social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Diline Bak Teşhisi Koy

Diliniz Sağlığınızla İlgili Neler Anlatıyor?  Dilin dokusu ve rengi hastalıkların önemli bir göstergesidir. Göz ardı edilemez. Dilinizi temizleyerek diyabet, pnömoni, kalp krizi ve hatta erkeklerde kısırlık gibi bir çok hastalığı önleyebileceğinizi biliyor muydunuz?

Doktora gittiğinizde ağzınızı kocaman açıp dilinizi dışarı çıkarmanızı neden isterler? Bunun nedeni sadece dilinizi inceleyerek genel sağlık durumunuz hakkında bir fikir edinilebilir olmasıdır. Dilin sağlığa açılan bir pencere olduğu söylenir. Vücudun içindeki herhangi bir bozukluk sıklıkla dilin yüzeyine yansır.

Normal bir dil güzel sağlıklı pembe bir renge sahiptir ve temiz görünmektedir. Yaygın olarak tat tomurcuklarının yer aldığı papilla denilen kabarcıklar yüzünden biraz kaba bir yüzeyi vardır. Dilin dokusu ve renginde herhangi bir değişiklik altta yatan durumun bir işareti olabilir. Beslenme yetersizliklerini kan testleri gösterse de bundan şüphelenmek için dili incelemek yeterlidir.

Pürüzsüz Dil: Pürüzsüz, biftek gibi etli ve kırmızı bir dil genellikle “B12″ ve “folat” eksikliğini gösterir. Dilin bu durumda olduğu diğer bir durum ise glossittir. Glossitte dil iltihaplanır ve genellikle papillaların yokluğu gözlenir.

Pürüzsüz ve soluk renkli bir dil ise kanda hemoglobin eksikliğini gösterebilir bu da demir eksikliğinin bir işaretidir.

Ateş ile birlikte kırmızı bir şişmiş dil Kawasaki hastalığı veya kızıl ile ilişkilendirilmiştir.

Harita Dil: Bu durumun adı dilin yüzeyindeki harita benzeri desenden gelir. Dil üzerinde gelişen düzensiz kırmızı lekeler grimsi-beyaz bir sınır ile çevrilidir. Harita dili genellikle kroniktir ve oluşan yamalar oluşup kaybolabilir ve sık sık boyutu ve şekli değişebilir. Bu yamalar üzerinde artık papillalar görülmez. Bu durum zararsızdır ve vücudun içindeki herhangi bir bozukluğa işaret etmez.

Çatlak Dil: Dil yüzeyinde belirgin çatlaklar oluşur. Birden fazla çatlak geliştiğinde dil daha kırışık görünür. Çatlak dili, yine belirgin bir hastalıkla ilişkili endişelenecek bir durum değildir. Bu doğuştan gelen kusurdur ve çatlaklar geçen yaş ile belirgin hale gelir. Ancak bazı durumlarda beslenme yetersizliği nedeniyle de oluşabilir. Kişi yaşlandıkça çatlaklar derinleşir. Gıda parçaları özellikle baharatlı ve tuzlu gıdalar bu çatlaklar içinde sıkışıp kalır ve yanma hissi oluşturur. Ayrıca bakteriler için yaşam alanları oluşturup enfeksiyonlara ve kötü ağız kokusuna zemin hazırlar.

Kuru Dil: Kuru bir dil genellikle şişmiş tükrük bezleri nedeniyle, yetersiz tükrük üretimini gösterir. Bu durum genellikle stress nedeniyle ortaya çıksa da tükrük kanalındaki taşlara bağlı gelişen tükrük bezi enfeksiyonu nedeniyle de gelişebilir.

Kırmızı Noktalı Dil: Yükselmiş kırmızı noktalar dil yüzeyine yakın kılcal damarlarda hasar olabileceğini gösterir. Sıcak gıdalar ve içecekler bu hassas kılcal damarların açılıp kırmızı noktalar oluşturmasını sağlarlar. Kapiller kırılganlığı azaltmak için en basit çözüm C vitaminidir. C vitamini, kılcal damarların duvarları güçlendirmek için anahtar bir rol oynar. Bu dil üzerinde kılcal damarların kırılması önlemek için yardımcı olabilir.

Kalın beyaz paslı dil :Üşütme aynı zamanda düzensiz mide bağırsak fonksiyonları olduğunu gösterir.

Kahverengi dil: Sindirim sisteminde çalışma bozukluğu yani kabızlığı işaret ediyor.

Kalın beyaz sarımsı paslı dil: Kronik mide iltihabı ( gastrit)

Parlak Kırmızı Dil: Vücutta B12 eksikliğinin işaretidir. B12 eksikliği unutkanlığa yol açar. Aynı zamanda karaciğer hastalığı belirtisi de olabilir.

Renksiz solgun kırmızı lekeli dil: Astım probleleri olabilir.

Beyaz Dil:  Dilin beyaz olması mantar hastalığına işarettir.

Sarı Dil: Dilin sarı olması hijyen eksikliğinden olabileceği gibi mide ekşimesinden de kaynaklanır. Sarı renk organizmada bir enfeksiyon olduğunu da gösterir.

Koyu Renk Dil : Dilin koyu mor renk olması kan dolaşımı bozukluğu ve yüksek kolestrol göstergesidir. Genelde yetersiz beslenme , egzersiz yapmama, dpresyon ve enerji eksikliğinide gösterir.

Batı tip bilimine göre dil altında fazla kalın ve düğümlü damarlar kalp kiyafetsizliği varis ve bağsurla ilintili olabilir. 

Ülserler: Dil altında ağrılı beyaz ülserler görülebilir. Kesin nedeni tespit edilemese de stress, temel besin maddelerinin eksiklikleri gibi bazı risk faktörleriyle ilişkilidir. Aftlara benzerler ve karışabilirler.

Geleneksel Çin Tıbbı ve Dil: Geleneksel Çin tıbbında dilin sağlıksız görünümleri için farklı yorumlar vardır. Örneğin, sarı veya sarımsı-yeşil dil karaciğer veya safra kesesi ile ilgili sorunlar gösterebilir. Dil rengini gri veya kahverengi-gri dönerse, mide ya da bağırsak sorunları düşündürür. Geleneksel Çin tıbbında iç organlar dilin belli bölümleriyle bağdaştırılır. Yani ilgili organdaki bir sorun dilin o kısmına yansır. [çin] Onlara göre dilin ucuna yakın bir kırmızılık kalp problemlerini işaret edebilir, kırmızı uçlu dil aynı zamanda anksiyete gibi duygusal travmalarında işareti olabilir. Dilin merkezindeki bir sarılığın ise sindirim sorunları, dalak, mide ve pankreasla ilgili sorunların işareti olduğuna inanırlardı. Dilin arka üstlerindeki sarılıkların ise böbrek ve mesane problemlerinin işareti olduğuna inanırlardı.

Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/what-does-your-tongue-say-about-your-health.html 

Devamını oku...

İçtiğiniz Suya Güveniyor musunuz?

Hepimiz bol bol su içmemiz gerektiğini, suyun hayati bir önem taşıdığını biliyoruz. Su, sindirime yardımcı olur, vücudun su kaybetmesini önler ve toksinlerden arınmasını kolaylaştırır, vücut ısısını düzenler (özellikle egzersiz anında), kanı incelterek kalp krizi riskini azaltmaya yardımcı olur.

Vücudun her sistemi üzerinde sayısız fayda sağlar. Peki, hangi tür suları tercih etmeliyiz? Su kaynaklarının çoğu toksin ve atık maddelerle doludur. Bakteriler, çeşitli mikroplar, ağır metaller, böcek ilacı kalıntıları, insan vücudundan geçerek suya karışmış olan ilaçlar…

Bu konuda açık olan tek şey var; o da bu atık maddelerin çoğunun güvenilir bir tarafı bulunmaması.

SUYUNUZ NEREDEN GELİYOR?

Belediyenin sağladığı su güvenilir su standartlarına uyuyor olsa da bu “güvenilirlik” içilebilir su manasına gelmiyor. Yaşadıkları bölgede suların kötü koktuğunu ve bulanık olduğunu dile getiren çok sayıda insanla karşılaşılmaktadır. Belediye sularının çoğu, bakteri ve parazitlerin ölmesi için klor ve florid ile işlenmektedir. Florid ve yüzme havuzlarının temizliğinde de kullanılan klor yüksek oranda toksin içeren maddelerdir.

Günümüzde evlerde plastik, galvanize metal ve bakır borular kullanılmaktadır. Galvanize metal borular,içerdikleri toksik metal olan kadmiyum ile suları kirletebilir. Plastik boruların getirdiği sağlık sonuçları net değildir. Ancak, bakırın Alzheimer hastalığı ile bağlantılı olduğu ortaya konmuştur.

Bir de doğal kaynaklardan tedarik edilen sular mevcuttur. Günümüzde, doğal su kaynakları da böcek ilaçları ve hayvansal atıkları içeren zirai atıklar tarafından kirlenmektedir.

ŞİŞE SULAR NE TÜR TEHLİKELER İÇERİR?

Piyasadaki şişe sular size daha temiz bir seçenek gibi görünebilir. Ama bu konuda bir kez daha düşünmelisiniz. Sular el değmeden şişelenmiş olsa bile, plastik şişeler endişe edilecek bir konu. Kimyasal maddeler plastik şişeden suya karışabilir. Yapılan bir çalışmada, standart plastik şişeden su içen katılımcıların, gün sonunda idrarlarında bisfenol A olarak bilinen kimyasala rastlandı.

Bisfenol A kalp hastalıkları ve diyabeti tetikleyen bir kimyasaldır. Ayrıca vücutta östrojen dolaşımını yükseltir. Bu durum size tehlikeli gelmiyor olabilir ancak yüksek miktarda östrojen kalp hastalıklarına, kansere ve diyabete neden olabilmektedir.

PEKİ, TEMİZ SUYU NEREDEN BULACAĞIZ?

Herkes kendi suyunu analiz etmeli. Eğer suyunuzun hangi koşullarda olduğunu bilmek istiyorsanız, suyunuzu boru tesisatınızdan geçtikten sonra özel olarak test etmeniz gerekmektedir. Uzmanlar tarafından su arıtma cihazları şiddetle tavsiye edilmektedir. Bu sayede meyve ve sebzeleri yıkamak, yemek pişirmek ve içmek için temiz su elde edebilirsiniz.

Dışarıya çıkarken yanınıza su almak mı istiyorsunuz? Cam şişenize suyunuzu doldurup pet şişenin zararlarından kurtulabilirsiniz. Eğer arıtılmış suyun tadı size yavan geliyorsa, suyunuzun içine limon dilimleri, rendelenmiş zencefil ya da birkaç dilim salatalık ekleyerek suyunuza aroma katabilirsiniz. Hem suyunuzun besin değerini arttırmış olacak hem de suyunuzu tatlandırmış olacaksınız.Limon dilimlerinin vücudunuzun asidik hale gelmesine yardımcı olacağını da unutmayın.

Sağlığınız için bir şeyler yapmaya karar verdiyseniz, işe içtiğiniz sudan başlamak mükemmel bir adım olacaktır. Vücudunuzun su kaybını telafi ederek kendinizi iyi hissedecek, suyunuzun temizliğini de kontrol altına alacaksınız. Su tüketirken kendinizin ve ailenizin sağlığı ile ilgili kaygılanmamanın rahatlığını yaşayacaksınız. Unutmayın, güvende olma duygusu parayla satın alınamayacak bir histir.  

Devamını oku...

Soğanın İlginç 10 Yararı

Mutfakların en çok kullanılan sebze ve meyvelerinden biri olan soğan, yemeklerin tadını güzelleştirmekten çok daha fazlasını vadeden bir sebze. Kalp sağlığından diyabete, ruhsal bozukluklardan kemik hastalıklarına uzanan; soğanın tedavisine yardımcı olduğu rahatsızlıklara gelin birlikte bakalım.

1. Bağışıklık güçlendirici : Soğan, bünyesinde birçok bitkisel iyileştirici barındırır ve bu iyileştiriciler bağışıklık sistemi üzerinde doğal olarak iyileştirici etki sağlarlar. Bu etkilere vücutta bulunan C vitamininin daha efektif kullanılması da dahildir. Güçlü bir bağışıklık sistemi vücudun hastalık ve enfeksiyonla mücadele gücünü artırır ve iyileşme sürecini hızlandırır.

2. Diyabet düzenleyici :Soğan içerisindeki aktif maddelerden biri olan krom; diyabetten müzdarip hastalar için faydalıdır. Tansiyonu düzenler ve diyabet kaynaklı komplikasyonların giderilmesinde rol oynar.

3. Antienflamatuar özellikler : Bir parça soğan, bedeni enfeksiyonlardan koruyacak vitamin ve mineraller içerir. Vücuttaki enfeksiyon oranı azaldığında iltihap oranı da otomatik olarak düşer. Soğanın atrit, eklem ağrısı ve iltihaptan müzdarip kimselere iyi gelmesinin nedeni de budur.

4. Sağlıklı bir kalp: Soğan, özellikle çiğ olarak tüketildiğinde vücuttaki iyi kolesterolün artmasını sağlar. Bu da kolesterol seviyesini düzenleyerek tansiyonun gerekli rakamlarda kalmasını sağlar. Tüm bu saydıklarımız kalp ve damar sağlığını iyileştirerek kalbe bağlı rahatsızlıkların oluşmasını engellemeye yardımcı olur.

5. Kanser önleme: Soğanda kuersetin başta olmak üzere bol miktarda flavanoid bulunur. Bu madde bozuk DNA ile savaşma ve tümor oluşumunu önleme özellikleri ile bilinmektedir. Çalışmalara kuersetin oranları yüksek olan kimselerin kalın bağırsak ve yumurtalık kanserine yakalanma şansının daha düşük olduğunu göstermektedir.

6. Ağrı kesici : Soğan suyu böcek ısırıkları kaynaklı yanmaları ve ağrıyı kesmeye yardımcı olur. Soğanın antienflamatuar özelliği sayesinde soğan suyunun arı sokmasına bile iyi geldiği saptanmıştır.

7. Antioksidan özellik: Hemen hemen tüm meyve ve sebzeler gibi soğan da antioksidan bir besin maddesidir. Soğandaki antioksidan maddeler bağışıklık sisteminin stres, serbest radikaller ve hücre hasarı ile savaşmasına yardımcı olur. Çalışmalar ger gün soğan tüketenlerin gastrik ülser, tümor ve diğer rahatsızlıklara yakalanma riskinin daha az olduğunu ortaya koymaktadır.

8. Kemik ve doku sağlığı : Soğan içerisinde bulunan kalsiyum, kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca içeriğindeki sülfür, doku bağlarının güçlü ve sağlıklı olmasını sağlar. Kalsiyum ve sülfür bileşimi özelliklerle yaşlılarda meydana gelen kemik erimesini önlemesiyle ve menopoz başlangıcındaki olumsuz etkileri azaltmasıyla bilinir.

9. Ruh sağlığı : Soğan içerisindeki sülfür, vücuttaki diğer proteinlerle bir araya gelerek beyindeki aminoasitlerin üretimini canlandırır. Bu etki sinir sistemini iyileştirir ve depresyon, stres ve diğer ruh bozukluklarının azalmasını sağlar.

10. Düzenli sindirim : Soğanın lif oranı yüksektir ve lif de düzenli bir sindirimin anahtar bileşenidir. Yeterince lif bulunan bünyelerdeki toksik maddeler boşaltım yoluyla kolaylıkla atılır. Düzenli bir sindirim sistemi aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan maddeleri de daha iyi abzorbe etmesini ve sindirmesini sağlar.

Her gün bir soğan! Her gün bir soğan tüketerek doktor ziyaretlerinizi azaltabilirsiniz. Kokuyor diyenlere aldırış etmeyin; soğanı çiğ olarak salatalarınızda, pişmiş olarak sebze yemekleri ve çorbalarda kullanmayı asla ihmal etmeyin. Mutfaktaki soğan kullanımına itiraz eden aile üyelerine de yukarıda bahsettiğimiz 10 faydayı gönül rahatlığıyla anlatın. Afiyet olsun. 

Deniz Aytekin

Devamını oku...

Bu Belirtiler Varsa Diyabet Olabilirsiniz.

Eğer aşağıda sıralayacağımız belirtileri yaşıyorsanız, hemen doktorunuzla irtibata geçin ve kan şekeri seviyenizi ölçtürmek için tahlil yaptırın.

AŞIRI SUSAMA VE İDRARA ÇIKMA: Kandaki glukoz seviyesi yükseldikçe, böbrekler fazla glukozu süzmek için çalışırlar. Kandaki fazla glukoz, vücudunuza aldığınız sıvılar yardımıyla idrar yoluyla dışarı atılır. Fazla glukozu dışarı atmak için sık idrara çıkmak da sık sık su içme isteğini tetikler.

AŞIRI YEME İSTEĞİ: Vücudunuz glukozu hücrelere depolamak için insülin kullanmaya ihtiyaç duyar. İnsülin seviyeniz düştüğünde, vücudunuz hücrelere şeker depolayamaz. Hücreler ihtiyaç duydukları enerjiyi glukozdan sağlarlar. Glukoz depolanamadığında, vücudunuz gerekli olan enerjiye sahip olamaz. Kısacası, iştahınız açılır, vücut enerji üretmek için kalori seviyesini yükseltmeye çalışır.

HALSİZLİK VE YORGUNLUK: Vücudunuzun enerjiyi gerektiği gibi kullanamamasının sonucu olarak halsizlik ve yorgunluk belirtileri ortaya çıkar. Hücrelere glukoz depolayamayan vücut, ihtiyacı olan enerjiye de sahip olamaz. Bu da yorgunluk ve halsizliğe neden olur.

ANİ KİLO KAYBI : Vücut fazla glukozu idrar ile dışarı atar ve hücrelere depolanacak olan kalori seviyesinde düşüş meydana gelir. Bu da ani kilo kaybı yaşamanız anlamına gelir.

KARINCALANMA YA DA UYUŞMA : Karıncalanma ya da uyuşukluk ya da diğer bir deyişle diyabetik nöropati yüksek şekere bağlı olarak gelişen sinir hasarıdır. Kandaki şeker seviyesi yükseldiğinde, bu durum sinirler tarafından gönderilen sinyalleri engeller. Ayrıca, şekerin yükselmesi küçük kan damarlarının duvarlarının zayıflamasına neden olur. Sinirlere giden kan akımını keser. Karıncalanmalar ve uyuşmalar genellikle kol ve bacaklarda oluşur.

GÖRMEDE BULANIKLIK : Kandaki glukozun yükselmesine hassasiyet gösteren başka bir bölge de gözlerdir. Bu durumda göz mercekleri şişebilir ve görüşünüzü aniden bulanıklaştıracak şekil değişikliğine uğrayabilir.

GEÇ İYİLEŞEN YARALAR: Yükselen glukoz seviyesi bağışıklık sisteminin normal çalışma sürecini etkiler. Buna bağlı olarak da beyaz kan hücrelerinin işleyişi yani yaraların iyileşme süreci de yavaşlar.

SIK SIK ENFEKSİYON GEÇİRME: Sık sık enfeksiyon geçirme de diyabetin bir başka belirtisidir. Yavaşlayan bağışıklık sistemi sık sık enfeksiyon geçirme ihtimalini arttırabilir.

Vücudun %50-78’i sudan oluşmaktadır. Sık sık idrara çıkma ve sürekli susama durumuna bağlı olarak cildinizde kuruma meydana gelir. Böbrekler vücuttan normalden fazla su attığı için, kuru, kaşınan ve pullanan cilt diyabet hastalarının ortak sorunudur.

SİNİRLİLİK : Kendinizi sürekli olarak yorgun hissediyor ve sürekli acıkıyorsunuz. Bunu da o anda iyi bir ruh halinde olmamaya bağlıyorsunuz. Şimdi bir düşünün. Yemek yedikçe aldığınız enerji, hücrelerinizde depolanması gerekirken, dışarı atılıyor. Sürekli kaybedilen enerji de sinirliliğe ve kötü bir ruh haline davetiye çıkartıyor.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?