social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Antibakteriyel Sabunları Yanlış mı Kullanıyoruz?

Anti bakteriyel sabunların yanlış kullanımı bazı mikropların kimyasallara olan direncini kuvvetlendirebilir.

Yaygın bir biçimde kullanılan anti bakteriyel sabunları evlerinde kullanan kişilerin çoğu bu ürünlerin faydasını neredeyse hiç görmüyor. Çünkü uzmanlara göre, insanlar bu sabunları yanlış kullanıyor!

Son 20 yılda, anti mikrobiyal özelliğe sahip olan triklosan ve triklokarban maddelerini içeren çok sayıda ürün piyasaya çıkmıştır. Sabunların, deterjanların, giysilerin, diş macunlarının ve hatta emziklerin bile bu ürünlerin arasında yer aldığı ispatlanmıştır.

Sonuç olarak, insanların çoğu bu kimyasallara maruz kalıyor. Yapılan araştırmalarda, Amerikalıların 3/4 ‘ünün idrarlarında fark edilebilir düzeyde triklosan saptanmıştır.

Yapılan çalışmalar, anti bakteriyel ürünlerin hastanelerde ve diğer sağlık hizmeti veren birimlerde mikroorganizmaları öldürmede etkili olduğunu, triklosan içeren diş macunlarının diş eti rahatsızlığı olan gingiviti tedavi ettiğini ortaya koymuştur. Ancak, halk üzerinde normal sabunlardan daha fazla fayda gösterdiğine dair çok az kanıt bulunmuştur.

Araştırmacılar, bu ürünlerden fayda görememenin nedenini insanların yanlış uygulama yapmasına bağlamaktadır. Mikropları etkili bir şekilde öldürebilmek için eller anti bakteriyel ürünlerle 20-30 saniye kadar yıkanmalıdır ancak çalışmalar insanların, ellerini ortalama olarak sadece 6 saniye yıkadıklarını göstermektedir.

Bunların yanı sıra, çalışmalar mikropların bu kimyasallara uyum sağlayabildiklerini ve bu uyumun mikropların enfeksiyonları tedavi eden antibiyotiklere karşı olan direncini arttırdığını kanıtlamıştır. Ve hayvanlar üzerinde gerçekleştirilen bazı çalışmalar bu kimyasalların vücutta hormonları etkilediğini de saptamıştır.

Bu kimyasallara yönelik yapılacak olan düzenleme anti mikrobiyal ürünlerin bilinçsiz kullanımını önlemede hayati önem taşıyabilir. Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Gıda ve İlaç Dairesi, firmalar bu kimyasalların güvenli ve etkili olduğunu kanıtlayamazlarsa, anti bakteriyel kimyasalların kişisel bakım ürünlerinden kaldırılması gerektiğini beyan etmiştir.

Uzmanlara göre, Gıda ve İlaç Dairesi’nin aldığı bu karar klinik açıdan önemli olan antibiyotiklerin etkisini korumada, halkın hormonların yapısını bozan kimyasallara maruz kalmasını önlemede ve antimikrobiyal maddelerin doğaya yayılmasını ve doğada birikmesini engellemede atılmış ihtiyatlı ve önemli bir adımdır.

Triklosan ve triklokarban içeren ürünlerin sadece eczanelere satılmasını ve triklosan içeren diş macunlarının reçete ile temin edilmesini sağlayan yönetmelik bu ürünlerin kullanımını azaltmaya yardım edecek gibi görünüyor.

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Başlıca 5 Zehirlenme Nedeni

ABD’de her yıl 35.000’den fazla kişi zehirlenerek ölüyormuş ve bu zehirlenmelerin çoğundan evsel ürünler sorumluymuş. Bu sayı, araba kazalarında ölenlerin sayısından yüksekmiş.

Zehre maruz kalanların yarısı 6 yaşın altında çocuklarmış. Ölenlerinse 9/10’u, 20 yaşın üzerinde… Bu zehirlenmelerin başlıca 5 nedeni aşağıdakilermiş:

1. Ağrı kesiciler

2. Kozmetik ürünler ve kişisel bakım ürünleri

3. Evsel temizlik ürünleri

4. Psikiyatrik ilaçlar

5. Yabancı cisimler, oyuncaklar ve diğer nesneler .

Evinizde zehirlenmeleri önlemek için neler yapabilirsiniz?

1-İlaçları kendi ambalajlarında ve güvenli yerlerde saklayın.

2-Sobanın, şöminenin yanına veya yatak odalarının yakınına karbon monoksit detektörü taktırın.

3-Temizlik ürünlerini kendi ambalajlarında saklayın.

4-Yiyecek ambalajlarına antifriz, temizlik malzemesi ve diğer kimyasalları koymayın.

5-Bazı resim ve el işi malzemeleri tehlikeli kimyasallar içerir. Çocukların güvenli ürünler kullandığından ve ürünlerin kullanma talimatlarına uyulduğundan emin olun. Bu malzemeleri kullanırken bir şeyler yiyip içmeyin. Cildinize bulaşan malzemeleri yıkayın. İşiniz bitince, kullandığınız yüzeyleri ve araç gereci temizleyin.

6-Gıdalarla temas etmeden önce ellerinizi yıkayın. Besinleri uygun sıcaklıkta muhafaza edin. Buzdolabında durması gereken yiyecekleri 5 derecenin üzerindeki sıcaklıkta açıkta bırakmayın.

7-Böcek kovucu ürünlerin etiketlerini okuyun. Pek çoğunun DEET denen zehiri içerdiğini unutmayın.

8-Varsa bölgenizdeki zehirli yılanları, bitkileri, mantarları ayırt etmeyi öğrenin. Diyelim ki birisi zehirlendi… Zehir solunum yoluyla alındıysa hastayı hemen açık havaya çıkarın. Zehirle temas eden giysileri çıkarın. Cildi 15-20 dakika akan suyun altında yıkayın. Zehir göze kaçtıysa, gözleri 15-20 dakika akan suyun altında yıkayın.

ULUSAL ZEHİR DANIŞMA MERKEZİ telefonu: 114 Zehirlenen kişi nefes almıyorsa ambulans çağırın.

 

Devamını oku...

Çocukları Doğadan Uzak Tutmayın! Çünkü..

 İşte size ürkütücü bir istatistik…

Amerika’da, çocuklar evlerinin bahçeleri dışında doğal bir alanda yılda en fazla bir kez vakit geçirebiliyorlar. Bu istatistiğe göre, ailelerin %82’si, doğada vakit geçirmeyi, çocukların gelişimi için “çok önemli” buluyor. Kitap okumanın da ikinci öncelik olduğunu düşünüyorlar. Ve ailelerin %83’ü, doğada zaman geçirmenin çocukların okulda odaklanma sorununa yardımcı olduğuna inanıyorlar.

Peki, aileler, çocukların gelişiminde dışarıda vakit geçirmenin bu kadar önemli bir rolü oynadığını bildikleri halde, çocuklar niye hala içeride tıkılıp kalıyorlar?

Amerika’da, en büyük suçlu, çocukların her sene kaydedildiği okul sonrası aktivitelerle ev ödevleri olarak görülüyor. Okuldan sonra, izcilik, basketbol, piyano kursları ve ev ödevleri yüzünden çoğu aile akşam yemeğine, yürüyüşe çıkmaya vakit bulamıyor neredeyse. Ve hafta sonları ev ödevleri ve aktiviteler ile geçip gidiyor.

Çocuklar neden Doğada Olmalı ?

Kapalı mekanlardaki etkinliklere kıyasla çocuklar doğada, açık havada fiziksel olarak çok daha aktiftir. Sınıflarında, ders çalışırken, televizyon ve bilgisayar karşısında yalnızca zihinleri çalışan çocuklarımızın bedenlerini de çalıştırmaya ihtiyaçları var! Spor etkinlikleri bu ihtiyaca ancak bir ölçüde cevap verebiliyor. Norveç’te ve İsveç’te yapılan çalışmalar, doğal alanlarda oynayan okul öncesi çocukların, düz zeminli çocuk bahçelerinde oynayanlara göre denge ve çeviklik testlerinde daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor! (Louv 2008).

Çünkü doğa çocuklarımızın duyularını güçlendirir!

Zamanlarının önemli bir kısmını televizyon ve bilgisayar başında geçiren çocuk ve gençlerin duyusal gelişimleri nasıl etkileniyor?

Elektronik ortamlar yalnızca görme ve işitme duyularına (genellikle de fazla şiddetli bir tarzda) seslenir. Oysa doğada olağanüstü manzaraları, çiçekleri, yaban hayvanlarını görmekle, kuşların ve böceklerin uyumlu seslerini, rüzgarın uğultusunu duymakla kalmaz; her adım başı farklı bir çiçeği, bir otu koklar, doğal varlıkları dokunarak hisseder, doğanın nimetlerini tadar, bunların ötesinde bir de sezgilerimizi harekete geçiririz.

Çünkü doğanın birçok zihinsel ve ruhsal rahatsızlığı iyileştirme gücü vardır!

Doğayla temasın, başta dikkat eksikliği-hiperaktivite sendromu olmak üzere, çeşitli zihinsel ve ruhsal rahatsızlıklara karşı olumlu etki gösterdiğine yönelik bilimsel kanıtlar giderek artıyor.

Gerçi bunu hareketli çocuklara sahip ana-babalar kendi deneyimlerinden zaten biliyordu; doğru ya da yanlış bir tanıyla “hiperaktif” denilen çocuklarının doğada ya da parklarda gönlünce koşuşturma imkanı bulduğu zamanlarda daha uyumlu, daha sakin olduğunu görüyolardı. Ancak bu gözlemlerin bilimsel araştırmalarca doğrulanması (örneğin Kaplan ve Kaplan 1989, Grahn ve arkadaşları 1997, Wells 2000, Taylor, Kuo ve Sullivan 2001) “doğa terapisi”ni giderek daha güçlü bir psikolojik sağaltım seçeneği haline getiriyor.

Bilimsel araştırmalar, doğanın çocukların yaşadığı travmatik olaylara karşı psikolojik koruma sağladığını, onları avuttuğunu da ortaya koyuyor (Wells 2000).

Doğayla temas halinde olan çocuklarda yalnız hiperaktivite değil, kaygı bozuklukları, depresyon ve uyum sorunları da daha az görülüyor. Bu tür rahatsızlıklarla doğada yapılan aktivitelerin azlığı arasındaki ilişki o kadar açık ki, bu belirtileri doğa yoksunluğu sendromu olarak tanımlayanlar var! (Louv 2008).

Çünkü doğada olmak çocukların özgüvenini artırır!

Çocuklarımız artık ağaca çıkmıyor! Önüne gelen bir doğal bir engeli; geçişini zorlaştıran bir çalıyı, dik bir kayayı, yolunu kesen bir dereyi aşmak için çaba göstermiyor. Yaşamı boyunca bunları hiç yapmamış bir çocuk ya da bir genç, bir kez olsun yaptığında iç dünyasında büyük bir değişiklik olur; kendine ve yaşama güveni artar!

Çünkü doğa çocukların okuldaki başarısını ve uyumunu destekler!

American Institutes for Research’ün 2005’te yaptığı bir araştırma, doğa eğitimi programlarına katılan ilkokul öğrencilerinin fen kavramlarını algılamalarının, şiddetsiz iletişim becerilerinin, problem çözme yeteneklerinin, öğrenme isteklerinin önemli oranda arttığını ortaya koydu. Hotchkiss İlkokulu’nda başlatılan deneyime-dayalı çevre eğitimi programı sonucunda, disiplin olayları iki yılda yüzde 90 oranında azaldı! (Louv 2008).

Çünkü doğa çocuklarımızın yaratıcılığını geliştirir!

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, televizyon ve bilgisayar gibi elektronik ortamların tersine, doğadaki etkinliklerin ve serbest oyunların çocukların yaratıcılıklarını geliştirdiğini gösteriyor (Chawla 2002).

Artık çocuğumuzun hayallere dalmasına bile izin vermiyoruz! Eskiden anlatılan masallarla bizler mitolojiyi, fantastik hikayeleri kendi beynimizde, hayallerimizde, gönlümüzce yaşardık. Yeri gelir kahraman olur, yeri gelir doğaüstü güçlere sahip olarak hayatlar kurtarırdık. Peki ya şimdi…!

Şimdi Harry Potter tarzı fantastik kurgu filmler çıktı ve hayal kurmamıza gerek kalmadı; artık hayallerimizin filmlerini yapıyorlar. Oysa bizler batı ve doğu mitolojilerinin doğduğu anavatanda yaşıyoruz ama ne bunun farkındayız, ne de bir nebze bile olsa bunları çocuklarımıza yaşatabiliyoruz.

Çünkü doğanın da çocuklara ihtiyacı var!

Doğa koruma konusunda öncü görevler üstlenen kişilerin çocukluk yıllarında doğayla yakın temas içinde olduğu ortaya çıkmıştır (Wells ve Lekies 2006). Demek ki gezegenin doğal mirasını koruyabilmemiz için çocuklarımızın doğayla ilişkisini onarmamız şarttır!

Daha basit ifade edelim: Şimdi çocuklarımıza doğa sevgisini kazandıramazsak, yarın doğayı kim koruyacak?

Kaynak: www.cocukvedoga.com

www.mnn.com

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

 

 

Devamını oku...

Allerjisi Olanlar Bunları Alabilir

Köpekler tatlı yakınlaşmaları ve coşkulu kucaklamalarıyla evlerimize neşe katabilirler.Uyurken yanımıza gelip sokulan, sabah koşularımızda bize arkadaşlık eden ve tabi ki mutfakta bıraktığımız yemek kalıntılarını seve seve silip süpüren köpeklerimiz bizim en iyi dostlarımız.

Ev halkından birinin alerjisi olsa bile, her eve bu cana yakın dostlardan lazım. Eğer aşağıdaki belirtileri yaşıyorsanız, bu sevimli dostlarımızın tüylerine karşı alerjiniz olabilir.

HAYVAN ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ

Amerikan Astım ve Alerji Vakfı (AAFA)’na göre, insanların %15-30’unda kedi ve köpek alerjisi bulunmaktadır. Hayvan alerjisi bulunan kişiler hayvanların dökülen zararsız ölü derilerine, salyalarına ve idrarlarına reaksiyon gösteren çok hassas bir bağışıklık sistemine sahiptir. Hayvan tüyü alerjen olmamasına rağmen, üzerine yapışan ölü derilerle alerjiyi tetikleyebilir.

Öksürük, hırıltı ve solunum yetmezliği başlıca alerji belirtileridir. Siz ya da sevdikleriniz alerjiden muzdaripse, hapşırık ve hırıltı gibi belirtilere maruz kalmamak için evinizin yeni üyesini hipoalerjenik köpekler arasından seçebilirsiniz.

1- Malta Köpeği (Maltese): Hareketli, neşeli ve küçük cüssesine rağmen cesur bir ırk olarak bilinir. Malta köpekleri uysal mizaçlı ve oldukça cana yakındır. Dökülmeyen, uzun, yumuşacık beyaz tüyleri alerjisi olan kişiler için en büyük avantaj. Tüyleri dökülmediği için alerjinizi tetiklemeyen bu köpekler sizin için mükemmel bir seçim olacak. Artık burnunuzun akmasına ve dökülen sinir bozucu tüyleri toplamaya veda edebilirsiniz!

maltese bil

2- Shih- Tzu (Şitsu): Shih-Tzular minik yapılı ve sevecen köpeklerdir. Ayrıca dökülmeyen, ipek gibi tüylere sahiptir. Eğer ufak cüsseli ve hipoalerjenik bir köpek almayı düşünüyorsanız, Shih-Tzu tam size göre.

shih tzu bil

3- : Cockapoo küçük olduğu kadar sevimli bir ırktır. Eğitilmeleri kolaydır ve neredeyse hiç tüy dökmezler. Amerikan ya da İngiliz Cocker Spaniel ile Kaniş karışımı olan Cockapoo, sevecen ve sakin bir mizaca sahiptir. En cazip özelliği de evdeki tozun, kirin kısa ve dağınık görünümlü tüylerine yapışmamasıdır.

coackapoo bil

4- Yorkshire Teriyeri :Sağlam karakterli minik bir köpek mi arıyorsunuz? Yorkshire Teriyeri cesur, kararlı, meraklı, hareketli ve aile üyelerinde alerjiye neden olmayan bir ırktır. Uzun ve gösterişli tüylerinin dökülmeyişi çocuklarınızın köpeğe yakınlaşmasına uygun bir ortam sağlar.

yorkshire terrier bil

5-Schnauzer :Tüyleri birbirine karışmış, şirin suratları ile bilge bir ifadeye sahiptir. Animal Planet, Schnauzer köpeklerinin hipoalerjenik bir ırk olduğunu doğrulamıştır. Hatta Minyatür Schnauzer türünün çocuklar için ideal bir dost olduğunu ve küçük cüssesine rağmen harika bir bekçi köpeği olduğunu dile getirmiştir. Koruyucu olmalarının yanı sıra eğlenmeyi seven, hareketli ve neşeli bir yapıları vardır.

schnauzer bil

6- Golden Doodle : Kabarık tüylü, neşeli ve oldukça hareketli olan Golden Doodle ırkı, Golden Retriever ile Kaniş karışımıdır. Çocuklar için mükemmel bir oyun arkadaşıdır. Golden Retriever’in en güzel özelliklerine ve Kaniş’in tüy dökmeme özelliğine sahiptir. Kısacası Golden Doodle’ın iki ırkın harika birleşimi olduğunu söyleyebiliriz!  

golden doodle bil

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?