social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Obezite Riskini Nasıl Öğreniriz!

Araştırmacılar, idrar örneklerinde bulunan kimyasal maddelerle diyabet tanısı da koyabilmektedirler. Yapılan yeni bir çalışma, idrar tahlilinin kişinin obezite riski taşıyıp taşımadığını ve obeziteye bağlı zararlı etkilerin varlığını gösterebildiğini kanıtlamıştır.

Bu çalışmada, 2000’den fazla kişi üzerinde çalışma yapılmış ve kişilerden 3 hafta ara ile 2 idrar örneği alınmıştır. İdrar örneklerinde katılımcıların vücut kitle indekslerine bağlı 25 kimyasal madde bulunmuştur. Araştırmacılar, bu 25 kimyasal maddeyi obezitenin metabolik işareti olarak adlandırmaktadırlar.

İdrar örneklerinde tespit edilen maddelerin 9 tanesinin, besinler parçalanırken bağırsak bakterilerinin sentezlediği bileşikler olduğu saptanmıştır. Daha önceki çalışmalar bağırsak bakterileri ile obezite arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Bulunan kimyasal maddelerin en azından bir tanesi de kalp hastalıkları ile ilgili bulunmuştur.

Araştırmacılar, maddelerin bazılarının vücut kitle indeksi yüksek olan kişilerde daha düşük seviyede bulunan kas metabolizması ile bağlantılı olduğunu ve bu bulgunun obeziteyi kontrol altında tutmak için sadece diyetin değil egzersizin de önemli rol oynadığı fikrini desteklediğini dile getirmişlerdir.

Çalışma ayrıca, yüksek kan şekeri seviyesinin yüksek vücut kitle indeksi ile doğru orantılı olduğunu ve bazı katılımcıların kan şekeri seviyelerinin tanı konulamayan diyabet göstergesi olacak derecede yüksek bulunduğunu göstermiştir. Bununla beraber, meyve alımına bağlı olan bileşenin vücut kitle indeksi ile ters orantılı olduğu da görülmüştür. Uzmanlar, idrarda bulunan bu kimyasal maddelerle kişide obezite riski bulunup bulunmadığını teşhis etmenin mümkün olabileceğini ve kişiye özel önleyici tıbbi müdahalelerden yararlanılabileceğini belirtmişlerdir.

Araştırmacılar, bu yöntemle, obezitenin getireceği hastalık yükünün aza indirilebileceğini savunmaktadırlar. Uzmanlar, idrar örneklerinde bulunan maddelerin obezite nedeni ya da sonucu olduğunu doğrudan söyleyebilmenin şu aşamada mümkün olmadığını, metabolizmadaki değişimlerin obezite “belirleyicilerini” nasıl meydana getirdiğini tam olarak açıklayabilmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyduklarını da eklemişlerdir.  

 www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Bilinçaltımız Hasta Edebiliyor!

Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal  duygusal çatışma yaşadığımız olayların bizi hasta ettiğini belirtiyor ve “Hastalığı bedenden uzaklaştırmak tedavi edilmeli.  Ancak, bilinçaltımıza yerleşmiş ve hastalığa neden olan olumsuz düşünceleri tespit ederek onları dönüştürdüğümüzde hastalıkları kalıcı biçimde ortadan kaldırmak mümkün” diyor.

Fiziksel rahatsızlıklarımızla ilgili olarak hangi doktora gidersek gidelim, “stresten uzak durun” ifadelerini daha sık duymaya başladık.

Yaşamımızdaki her deneyim gibi hastalıklarımızı da düşüncelerimizle, bilinçaltımıza yerleşmiş inançlarımızla kendimiz yaratıyoruz. Ruh, zihin ve beden bütünlüğünü bozduğumuz zaman ruhsal veya fiziksel rahatsızlıklar baş göstermeye başlıyor.

Öfke hastalığı tetikliyor

Hastalıkların başlıca kaynağının ruhsal ve duygusal çatışmalar olduğunu söyleyen  Gelişim Danışmanı Gülnur Ünal Şunları söylüyor:

“Yaşadığımız olaylar ve bunların bizde bıraktığı düşünce, inanç ve duygular bilinçaltımızda kodlamalar olarak yerleşiyor. Geçmişte yaşanmış bir olayı kodlayan bilinçaltı, o durumu hatırlatan bir imgeyle karşılaştığında sorunu aktifleştiriyor.  Duygusal çatışma yaşadığımız her durum bedenimizde belirli bir bölgeyi etkiliyor. Çatışmanın şiddetine bağlı olarak rahatsızlığın ölçüsü de değişiklik gösteriyor.

Yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, çarpıntı, sırt ve boyun ağrıları, egzama gibi rahatsızlıklar; en çok da korku, endişe, öfke, güvensizlik duyduğumuz zamanlarda ortaya çıkıyor. Öfke ya da korkuya kapıldığınızda kalbinizin ritmini, akciğerlerinizi ve diğer organlarınızın sağlıklı çalışmasını bozabilirsiniz.”

Kendi gücünü keşfet

Fiziksel rahatsızlıkların iyileşmesi için kişinin ruhsal ve zihinsel olarak iyileşmesi gerektiğini söyleyen Gülnur Ünal, “ Hayat sonsuz bir enerji ve bu enerjiyi iyi yönetmek tamamen bizim elimizde. Vücudumuzdaki her organ kendi enerjisiyle titreşim halinde ve her birinin frekansı var. Biz nasıl ki olumsuz düşüncelerle hastalığı yaratabiliyorsak olumlu düşünüp pozitif frekansa uyumlandığımızda iyileşebileceğimizin farkında olmalıyız” diye konuşuyor. Gülnur Ünal, insanların iyileştiklerine yürekten inanmaları halinde gerçekten iyileşmek için büyük bir adım attıklarını belirterek, bilinçaltına bu yönde telkinler vermenin önemine dikkat çekiyor ve şunları söylüyor:

“Bilinçaltı söylenenleri koşulsuz kabul eder ve düşüncelerinizi gerçek kılmak için çalışır. ‘İyileşemiyorum, ağrılarım geçmiyor’ diyen bir kişi sürekli hastalığa odaklandığında bilinçaltı daha fazla ağrı oluşturur.  Çünkü tekrarladığımız söz ve düşünceleri hayatımızın gerçeği gibi yaşarız.  Vücudun kendi kendini onarma yeteneği vardır. Nasıl ki parmağımız kesildiğinde yaranın kapanacağından şüphe duymuyorsak kansere yakalanan bir kişi de tıbbi tedavinin sonuç vereceğine inanmalı ve iyileşme gücünün kendinde olduğunu bilmelidir. Bilinçaltımız bedenimizin tüm hayati fonksiyonlarını denetler ve tüm sorunların çözümünü bilir. Yeter ki biz iyileştirme gücünün kendi bilinçaltımızda olduğunun farkında olalım ve olumlu telkinlerle bu kabiliyetimizi kullanabilelim.”

Her duygu ve düşünce vücudun belirli bölgeleriyle rezonansa girerek o bölgede rahatsızlığa yol açar. :

·         Baş Ağrısı: Kendini muteber görmemek. Kendini eleştirmek. Korku.

·         Kilo: Korku, korunma ihtiyacı. Duygulardan kaçmak. Güvensizlik, kendini reddetmek. Doyum aramak

·         Bulimia: Kendinden nefretin çılgın bir doldurma ve boşaltması. Umutsuz dehşet.

·         Bunama (Alzheimer): Çocukluğuna sözde geri dönüş. Bakım ve ilgi talep etmek. Hayatın yükünden kaçış.

·         Cinsel Soğukluk: Korku, zevk almayı reddetmek. Cinsel ilişkinin kötü bir şey olduğuna inanmak. Duyarsız partnerler. Babadan Korkmak.

·         Depresyon: Sahip olma hakkına sahip olmadığını hissetmekten kaynaklanan kızgınlık. Umutsuzluk.

·         Hiperaktiflik: Korku. Kendini baskı altında ve çılgın hissetmek

·         Diyabet: “Keşke öyle olsaydı” düşüncesinden kaynaklanan özlem. Büyük bir kontrol ihtiyacı. Derin keder. “Geriye hiçbir tatlılık kalmadı.”

·         Horlama: Eski düşünce kalıplarını bırakmayı inatçı bir biçimde reddetmek.

·         Kalp Krizi: Para ya da mevki uğruna kalbindeki tüm sevinci yok etmek.

·         Kanser: Derin incinme. Uzun zamandır süren içerleme İnsanı yavaş yavaş yiyip bitiren bir sır ya da üzüntü. Nefretleri taşımak. “Ne yararı var ki?” yaklaşımı.

·         Kısırlık: Korku ve yaşama sürecine direnme veya ebeveynlik deneyimine ihtiyacı olamama.

·         Menepoz: Artık arzu edilmeme korkusu. Yaşlanma korkusu. Kendini reddetmek. Kendini yeterince iyi, yeterli hissetmemek.

·         Sağırlık: Reddetmek, inatçılık, kendini tecrit etmek. “Duymak istemediğiniz nedir? “Beni rahatsız etmeyin?”

·         Selülit: Biriktirilmiş öfke ve kendini cezalandırmak.

·         Tiroit- boğaz rahatsızlıkları: Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edememe:

·         Göz rahatsızlıkları: Hayatından memnun olmama, kendine güvensizlik, umut kaybı.

·         Dalak, pankreas rahatsızlıkları: Hayatın zevklerini yaşayamama, gelecekten ve başaramamaktan korkma

·         Boyun, omuz ağrıları:   Yaşamda esnek olmama, inatçılık, öfke kaynaklı duygusal çatışmalar.

Devamını oku...

En Sağlıklısı Oruç Diyeti

İngiltere ve Amerika’da hem uzun yaşamı hem de zayıflamayı vaadeden 5:2 diyetinden alınan olumlu sonuçlar gittikçe popüleretisini artırmaya başladı.

Seçilen 2 günde oruç tutulan,diğer 5 günde normal yeme düzeniyle Akdeniz mutfağına özel yiyeceklerin tüketildiği diyetle kilo kaybetmemek imkansız…

Haftada 2 gün oruç ve 5 gün normal yeme günü olan 5:2 diyetinde, oruç gününde sınırsız sıvı ile kadınlar 500 kalori, erkekler 600 kaloriye kadar yiyebiliyorlar…

Normal yeme gününde ise pasta, börek dahil her şey yiyebiliyorsunuz. 5:2 diyetini uygulamak ilk bakışta çok kolay gelebiliyor. Kesinlikle öyle. Ancak ilk 3 hafta düşünüldüğü kadar kolay değil.

Özelikle karbonhidrat ağırlıklı beslenen birisiyseniz oruç tuttuğunuz tüm gün şekersiz çay, kahve ve su tüketebilseniz de vücudunuzun tek istediği bir parça karbonhidrat oluyor!

5:2 diyetini uygulayan biri olarak şunu söylemeliyim: Eğer ilk 2-3 haftayı atlatırsanız hızla kilo verip kendinizi daha enerjik ve hafif hissedeceksiniz. Şişkinlik, yorgunluk hissi gibi günlük yaşantımızda hissettiğimiz durumlar tamamen ortadan kalktığı gibi cildiniz yenilenecek…

Ve bu diyet zaten önerildiği gibi hayat boyu yemealışkanlığına dönüşebilir sizin için de…

Londra’da 5:2 diyeti o kadar popular hale geldi ki insanlar bir yiyecek ikram etmeden önce “Bugün oruç günün mü?” diye sorabiliyor.

UZUN YAŞAMANIN SIRRI  5:2 diyeti yalnızca kilo kaybetmeyi değil aynı zamanda birçok hastalığın tedavisi, sağlıklı ve uzun yaşamayı da vaad ediyor. Haftanın belli günlerinde kalori azaltma deneyleri aslında 1943 yılından beri yapılıyor.

O günden beri yapılan araştırmalar gösteriyorki, kolesterol seviyesinin düşürülmesinde, vücut yağının azalmasında, kilo vermede, diyabeti önlemede pozitif etkileri gözleniyor.

İngiltere’de bu diyetin popüler olmasını sağlayansa Michael Mosley. BBC’de yaptığı program Eat, Fast, Live Longer (Ye, Oruç tut, Uzun yaşa) ile diyetin tüm İngiltere’de bilinmesine ve yayılmasına neden oldu.

The Fast Diet kitabının da yazarı Mosley aslında tıp doktoru. Tıptan önce ise Oxford Üniversitesi’nde ekonomi ve politika okudu. Ancak son 25 yıldır ne ekonomik nedenlerle doktor olarak çalışıyor. BBC’de sağlık ve bilim alanında belgeseller hazırlayan ve sunan bir program yapımcısı.

Mosley 56 yaşında, fit ve genç görünümlü biri. Ve oldukça sağlıklı.Mosley’nin oruç diyetiyle ilgilenmesinin nedeni ise tamamen kişisel. Aşırı kilolu babasını 73 yaşında diabet hastalığından kaybeden Mosley, “Babam bizim için her anlamda bir rol modeldi. Aynı zamanda diabet hastalığının da bize geçmesi muhtemeldi. Bu tehdidi görebiliyordum” Mosley, oruç diyetinin kanseri önleyici, insülin seviyesi üzerindeki pozitif etkisini, Alzheimer hastalığını önleyici etkisinin kendisi kadar herkes için önemli olduğunu söylüyor.

Diyete başlamadan önce 84 kilo olan Mosley, göbekli şişman biriyken oruç diyetiyle 5 ayda sağlıklı ve kalıcı bir şekilde 11 kilo kaybederek şimdiki görünümüne kavuşmuş. Oruç diyeti onun için artık bir yaşam biçimi. Haftada 1 gün oruç tutarak hayatını sürdürüyor.

Dr.Michael Mosley 5:2 diyeti fikri nereden geliyor? Amerika ve İngiltere’de fasılalı yeme düzeniyle ilgili araştırmalar yapılıyordu. Haftada birkaç gün kaloriyi azaltma yönündeydi araştırmalar.

Amerika’daki araştırmalar bir gün oruç tutma üzerine yapılırken, İngiltere’de kadınlar üzerinde yapılan araştırmayla haftada 2 gün kalori azaltma yönündeydi. Araştırmalar şunu gösteriyordu: Haftada 2 gün kalorisini azaltan kadınlar normal yiyen kadınlara gore daha az kilo alıyorlardı. Aynı zamanda insulin duyarlılıklarında pozitif gelişmeler görüldü.

Sizce bu diyet herkes için işe yarayan bir diyet mi?  Evet. İstediğiniz iki gün oruç tutabilirsiniz. Ben Pazartesi ve Perşembeyi tercihettim. Oruç tuttuğunuz gün şekersiz sıvıların hepsini tüketebilirsiniz. 500 kaloriye kadar yiyecek de tüketibilirsiniz.

Herhangi bir hastalığı tedavi edici etkisi var mı? Diabet riskini kesinlikle azaltıyor. Bir çok kanser türüne yakalanma riskini azaltıyor.Özellikle bağırsak ve göğüs kanseri. Aynı zamanda bunama riskini azaltıyor. Ben 5:2 diyetini ilk başladığım 2 hafta çok zayıf ve güçsüz hissettim. Benim kilo vermek gibi bir amacım yoktu. Zaten 50 kiloyum. Sağlık için yaptım.

Benim için uygun bir diyet mi? Eğer sağlıklı ve zayıfsan hala bu diyeti yapmak için nedenler var. Ya da başka sağlık vaadeden diğer diyetleri. Oruç diyeti şişman olan ya da çabuk kilo alanlar için çok faydalı bir diyet. Ama zayıf insanlar da en azından haftada 1 gün oruç tutarak bu diyeti uygulayabilirler.

Oruç diyetinin diğer diyetlerden farkı ve faydaları nedir? Atkins ve Dukan diyetlerini değilde niye bu diyeti tercih etmeliyiz? Sağlık açısından çok açık bir şekilde oruç diyeti daha faydalı. Diğer standart diyetlere gore daha hızlı kilo verebiliyorsun. İnsülin dengesinde gözle görülür pozitif bir iyileşme oluyor. Kilo vermek isteyen insanların çoğu sürekli kalori azaltmaktansa haftada 2 gün kalori azaltmayı daha kolay buluyorlar.

Siz hala oruç diyeti yapıyor musunuz? Sizin hayatınızda neler değiştirdi? Haftada 1 gün yapıyorum. Diyete başladığımdan günden 11 kilo daha hafifim. Başladığımda kan şekerim diyabet olma riskindeydi. Şu anda normal. Diyete başladıktan sonra ilk hafta, ikinci hafta, üçüncü hafta ve sonra insanların tepkileri neler oluyor? Nasıl hissediyorlar? Ne kadar kilo kaybediyorlar? Oruç diyetine başlayanların çoğu ilk haftayı çok zor buluyorlar. Ama sonar alışıyorlar.Bir arkadaşla birlikte yapmak daha kolay hale getiriyor.

Kitabımdan asıl daha kolay hale gelebileğinin püf noktalarını veriyorum.

5:2 (Oruçdiyeti) nasıl uygulanır? !!! Öncelikle doktorunuza sağlığınızın bu diyete uygun olup olmadığını sorduktan sonra diyete başlayabilirsiniz. Kendi tercih ettiğiniz ki çoğunlukla Pazartesi ve Perşembe tercih ediliyor 2 gün tüm gün boyunca şekersiz ve sütsüz istediğiniz kadar, çay kahve, su tüketebilirsiniz. 500 kaloriye kadar yemek de yiyebilirsiniz. Diğer 5 gün normalde nasıl yiyorsanız aynı şekilde yiyebilirsiniz.Hiç bir sınırlama yok.  

YASEMİN BAKAN/LONDRA

Devamını oku...

Baharatlı Yemek Yiyin !

Baharatlı yiyecek severler için iyi bir haberimiz var. Bu yiyeceklerin bağışıklık ve kalp sağlığının iyileştirilmesi ve hatta kilo kaybına yardımcı olmak gibi gizli sağlık yararları vardır.

Biber gibi baharatlı yiyecekler acı tatlarını “kapsaisin” denilen bir maddeden alırlar. Ayrıca kapsaisin sağlık yararları sağlamak da önemli bir rol oynar. Besinler ne kadar acıysa kapsaisin içeriği o kadar yüksektir. Baharatlı yiyeceklerin fazla tüketimi zararlı olabilir bu nedenle her zaman ılımlı miktarlarda tüketilmelidir.

Aşağıda aşırıya kaçmadan baharatlı besinleri tüketmenin sağlık yararlarından bazıları verilmiştir.

Kilo Kaybı: Biberdeki ana bileşenlerden biri metabolizma hızını arttırmayı sağlayan vücut üzerinde termojenik bir etkiye sahip olan kapsaisin maddesidir. Bu da zamanla ekstra kalori yakmayı sağlayarak kilo kaybına neden olur. Eğer kilo vermek istiyor; ancak sağlıklı gıdalar size çekici gelmiyorsa o zaman yediklerinize bazı baharatlar serperek tadını güzelleştirebilir ve aynı zamanda sağlıklı kalabilirsiniz.

Kalp Sağlığını İyileştirir: Kapsaisin maddesi kan damarlarında tıkanmaya neden olabilen LDL veya kötü kolesterolün etkisini azaltır. Bu kalbe kanın düzgün dolaşımına yardımcı olur ve kardiyovasküler sistemin işleyişi geliştirir. Çeşitli çalışmalarda baharatlı yemekler yiyen insanların kalp ve inme problemleri yaşama olasılıklarının daha düşük olduğu gösterilmiştir.

Enflamasyonu Azaltır: Kapsaisin maddesi vücuttaki enflamatuar yanıtı tetikleyen bir madde olan nöropeptit P maddesini engelleme( inhibe etme) yeteneğine sahiptir. Dolayısıyla, baharatlı yiyecek tüketiminin iltihabı azaltmaya yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca arterlerin iltihaplanmasını da önler.

Bağışıklığı Geliştirir:Aci Biber A vitamini ve C vitaminini yüksek oranda içerir. İki çay kaşığı çili biberi tozu, vücudun günlük A vitamini ihtiyacının yaklaşık % 10’unu ve vücudun günlük ihtiyacının C vitamini ihtiyacının yaklaşık % 6’sını karşılamaktadır. Bu bağışıklık sistemini güçlendirir ve insan vücudunun savunmasını geliştirir.

Kanseri Önleme: 2006 yılında, “Cedars-Sinai Tıp Merkezi Kanser Enstitüsü”nden bir araştırma ekibi ve “UCLA”dan meslektaşları ile işbirliği içinde, kapsaisin maddesinin insan prostat kanseri hücrelerinin ölümünü sağladığını göstermiştir. Ancak kapsaisin maddesinin fazla alımı da mide kanseri ile ilişkilendirilmektedir. Yani her zaman tükettiğiniz miktar konusunda dikkatli olmalısınız.

Tip 2 Diyabet: 2006 yılında “Clinical Nutrition American Journal” tarafından yayınlanan bir çalışmaya göre, baharatlı bir yemekten sonra diyabetik kişilerde kan şekeri seviyelerinde önemli bir düşüş yaşanmıştır.

Çalışma 36 diyabet hastası üzerinde gerçekleştirildi ve dört hafta boyunca biber yememeleri ve acı olmayan yemekler yemeleri istendi. Ondan sonraki dört hafta boyunca ise yemeklerine 30 mg çili biberi tozu eklemeleri istendi. Sonuçlara göre, diyabet hastalarının kan şekeri baharatlı yemekler yediklerinde normal yemeklere göre daha çok düşmüştür.

Diğer Faydaları:

-Tıkanıklığı Rahatlatır: Baharatlı yiyecekler vücut ısısını artırır ve mukusun temizlenmesine yardımcı olur. Bu sinüslerdeki basıncı ve ağrıyı azaltır.

-Daha İyi Bir Uyku Sağlar:Araştırmalar günlük olarak çili biberi tüketen insanların daha iyi ve daha uzun uyku keyfi yaşadıklarını göstermiştir.

-Ruh Halini İyileştirir: Acı yediğinizde sıcak hissi nedeniyle beyniniz doğal ağrı kesiciler olarak etki eden ve aynı zamanda mutluluk hormonları olarak bilinen endorfinler salgılar. Bu da ruh halinizi iyileştirir.

-Mide Ülseriyle Savaşır: Mide ülserleri genellikle bakteriyel çoğalmadan kaynaklanır. Aşırıya kaçmadan tüketilen biber bu bakterileri öldürmektedir ve mide ülserini önlediği bilinmektedir.

Yani baharatlı yemeklerden çok hoşlanmasanız bile yemeklerinize az miktarda ekleyerek lezzet ve sağlık kazanabilirsiniz. Sağlık yararları elde etmek için, baharatlı gıdaları aşırıya kaçmadan tüketmek çok önemlidir çünkü bu besinlerin aşırı tüketimi zararlı olabilir.  

Kaynakça : http://www.buzzle.com/articles/hidden-health-benefits-of-eating-spicy-food.html

Baharatlı

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?