4- Müshil özelliği ile sindirim organlarının temizlenmesine yardım eder. Bağırsakların çalışmasını sağlayarak kabızlığı önler. Kötü kolesterolün ve toksinlerin vücuttan atılmasına destek olur.

5- Probiyotik olarak bilinen iyi bakterilerin yayılmasını kolaylaştıran bamya, bu özelliği ile sindirim sisteminin sakinleşmesini sağlar.

6- Bu eşsiz bitki, depresyon riskini azaltır.

7- Bamya, ülseri iyileştirir ve eklem sağlığı için önemli bir bitkidir.

8- Bamya, akciğer rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında etkilidir.

9- K vitamini açısından zengin olduğu için kanda pıhtılaşma sorununa iyi gelir.

10- Glukoz ve kolesterol seviyesini dengeler.

11- Astım için kullanılan bamya ayrıca içerdiği C vitamini sayesinde kanser önleyicidir ve astım belirtilerini yatıştırıcı özelliğe sahiptir. 12- Özellikle kalın bağırsak kanseri gibi kanser türlerine karşı koruyucu olduğu kanıtlanmıştır.

13- Kan damarlarının yapısı açısından önemlidir.

14- Katarakt riskini azalttığına dair bulgular mevcuttur.

15- Diyabeti önler.

16- Sivilceler üzerinde iyileştirici etkisi bulunmaktadır. Pürüzsüz, mükemmel bir cilt sağlar.

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Astaksantin ve Mucize Etkileri!

Astaksantin karides, ıstakoz, yengeç ve somon gibi canlılara pembe ve kırmızı rengini, bazı bitkilere de sarı ve turuncu rengini veren pigmenttir.

Astaksantin, doğada bulunan 600’den fazla karotenoidden biridir ve karotenoidlerin kralı olarak kabul edilir. Akıntıya karşı uzun süre yüzebilen somon balıklarının güç kaynağının astaksantin olduğuna inanılır.

Peki, astaksantini bu kadar önemli kılan şey nedir?

2007’de yapılan bir araştırma şu sonuçları bulmuştur:

• C vitamininden 6000 kat daha güçlü

• CoQ10’den 800 kat daha güçlü

• Yeşil çayın içerdiği kateşinden 550 kat daha güçlü

• Alfa lipoik asitten 75 kat daha güçlü

Sadece bu saydıklarımız bile “karotenoidlerin kralı” unvanını almasına yeterli olabilir. Ama dahası da var.

ASTAKSANTİN ÇOK SAYIDA OLUMLU ETKİYE SAHİPTİR

Diğer antioksidanların aksine, beta karoten, selenyum ve E,C ve D vitamini içeren astaksantin asla pro oksidan etki göstermez. Güçlü bir ağrı kesici ve anti inflamatuvardır. Vücudumuzda ağrıya neden olan kimyasalları nötralize eder ve çoğu kronik hastalığa neden olan inflamatuvar bileşenleri yok eder. Hem bazı ağrı kesiciler kadar etkili hem de %100 doğaldır.

Mide kanaması ya da diğer tehlikeli yan etkilere maruz kalmaktan korkmamıza da gerek kalmaz.

Etkili bir yorgunluk gidericidir. Egzersizden sonra kaslarımızın iyileşmesine yardımcı olur. Dayanıklılığımızı arttırır ve gücümüzü geri kazanmamızı sağlar.

Gözlerimiz için çok faydalıdır. Diyabete bağlı retinopati ve sarı nokta hastalığına karşı koruma sağlar. Göz yorgunluğunu azaltır ve ince detayları görebilmemize yardımcı olur.

Hücre temizleyici. Vücudumuzdaki her bir hücrenin bir parçası olma özelliğine sahip astaksantin, bütün hücrelerinizi hasarlardan ve yaşlandırmayı hızlandıran serbest radikallerden korur. Cilt güzelleştirici ve güneş koruyucu. Pahalı topikal cilt ürünlerini dışarıdan uygulayarak elde edeceğiniz faydaları astaksantin içeriden sağlar. İnce kırışıklıkları, lekeleri ve çilleri giderirken, cildin nem seviyesini dengeler, cildi pürüzsüzleştirir, sıkılaştırır ve esnekleştirir.

Ayrıca cildinizi sadece zararlı UV ışınlarından korumakla kalmaz, bronzlaşırken maruz kaldığınız ışınların sebep olduğu yangı ve kızarıklığa iyi gelir.

Alzheimer/ Demans/ Parkinson hastalıklarında dönüm noktası olabilecek bir antioksidan. Yapılan bir çalışma, 12 hafta boyunca alınan günlük 6 mg/ 12 mg arası astaksantinin, beynin sinyal gönderme özelliğine zarar veren bileşenleri %40-50 oranında azalttığını göstermiştir. Uzmanlar, astaksantinin demans, Alzheimer ve Parkinson hastalığında önleyici ve tedavi edici etkiye sahip olduğunu belirtmişlerdir.

ASTAKSANTİNİ HANGİ BESİNLERDE BULABİLİRİZ?

Somon balığı en yüksek oranda astaksantin içeren besindir. Kırmızı karides de astaksantin açısından zengindir. Günde 350 gr civarında doğal ortamda yetişmiş somon balığı yiyerek günde 6 mg’dan fazla astaksantin almış olursunuz. Eğer her gün somon yeme imkânınız bulunmuyorsa astaksantin takviyelerini araştırabilirsiniz.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Cilde Zararlı Besinler

Cildimiz, sayısız  problem ile karşı karşıya gelir. Bir çoğumuz kirlilik ve güneş yanığı gibi dış faktörlere karşı cildimizi korumak için elimizden gelen her şeyi yaparız. Ancak, çoğu zaman cilt sağlığımızı korumak için en önemli şey olan beslenmenin önemini unuturuz. Parlayan ve sağlıklı bir cilt için aslında yapabileceğiniz en iyi şey, cildinize iyi gelmeyen bazı besinlerden kaçınmaktadır.

Bazılarımız “sen ne yersen, o sundur” lafını duymuştur ve bu söz cildimizi düşününce çoğu zaman doğrudur. Lezzetli bir yemek yüzünüzde bir gülümseme oluştururken, cildinizden yıllar götürmemelidir. Bazı yemekler akneye neden olur ve cildinizde kaşıntıya ve engebeli bir görünüme neden olabilir. Hatta bazıları kurdeşen, egzama ve son derece hassas döküntülere neden olabilir.

Sağlık uzmanları her zaman kızarmış gıdaların cilde yaptığı olumsuz etkilere dikkat çekmişlerdir. Ancak ciltte olumsuz etkileri olan daha bir çok besin vardır. Bu besinlerden bazıları şunlardır;

1) Alkol:

Alkol çok güçlü bir doğal idrar söktürücüdür, bu nedenle ne kadar çok tüketilirse o kadar çok cildinizde kurumaya neden olur. Cildin tüm nemini emerek cildi kuru, pul pul bir hale getirir ve kırışıklıklara neden olur. Hassas cilde sahip kişiler alkol nedeniyle “rosacea” da yaşayabilirler.

2) Kahve:

Her gün içtiğiniz kahve miktarını azaltmak isteyebilirsiniz. 2-3 fincan kahve içmek vücudunuzdaki kortizol miktarını arttırır. Kortizol düzeylerinin yükselmesi de cildin yaşlanma sürecini hızlandırır ve aynı zamanda cilde önemli ölçüde zarar verir. Kafein bir diüretik gibi davrandığından fazla tüketimi vücudu susuz bırakır ve cildi kuru ve cansız bırakır.

3) Süt:

Çok büyük etkileri olmasa da süt, cilde zarar verir. Aşırı süt tüketimi akneye neden olur. Amerikan Dermatoloji Akademisi’ne göre süt, aşırı sebum üretimini uyarır ve sonunda akneye dönüşür.

4) Tuz:

Tuz olmadan yemeklerimizin hiç bir tadı olmaz; ancak çok fazlası özellikle iyotlu tuz cilde çok zarar verir. Dokuları şişirir, ödemli bir görüntü verir ve kişinin genel sağlığına olumsuz etkileri vardır. Cildinizde sivilcelerin patlak vermesine neden olabilir.

5) Meşrubatlar:

Cilde sağlıklı ve parlak bir görünüm vermek için, kandaki şeker seviyesinin kontrol altında olması önemlidir. Ortalama bir bardak kola 50 gr şeker içerir ve bu miktar akne ve kuruluk oluşumunun tetiklenmesi için yeterlidir. Bu gazlı içecekleri haftada bir ya da ayda bir tüketmeye çalışın. Susuzluk hissinizi meyve suyu ve su ile gidermeyi deneyin.

6) Glutenden zengin besinler:

Gluten, temel olarak buğday ve tahıllarda bulunan bir proteindir. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Chicago Çölyak Hastalığı Merkezinin araştırmasına göre Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun %5-10’u gluten intoleransından şikayetçidir. Gluten intoleransının birçok yan etkileri vardır ancak en görünür olanlar genellikle şişlik, kuruluk ve sivilce şeklinde, ciltte gözlenir. Glutenden zengin besinlerin en önemli örnekleri makarna, beyaz ekmek, hamur işleri, kek, pizza ve yulaftır.

7) Çikolata ve Şeker:

Onlardan uzak durmak her ne kadar zor olsa da, şekerlemeler ve çikolata cildiniz için çok zararlıdır. Bunları çok fazla tüketmek kan şekerini arttırır ve sebum artışına yol açar bu da akneye sebep olur. Bu besinler cildin genç ve parlak görünümünün sağlanmasında yardımcı olan kolajen ve elastini de olumsuz etkiler.

Eğer cildinizin sağlıklı olmasını ve parlamasını istiyorsanız, bu gıdalardan uzak durmayı ve sağlıklı besinler seçmeyi tercih edin.

Kaynakça:

http://www.buzzle.com/articles/7foods-that-are-not-good-for-the-skin.html

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?