social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Kimyasal Olmayan Güneş Kremlerini Nasıl Bileceğiz?

Yazın gelmesiyle birlikte yine yeniden aynı soru gündemde: güneş kremlerinin hangisini kullanalım?

Güneş kremleri, cildimizi güneşin zararlı ışınlarından koruyor. Bu kremlerin tıpkı bir zırh gibi cildimizi koruyabilmesi içeriğindeki kimyasal ve minerallerle sağlanıyor.

Güneş kremlerinin etiketlerine baktığınızda genelde şu terimler göze çarpar:

-oxybenzone -octyl methoxycinnamate

-avobenzone

-zinc (çinko)

-titanium (titanyum)

Güneş kremlerinin daha sağlıklı olanları ise, kimyasal değil zinc ve titanium (yani çinko ve titanyum) içeren mineral içerikli güneş kremleridir.

Kimyasallar konusunda kayda değer araştırmalar yapan Environmental Working Group'un yayınladığı bir araştırmada oxybenzone ve octyl methoxycinnamatein hormon bozucu ve alerjen özelliklerine dikkat çekerek sağlığımızı tehdit ettiklerini savunuyor.

Bilhassa anne sütünde rastlanan bu kimyasallar, cilt yoluyla vücuda ulaşıyor ve endokrin bozucu olarak biliniyorlar. Environmental Working Group'un senelerdir bu kimyasallara karşı yürüttükleri kampanyalara karşın, bu konuda çalışan bazı bilim insanları ise bu kimyasalların yan etkilerine dair yeterince veri olmadığını savunuyorlar.

1978'den bu yana güneş kremlerinde oxybenzone kullanılıyor olması ise, acaba bu zamana kadar neden yeterince veri toplanamadı dedirtiyor. Yine de birçok bilim insanı çocuklar ve hamilelerin oxybenzone'li güneş kremleri kullanmamalarını tavsiye ediyor. Environmental Working Group ise zinc ve titanyum içeren ürünleri tavsiye ediyor.

Hangi güneş kreminde ne var diye soruyorsanız, size tavsiyemiz her zamanki gibi aynı: Etiketi okuyun, kimyasalı bulun.  

Devamını oku...

7 Doğal Malzemeyle Pürüzsüz Cilt

Evimizde bulunan 7 doğal malzemeyle , 13 farklı reçete yaparak harika bir cilde sahip olabilirsiniz.

Reklamlarda gördüğünüz ve cildiniz için mükemmel olduğu öne sürülen kozmetik ürünlerin büyük çoğunluğu cildinizi zehirleyen, deri yoluyla kanınıza karışan kimyasallar içerirler. Bu kimyasalların hemen hepsi kozmetik ürünlere sizin iyiliğiniz için değil raf ömrünü uzatmak, ürünü hoş kokulu hale getirmek ve rengini değiştirmek gibi pazarlama kaygılarını yerine getirmek için eklenir.

Gerçekte her cilt biribirinden farklıdır ve farklı bakım uygulamaları gerektirir. Cildiniz için neyin iyi olduğunu kuşkusuz siz, tek amacı daha fazla kâr etmek olan kozmetik devlerinden daha iyi bilirsiniz. Aşağıda cilti nemlendiren, peeling görevi gören, temizleyen ve canlandıran 7 doğal malzeme ile yapılmış 13 doğal reçete sunuyoruz. Cildinizin tipine ve ihtiyaçlarına göre uygun olanları seçip uygulayın ve doğal reçetelerin sağlığınız üzerindeki etkisine kendiniz karar verin.

1. Limon



Cildinizin güzelliği için kullanabileceğiniz en etkili maddelerden biri limondur. İçeriğindeki sitrik asit ölü hücrelerin ciltten atılmasını sağlar ve C vitamini hücre yenilenme işlemini hızlandırarak cilt lekelerinin yok olmasına yardımcı olur. Limonun beyazlatıcı etkisi de genel cilt görünümünüzü iyileştirir.

-Taze sıkılmış limon suyunu yüzünüze ve boynunuza sürüp 10 dakika bekledikten sonra yüzünüzü ılık suyla durulayın. Ardından nemlenmesi için yüzünüzün üzerine salatalık dilimleri yerleştirin ve biraz bekleyin. Bu reçeteyi her gün ya da gün aşırı uygulayın.

-Yarım limonu iki tatlı kaşığı balla karıştırıp yüzünüze ve boynunuza sürün, 15-20 dakika bekleyin ve durulayın.

-Cildiniz yağlı ise ikişet tatlı kaşığı şeker ve limon suyunu karıştırın. karışımı yüzünüze, boynunuza ve ellerinize sürün. Daireler şeklinde ovalayın ve 10 dakika bekleyin ve ılık su ile durulayın. Bu karışımı haftada bir uygulayın.

2. Zerdeçal



Zerdeçal cilt lekelerini azaltmaya ve yaraları iyileştirmeye yardımcı olur. Eşi bulunmaz bir antiseptik ve cilt parlatıcısıdır. Cildinizi kötü gösteren alerji ve cilt bozukluklarının azalmasına da yardımcı olur.

-Bir çorba kaşığı zerdeçalı macun kıvamına gelmesine yetecek kadar ananas suyuyla karıştırın. Maske olarak tüm yüzünüze sürün ve tamamen kurumasını bekleyin. Ardından ılık su ile durulayın.

-Eşit miktarda zerdeçal ve nohut ununu süt ilave ederek macun kıvamına getirin ve maske olarak yüzünüze uygulayın. Tamamen kuruduktan sonra ılık su ile yüzünüzü daireler şeklinde ovarak çıkarın. Cildinizin canlı görünmesi için bu maskeyi haftada bir kez uygulayın.

3. Bal



Pürüzsüz bir cilde sahip olmak istiyorsanız, cildinizi nemli tutmayı ihmal etmemelisiniz. Bal çok etkili bir nemlendiricidir ve enfeksiyonlara karşı antibakteriyel özellik taşır.

-Cildinize çiğ balı direkt olarak sürün ve kurumasını bekleyin, ardından ılık suyla durulayın. Bal içeriğindeki su cildinizi derinelemesine nemlendirir ve yumuşak bir görüntü verir. Bu işlemi günlük olarak ya da gün aşırı uygulayabilirsiniz.

-İki çorba kaşığı süte bir çorba kaşığı bal ekleyin ve karışıma 1 tatlı kaşığı nohut unu ilave edin. İyice karıştırın yüzünüze sürün ve 20 dakika bekledikten sonra ılık suyla durulayın. Işıltılı ve duru bir cilt için haftada bir uygulayın.

4. Aloe vera



Aloe veranın cilt üzerinden birden fazla olumlu etkisi vardır. Antibakteriyel özelliği akneye yol açan bakterilerle savaşır, anti enflamatuar özelliği tahriş olmuş cildi onarır ve kanamayı durdurucu özelliği yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Ayrıca aloe vera cildi nemlendirir ve hücre yenilenmesini tetikler.

-Aloe vera bitkisinin yaprağını kırıp içinden çıkan jeli pamukla cildinize sürün. Yarım saat boyunca kendiliğinden kurumasını bekleyin ve ılık suyla durulayın.

5. Karbonat



Karbonat, pürüzsüz bir cildin olmazsa olmazı olan pH dengesini düzenler. Antiseptik ve anti enflamatuar özellikleri sivilce, akne ve siyah noktaların giderilmesine yardımcı olur. Yüzü temizleme ve ölü hücreleri atma konusunda da harika bir doğal malzemedir.

-Bir tatlı kaşığı karbonatı bir tatlı kaşığı su ya da limon suyu ile karıştırarak macun haline getirin, yüzünüzü temizledikten sonra bu macunu uygulayın ve nazikçe ovarak ölü derilerinizden kurtulun. Ilık su ile yüzünüzü durulayın ve havluyla hafifçe bastırarak kurulayın. Bu uygulamayı cilt tipinize göre her gün ya da haftada 2-3 kez yapın.

-Bir tatlı kaşığı karbonatı çiğ balla karıştırın ve nemli cilde sürün. Yalnızca bir dakika boyunca masaj yaparak uygulayın ve ılık su ile durulayın. Son olarak gözenekleri kapatmak için yüzünüze soğuk su çarpın. Bu maskeyi haftada bir kez uygulayın.

6. Salatalık



Salatalıkta cilt sağlığı için çok önemli olan besleyici, nemlendirici ve sıkılaştırıcı özellikler bulunur. Hasarlı deri hücrelerini iyileştirip ölü hücrelerin atılmasına yardımcı olur ve cilde ferahlık verir.

-Bir salatalığı kalınca dilimleyin ve dilimleri yüzünüzün üzerine yerleştirin. Gece böyle yatın ve sabah ılık suyla durulayın. nu her gece yatmadan önce yapmaya çalışın.

-Eşit miktarda salatalık ve limon suyunu karıştırıp yüzünüze sürün ve kurumasını bekleyin. Ilık suyla durulayın.

7. Hindistancevizi yağı



Hindistancevizi yağı içerisindeki antioksidanlar cildin pürüzlenmesine sebep olan hücrelerin serbest radikal etkinlikleri engeller. Anti bakteriyel ve antifungal özelliği cildin duru kalmasını sağlar. Hindistancevizi yağı cildin derin dokularına ulaşarak derinlemesine nemlenme de sağlar.

-Hindistancevizi yağını  hafifçe ısıtın ve ılık yağı yüzünüze, ellerinize boynunuza ve bacaklarınıza sürün. 10 dakika kadar masaj yaptıktan sonra ılık suyla durulayın.

 DeniDdeeeDDDDDDDDDDDD   

Devamını oku...

Yemediğinizi Cildinize Sürmeyin!

Bu defa derimizin üzerine sürdüğümüz ve direk olarak vücudumuza aldığımız organik ‘kozmetik’ten bahsetmek istiyorum.

Saru Organik, adı altında dünyadan bir kaç çeşit markayı bünyesinde toplamış bir isim. Şu anda Caddebostan’da bir mağazaları var ve Profilo Organik Pazarı’nda her çarşamba ve pazar tezgah açıyorlar. 

Markanın sahibi Tayfun Otukfalay ile Caddebostan’daki mağazalarında görüştük. Tayfun Otukfalay endüstri mühendisliği okumus ancak o da asil meslegini icra etmeyenlerden.

2006 yılında Orhanlı’da organik tarıma elverişli bir arazi bulduklarında bu alanı kiralayıp organik lavanta ekmeye, organik bal üretmeye başlamışlar. Amaç, piyasada satılan ve lavanta özlü olduğu iddia edilen sabun, parfüm gibi kozmetik ürünlerine hammadde sağlamakmış ancak bu hayalleri çabuk yıkılmış. Lavanta özü olarak kullanılan sentetik alternatifinin ne kadar ucuza mal olduğunu ve kimsenin organik lavantayı tercih etmediğini farkedip kozmetik dünyanın gerçekleri ile yüzyüze gelmişler.

Bu yüzden olsa gerek Tayfun Otukfalay konuşmamız arasında “Yemediğin şeyi cildine sürme” diyor. (İşte o noktada en basitinden nemlensin diye çocuklarımızın ve kendi cildimize sürdüğümüz kremlerin kanımıza karışarak aslında ne kadar zararlı olabileceklerini anlıyorum.) Yaşadıkları bu hayal kırıklığının ardından organik balmumu ve propolis’ten ne yapabileceklerini düşünmüşler ve ilk olarak yine organik olan dudak kremi üretmeye başlamışlar. E vitamini eklediklerinde de raf ömrünü 18 aya kadar çıkarabilmişler.

 Tüketicinin özellikle dermokozmetik alanında sürekli kandırıldığı bir pazarın farkındalığı içinde tüketiciyi bilinçlendirme amaçlı bir yatırımda bulunan ve Saru markasını kuran Otukfalay, ödüllü markaları ithal etmiş. Şifalı kil ve aloe vera bazlı Ciel D’Azur, Erbaviva, zeytin ve yeşil çay bazlı La Clarée ve Amazon ormanı bitkilerinden hazırlanmış Surya. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, Saru’nun şu anda Fransa ve İtalya’da eş zamanlı olarak yapılmış ve neticelendirilmek üzere olan bir de kendi marka çalışması var. Yani belki de kısa bir zamanda kendi üretimlerine de başlayacaklar. Bu arada benim de en beğendiğim anne-bebek ürünü olan Erbaviva’yı ünlüler arasında Catherine Zeta Jones, Nicole Kidman, Madonna, Gwen Stefani, Uma Thurman ve Charlize Theron da kullanıyormuş.

Tayfun Otukfalay’ın nihai hedefi ise aslında bir konsept çiftlik kurmak.

Peki organik kozmetik nedir?

Şu anda dünyada organik kozmetik dendiği anda sadece ‘sertifikalı organik’ kozmetik ürünleri akla gelmektedir. Sertifikasyon olmadan organik ibaresi biraz havada kalıyor ne yazık ki. Organik kozmetiği tanımlamadan önce organik tarımı iyi anlamak gerekiyor. Bundan 40-50 yıl geriye gidip, çiftçinin tarım ilaçlarıyla, genetiği ile oynanmış tohumlarla, suni gübrelerle tanışık olmadığı tarımı hayal edin. Birim alanda daha çok üretme isteği yokken, zararlılarla doğal mücadele metodlarını mecburen öğrenmiş çiftçilerimizi hayal edin. Tarlanın mahsullerinden bazı böcekler de nasiplenirdi. Tamamen doğal yaradılışları gereği neyi yiyip neyi yemeyeceğine refleks olarak karar veren böcekler bizden daha mı akıllı?

Şimdi ise sorulması gereken asıl soru “böceklerin yemediği mahsulleri biz nasıl yiyebiliyoruz?” Çocuklarımıza bunu anlatmak ve gelecek kuşakların organik yaşamasını sağlamak elimizde. Organik kozmetik ürünleri sertifikalı organik ürünlerden elde edilen, insanın organik yapısıyla uyumlu kişisel bakım ürünleridir.

Organik tarım, çıktıları ile aktif içerik oluşturan üretim şeklidir. Sertifikalı organik kozmetik ürünü, kimyasal ve çevre kirliliği yaratan (tarım ilaçları, suni gübreler, genetiğiyle oynanmış organizmalar) maddeler barındırmayan, doğal özler sayesinde içinde büyük oranda aktif içerik bulunan sağlıklı ürünlerdir. Mineral kozmetik, iki şekilde anılıyor: Biri ‘boyalı kozmetik’ dediğimiz, renk oluşumu doğal minerallerin pigmentlerine dayalı kozmetik ürünleri; diğeri ise bazı faydalı olduğu tespit edilen mineral içerikli kişisel bakım ürünleri..

 Bir istatistik okumuştum; önümüzdeki 10 yıl içerisinde sadece Türkiye’de 15 milyon insanın kanserden öleceği gibi tüyler ürpertici bir analiz yapılmış.

Sebeplerine biraz daha akıllıca bakınca ticari kaygıların bazen toplum sağlığını görmezden gelebiliyor olması alışık olduğumuz bir durum oldu ne yazık ki. İnsan cildi tarafından emilen, yani bir şekilde vücudumuzun içerisine aldığımız herhangi bir ürünün yenemiyor olması zaten bir soru işaretidir. Her yıl bir kadın ortalama iki kilo kozmetik ürününü cildi vasıtasıyla bünyesine almaktadır.

Oysa sertifikalı organik ürünler, insanoğluna ve çevreye saygının garantisidir. İnsan tabiatına ve çevreye uyumlu üretim zinciri sonucunda elde edilen ürünlerdir.

Organik kullanım niye artmalı? Neden bu konuda bilinçlenmeliyiz?

Organik tarım biyolojik çeşitliliğe ve doğal dengelere saygı gösteren, en doğru ve olması gereken üretim türüdür. Organik sertifikalı ürünleri tüketerek, aktif olarak tarımsal uygulamaları; suyun, toprağın, havanın kalitesinin geri kazanılmasını ve petrokimyasal üretimin azaltılmasını desteklemiş olursunuz.

Organik kozmetik ürün kullanarak, organik tarımı desteklemiş olursunuz. Desteklenen organik tarımın diğer çıktıları ile organik gıda, organik tekstil gibi bir çok zinciri yeniden kurmuş olursunuz!

Global bir dönüşüm için, gelecek için, geleceğimiz olan çocuklarımız için organik bir yatırımdır organik ürün almak. Dünya nüfusu sürekli artmaktadır. Beslenme en önemli konudur. Birim alanda daha çok üretmek yanlış bir düşünce değildir. Ancak anlamamız gereken, tabiat ana ile uyumlu olmayan gelişimin bedellerini ağır ödeyeceğimiz gerçeğidir.

Gelişen bilim ve teknolojiyi ancak tabiat ana ile uyumlu ise kullanmamız gerektiğini anlamalıyız. Gelecek kuşaklara yanlışlarımızı değil, doğru için attığımız adımları hediye etmeliyiz.

Bizler organik varlıklarız! Neden sentetik yaşayalım? Özellikle bilinen ve cilde zarar veren belli başlı maddeler Bugün genel olarak sertifikalı organik kozmetik ürünü eldesinde kullanımı yasaklanan hammaddeler şunlardır:

*Parabenler: (Metil) Methylparaben, (Propil) Propylparaben, (Butil) Butylparaben ve (Etil) Ethylparaben *Sodium Laurel Sulfate (SLS) ve Sodium Laureth Sulfate (SLES) *Sentetik/Suni renklendiriciler (Artificial Colorants) *Sentetik/Suni Kokular (Artificial Fragnance) *DEA (diethanolamine), MEA (Monoethanolamine) ve TEA (triethanolamine) *Phthalates (fitalatlar) *Paraffin oil (Parafin yağı) *Paraffin wax (parafin mumu) *Formaldehyde (Formaldehitler) *GMO (Genetically Modified Organisms) Genetik kodu değiştirilmiş organizmalar

*Chlorine (Klor) Mağaza dekorasyonu da tamamen organik .Organik mağaza tasarımı için dünyayı dolaşmışlar ve farklı malzemeleri bir araya getirmişler.

Lombok adasından devrik ağaçları getirip, işleyip kolonları ve mesnetleri yapmışlar. Jawa adasından, beyaz taşları getirerek, usta sanatçılar tarafından işleterek havuzlarının kenarında kullanmışlar. Mağazaya girmeden önce dikkatinizi mutlaka çekecek bir tasarım olan tropik yağmur ormanlarında kabile şefinin kabile üyelerini bir araya toplamak amacı ile iletişim aracı olarak kullandığı Kulkul var. Orman içinde yoğun ağaç dokusuna rağmen sesi her yöne eşit dağıtabilen ağaçan yapılmış bir nevi çan bu.

Stand mobilyaları ise hindistan cevizi kabuklarının farklı ebatlarda kesilerek ve yine geri dönüşüm ile elde edilen kontraplaklarla kaplanması yöntemi ile hazırlanmış. Alışverişlerinizden sonra size hediye kazandıracak "Organik yaşam Pasaport"unuzu da istemeyi sakın unutmayın. 

Devamını oku...

Endüstriyel Pamuğa Dikkat!

Derimiz, gün içinde yaptığımız tercihlerden biz farkında olmadan epeyce etkileniyor. Öncelikle büyük bir tutkuyla takip ettiğimiz moda trendlerini kovalarken derimiz de üzerimizdeki kıyafetlerle sağlıklı ya da sağlıksız ilişkiler kuruyor.

Günün üçte birini geçirdiğimiz yatağımızdaki çarşaf ve nevresimlerimizin içindeki maddeler uyku boyunca deri yoluyla sistemimize dahil oluyor, banyodan çıkınca sarındığımız havlu, yeni temizlenmiş ve açılmış deri gözeneklerimizle ilk buluşan oluyor. Derimizi bu zehirli kimyasallardan korumanın birinci yolu ise organik pamuktan üretilmiş tekstil ürünleri kullanmak ve bu ürünleri doğal deterjanlarla temizlemek. İşte organik pamuğu ve organik pamukla üretilmiş kıyafetleri tercih etmek için 4 sebep ve dahası…

1.Endüstriyel pamuk üretimi doğaya ve emekçilere en fazla zarar veren tarımsal faaliyettir Üretim sırasında kullanılan kimyasallar kemiklerinize işlemeden önce havaya, suya, toprağa karışır ve emekçilerinin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Konvansiyonel pamuğun üretiminde, tarım alanında kullanılan kimyasalların neredeyse %10’u üretime dahil edilir.

2.Kullanıma hazır konvansiyonel pamukta türlü zehirler bulunur Bunların bazıları: Alevlenmeyi geciktiriciler, amonyak, ftalatlar, parafin, formaldehid ve ağır metaller.

3. Pamuk yetiştirilirken kimyasal gübre ve pestitlere maruz kalır 450 gram pamuk üretimi esnasında 150 gram kimyasal gübre kullanılır. Her yıl pamuk tarlalarına püskürtülen pestisitin maliyeti yaklaşık 2.6 milyar dolardır. Bir yılda tüm dünyada kullanılan pestisitlerin %10'u, böcek ilaçlarının ise %25'i pamuk tarlalarına püskürtülür. Yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinden bazıları şunlardır: Solunum zorluğu Uzun sureli hafıza kaybı Mide bulantısı, baş ağrısı Sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve üreme sisteminde aksaklıklar.

4. Zehirler pamuk üretiminde bitmez Kimyasallarla yetiştirilmiş pamuk, üretim döngüsünden sonra evinize gelmeye hazır olana kadar da kimyasal boyalar ve yukarıda saydığımız malzemelerle harmanlanır.

5. Pamuk dünyanın en kirli mahsülüdür Pamuk bu dünya üzerindeki en kirli mahsüldür ve topraktan çıktıktan sonra yapısı ile en çok oynanan dört tarımsal ürün arasındadır. Soya kanola, ve mısır ile ön sıraları paylaşır. Dünya üzerinde pamuk tarımının kapladığı alan bütün tarım alanlarının %2,5’idir. Dünyadaki pestisit kullanıcılarının %16’sı ise pamuk üreticilieridir.

 Dahası... Pamuk tarlalarından sızan kimyasallar yeraltı sularına karışır, biyoçeşitliliği fakirleştirir, toprağın yapısını geri dönüşü olmayacak biçimde bozar. Dünyanın moda akımına cevap verecek pamuk, neredeyse her üç haftada bir envanter yenileyen tüketim çılgınlığına hızır gibi yetişir. Bu süreci atlatmasını sağlayan pestisitler de işte tam burada devreye girer ve üretime hız kazandırır. Havadan spreylenerek verilen pestisitler soluduğumuz havaya karışır, toprağa işler, kaynak sularına yayılır.

Kısacası, bu tür zirai ilaçların kullanımı, sadece bizi değil vahşi yaşamı ve ekosistemi de zehirler. Sonra da evlerimize girer ve bizim belki de henüz sonuçlarıyla karşılaşmadığımız bilindik senaryolar başlar. Günlük hayatta pamuktan üretilmiş pek çok şey etrafımızı sarıyor. Giydiğimiz kıyafet, üzerinde uyuduğumuz çarşaf, bebeğimizin altına bağladığımız bez... Konvansiyonel pamuk ile üretilen ürünlerin en önemli ortak yanı ucuz, ulaşılabilir ve 'moda' olması.

Peki siz her gün gözümüze sokulan ürünlerden nasıl sıyrılabilirsiniz? Şanslıyız ki, içinde yaşadığımız kocaman tüketim dünyasında kâr marjından çok sağlığı merkezine alan kuruluşlar var. Bu tarz ürünler şeffaf bir şekilde piyasaya sunulduğunda üzerinde “organik pamuk” etiketini görebilirsiniz. Organik pamuk da organik tarımın standartlarıyla yetiştirilmiş, dağaya zarar veren kimyasalların dışlandığı bir üretim sürecine sahiptir. Kimyasal ve pestisitler kullanılmaz. Organik pamuk tarımı daha az karbon salınımı ortaya çıkarır. Konvansiyonel pamuk yetiştiriciliğine oranla %60’a kadar daha az su tüketilir. Pestisitler ve herbisitler kazara yada kasıtlı olarak üretime dahil edilmez. İnsanlar ve hayvanlar kimyasallara maruz kalmaz. Atıklar geri dönüştürürlür ve üretime dahil edillir. Bu koşullarda organik kotondan faydalanmamak için sebep yok gibi. Ama bu düşünceye genel olarak engel olan bir kritik var: “Organik” olan şeylerin pahalı oluşu. Tarımda olduğu gibi bu alanda talebin az oluşu, seri üretimin fiyatı düşürüyor oluşu ve doğal yollarla üretilen pamuğun fazla emeğe ihtiyaç duyması su götürmez bir gerçek ama paranızı nereye yatırıcağınız da sizin tercihiniz.

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?