social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Psikiyatri İlaçlarını Kullananlar Dikkat!!

Yapılan yeni bir çalışma antipsikotik ilaçların beynin hacmini küçültmeye neden olabileceğini ortaya koydu.

Uzmanlar, manyetik rezonanslı görüntüleme kullanarak 211 şizofreni hastasının beynini incelediler. Ve antipsikotik ilaçların hastaların beyninin toplam hacminde %6.6 oranında küçülme yarattığını ve bu değişimin %1.7’sinin beynin gri madde ile kaplı bölümünde gerçekleştiğini gördüler.

Ayrıca, bu çalışmada, en fazla hacim küçülmesinin hastalığa yeni yakalananlarda, yani bu ilaçları yeni kullanmaya başlayanlarda görüldüğü de ortaya çıkmıştır. Diğer bir deyişle, antipsikotik ilaçların kullanımı direkt olarak beyin hasarı ile ilişkilidir. Bu sonucu hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda desteklemiştir.

Örneğin, yapılan bir çalışmada insan olmayan sağlıklı primatlara antipsikotik ilaçlar uygulanmış ve beyinlerinde %10 oranında küçülme saptanmıştır. Uzmanlar antipsikotik ilaçların hastalara hasar vererek çözüm sunduğunu dile getiriyorlar.

Bir sonraki adımlarının depresyon ve bipolar rahatsızlıktan muzdarip insanları incelemek olduğunu dile getiren uzmanlar, antipsikotik ilaçların yanı sıra diğer psikiyatrik ilaçların beyin hacmi üzerinde değişikliğe neden olup olmadığını araştıracaklarını belirttiler.  

Devamını oku...

Kilo, Egzersiz ve İnsan Beyni!

Kilonuz beyninizi nasıl etkiliyor?

Yeni bir çalışmaya göre, vücuttaki yağ hücreleri beyne hasar veriyor. Peki, bunu nasıl engelleyebiliriz?

Tabii ki egzersiz yaparak. Yapılan bu çalışmada, araştırmacılar obezitenin ve egzersizin beyni nasıl etkilediğini araştırmıştır. Araştırmacılar, obez farelerde daha fazla yağ hücresi depolandığını, kanlarında, inflamasyona neden olan interlökin 1 maddesinin yüksek seviyede bulunduğunu saptamıştır. Uzmanlar bunları zaten biliyordu. Ancak çoğu, beynin inflamasyondan korunduğunu düşünüyordu. Çünkü beyinde hiç yağ hücresi bulunmamakta ve beyin genelde zararlı maddelerden kan-beyin bariyeri tarafından korunmaktadır. Ancak, araştırmacılar obezitenin kan-beyin bariyerini zayıflattığı ve bu durumun interlökin 1 maddesinin sızmasına neden olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, araştırmacılar obez farelerin beyinlerinin birkaç bölgesinde öğrenme ve hatırlama yeteneğini ciddi derecede etkileyen bir madde saptamıştır.

Araştırmacılar fare beyinlerini daha yakından incelemeye başladıklarında doğru şekilde işlemeyen sinapslara da rastlamıştır. Bu, beynin kesitleri arasında kusursuz bir iletişim olmadığını göstermektedir. Araştırmacılar, obez farelere öğrenme ve hafıza deneyleri uyguladıklarında, fareler bu deneylerde başarısızlığa uğramışlardır.

Peki, araştırmacılar kilonun hafıza problemlerine neden olduğu konusunda nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? Teorilerinin sağlamasını yapmak için, araştırmacılar farelere fazla kilolarını kaybettirmiştir. Bekledikleri gibi, hem farelerin kanlarındaki interlökin 1 seviyesinde düşüş olmuş hem de fareler uygulanan hafıza testlerinde daha iyi sonuçlar vermişlerdir.

İnsanlar üzerinde uygulanabilir bir çalışma olsa, sonuçlar gerçekten çok ilginç. Ancak, araştırmacılar bu çalışmayı insanlar üzerinde uygulamak istediklerinde, kilolarından kurtulmaları için obez kişilere cerrahi müdahale uygulamaları gerektiğini fark ettiler. Bu da çoğu sebeplerle sağlıksız sonuçlar doğurabilirdi.

İnsanlar üzerinde nasıl daha kolay sonuç alınacağı üzerine düşünen araştırmacılar, farklı bir obez fare grubu üzerinde bu kez egzersizin beyin üzerindeki etkilerini incelemeye başladılar. 12 haftalık egzersiz sonucunda, araştırmacılar farelerin daha çok yağ kaybettiğini saptamışlardır. Ayrıca hafıza ve öğrenme testlerinde egzersiz yapan fareler egzersiz yapmayanlara göre daha başarılıydı. Egzersiz yapan farelerin daha sağlıklı sinapslara sahip olduğu ve beyinlerinde inflamasyona ait hiçbir bulgu saptanmadığı da açıklanmıştır.

Tabii ki, bu deneylerin hepsinin sadece fareler üzerinde yapıldığını hatırlatmakta fayda var. İnsan beyninin bu çalışmaya aynı tepkiyi verip vermeyeceği bilinmiyor. Ancak, araştırmacılar özellikle fazla kilo söz konusu olduğunda, sağlık danışmanları ile egzersizin potansiyel faydaları hakkında görüşme yapılmasının önemli olduğunu vurguladılar.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

İnsan Beyni İle İlgili Akıl Almaz Gerçekler

İnsan beyni vücuttaki en karmaşık özelliklere sahip organdır. 100 milyar sinir hücresi içerir ve günde 70,000 düşünceyi yönetir.

Beynimiz, ezberlerin stoklandığı, düşüncelerin oluştuğu, tecrübelerin algılandığı yerdir. Bunların yüzeyde kalan gerçekler olduğundan emin olabilirsiniz. İnsan beyni keşfedildikçe, inanılmaz bir güce ve karmaşıklığa sahip olduğu ispatlanmıştır.

İnsan beyninin inanılmaz özelliklerine bir göz atalım:

1. İçe dönük ve dışa dönük kişilerin beyin ağları arasında ciddi farklar vardır. Araştırmalara göre, genetik yapımız nasıl bir karaktere sahip olacağımız konusunda önemli bir rol oynuyor. Bununla beraber, gösterdiğimiz içe dönüklüğün ya da dışa dönüklüğün derecesi daha çok enerjiyi neyden aldığımız ve uyarıcıya nasıl tepki verdiğimiz ile ilgilidir.

Örneğin, bir çalışmada, risk alan katılımcıların beyinlerinin durumu incelenmiştir. Çalışma, riskin dışadönük beyinlerde amigdala ve ödül sistemi bölgelerinde güçlü bir tepki oluşturduğunu göstermiştir. Kendimizi iyi hissettiğimizde, beynin ödül sistemi dopamin isimli bir hormon salgılar.

Dışadönük kişilerdeki dopamin sistemi, bu kişileri daha çok risk almaya teşvik eder. Amigdala ise duygusal dürtüleri işler. Bunun anlamı şudur: Dışadönük kişiler yeni bir şeyler denerken aşırı heyecan yaşarken, içe dönük kişiler kendilerini bunalmış ve sinirli hissederler.

2. Beyniniz 25 wattlık bir ampulü çalıştırabilecek güce sahiptir.

3. Stres beynin boyutunu küçültebilir. Kronik stres beyinde en ciddi ve en uzun süreli değişikliklere neden olan faktördür. Beynin boyutunu küçültmesi de bu değişikliklerin arasındadır. Yapılan bir çalışmada, kronik strese maruz kalan farelerin beyinlerindeki hipokampüs bölgesinde küçülme tespit edilmiştir. Hipokampüs bölgesi, ezberlerin stoklanmasından sorumludur. Hipokampüs küçüldüğünde bazı bilgilerin hatırlanmasında zorluklar ortaya çıkabilir.

4. Günümüzde çok yönlülük revaçta olsa da aslında beynimiz aynı anda 2 işi yapamaz. Yöneticiniz ya da öğretmenleriniz sizi çok yönlülüğe teşvik ediyor olabilir. Ancak bu beynin işleyiş kurallarına aykırıdır.

Çok yönlülük, gerçek anlamıyla, iki ya da daha fazla şeyi aynı anda yapmaktır. Ancak, beynimiz bu çoklu aktivite arasında ya içerik değiştirir ya da birinden diğerine hızlıca geçiş yapar. İnsanlar çok yönlülükle, birden fazla şeyi aynı anda yapmanın iş süresini kısaltacağına inanırlar. Ancak, işleri tamamlarken sürede her hangi bir kısalma olmaz. Aksine, işlerin tamamlanması daha fazla zaman alır ve hata yapma oranı %50 artar.

Ayrıca beynin bir günde sahip olduğu elektriksel uyarı, dünyadaki bütün telefonların sahip olduğu elektriksel uyarıdan daha fazladır.

5. Beynimiz 100,000 milden daha fazla aksona sahiptir. Bu da dünyayı 4 kez dönmeye yetmektedir.

6. Toplumsal inanışın aksine beynin sağ/sol bölümü diye bir şey yoktur. Sağ beyinli insanların daha mantıklı, yöntemsel ve analitik yapıya sahip olduğu, sol beyinlilerin ise daha yaratıcı ve sanatsal bir yapıda olduğuna dair efsaneler vardır. Ancak araştırmalar, sağ ve sol bölümler arasında ayırıcı bir unsurun bulunmadığını göstermiştir. Beynin tüm bölgeleri arasında gerçekleşen iletişim hem analitik düşünceyi hem de yaratıcılığı destekleyebiliyor.

Yani, herhangi bir alanda, bir bölüm diğerini bastırmıyor.

7. Uzmanlar, insan beyninin yaşam boyunca, 1 katrilyondan fazla bilgi muhafaza ettiğini açıklamıştır.

8. Bilgiler sinir hücreleri arasında 260 mil/saat hızıyla geçiş yapabilirler!  (Yani yarış arabalarından daha hızlı)

9. Her saniye, beynimizde 100,000’den fazla kimyasal reaksiyon oluşur.

10. Beynin yarısının ameliyatla alınması kişilik ve hafıza üzerinde her hangi bir yan etki oluşturmaz.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Korktuğumuzda Beynimiz Nasıl Tepki Verir?

Bu duyguyu bilirsiniz… Yüzlerce kişi önünde konuşma yapacağınızda ya da lunaparkta hız trenine bineceğinizde ya da kimsenin adınızı bile bilmediği yeni bir şehre taşınacağınızda yüzleştiğiniz o his…

Çeşitli durum ya da nesnelerin üzerinizde yaratabileceği bir duygu: Korku.

Northwestern Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma yaşadığımız korkulardan tamamen kurtulabileceğimizi göstermektedir.

Uzmanlar, araknofobinin 6 ay sonunda iyileşme gösterdiğini belirtmişlerdir. Hastalar 2 saatlik maruz bırakma terapisinde, örümceklerle aynı ortamda tutulmuştur. Araştırmacılar 6 ay sonunda, hastalarda beynin korku yaratmaktan sorumlu bölgesinin inaktif kaldığını ortaya koymuşlardır. Uzmanlar beyindeki değişimlerin terapi seansından hemen sonra meydana geldiğini ve altı ay boyunca devam ettiğini söylemektedirler.

Terapiden önce, katılımcıların bazıları örümcek korkuları yüzünden çimenlerin üzerinde yürüyemiyorlardı. Örümcek vardır korkusuyla evlerinin dışına bile çıkamıyorlardı. Ancak, 2-3 saatlik tedaviden sonra, çimenlerin üzerinde yürüyebilmeye hatta örümceğe dokunabilmeye başladılar. 6 ay sonunda ise hala örümceğe dokunabiliyorlardı.

Ulusal Sağlık Enstitüleri’ne göre insanların %8’i’nin özel bir korkusu bulunmaktadır. Bu korkular önemli ve inatçı korkulardır. Ve bu korkularda belirli bir nesne ya da durumdan kaçış söz konusudur. Terapi süresince, hastalar örümceğe aşama aşama yaklaştırıldı. Terapiden önce, katılımcılar örümcek resmi gördüklerinde bile şiddetli bir korku yaşıyorlardı. Bu şiddetli korku anında, beynin korku üreten bölgelerinin belirgin bir aktivite içinde olduğu gözlemlenmiştir.

Terapilerde, katılımcılar, örümceğe önce boya fırçasıyla, daha sonra eldivenle dokundular. 2 saatlik terapiden sonra ise artık çıplak elle dokunabiliyorlardı. Aynı zamanda örümceği keşfetmeye, örümceğin düşündükleri kadar zararlı ve tehlikeli olmadığını anlamaya başlamışlardı. Korktukları şeye yavaş yavaş yaklaşan hastalar, örümceklerin kontrol edilebilir varlıklar olduğuna inanmaya başladılar. Ve dahası, artık örümceklere örümcek gözüyle bakmıyorlardı.

Bu çalışma, büyük bir korkuya maruz kalındığında insan beyninin büyük değişimlere uğradığını kanıtlamıştır. Terapi boyunca, hastalarda korkuyu yöneten bölge olan amigdalanın çok az aktivite gösterdiği gözlemlenmiştir. 6 ay sonra, hastalar örümceklerle karşılaştığında beynin bu bölümünün hala inaktif olduğu da görülmüştür. Uzmanlar, bu terapi ile diğer korkularında tedavi edilebileceğini kanıtlamışlardır.

Yükseklik korkusu, uçma korkusu, kan korkusu ve dahası…

Yakın gelecekte, terapistler beynin korkuyu yöneten bölgelerini durdurmayı, hatta yeni terapiler geliştirmek için bu bölgeleri korkuyu engellemek için uyarmayı planlıyorlar. Tehlike anında zihninizde, geçmişte kişi ya da nesnelerle geçirdiğiniz tecrübelere dayanan korkular yaratırsınız. Bir dahaki korku anında, bunu hatırlayın. Çünkü bunu hatırlamanız düşünce ve duygularınızı kontrol altına almanızı sağlayacaktır.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?