social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Hergün Toprak mı Yiyoruz?

Hepimiz toprak ve tozun sağlığımız açısından pek de faydalı olmadığının bu sebeple tüketmememiz gerektiğinin farkındayız, fakat çoğunluğu istemeyerek olsa da vücudumuzun içerisine her gün toprak ve toz giriyor.

Vücudumuz içerisine gün boyunca ne kadar toprak ve toz girdiğinin çözümlemesinin yapılması, anlaşılır bir şekilde, oldukça zor. Fakat, bu konu üzerinde yapılmış araştırmalar, hepimiz için doğru verileri sunamayacak olsa da, bir fikir sahibi olmamızı sağlayabilir.Vücudumuz içerisine toprak, toz, kum birçok yolla alınıyor; kirlenmiş gıdalardan soluduğumuz havadan ya da birşeyler yemeden önce ellerimizi yıkamazsak ellerimizden.

The Environmental Protection Agency (EPA)’nın yaptığı araştırmaya göre; farkında olmadan yediğimiz ya da soluk alış verişimiz sırasında içimize çektiğimiz toprak, hergün vücudumuza giren bu pisliğin yaklaşık %45’ini oluştururken geriye kalan %55’lik kısmı toz oluşturuyor. EPA verilerine göre; 6 haftalık 1 yaşına kadar çocukların vücutlarına, genellikle günde 60 miligram toz ve toprak giriyor. 1 yaşından 20 yaşına kadar ise bu rakam günde 100 miligrama kadar yükseliyor. (Referans olması açısından, 50 miligram bir aspirin tabletinin 6 da 1’ine denk geliyor. Bu sebeple, miktar aslında çok da fazla gibi görünmüyor olabilir).

Vücudumuza giren bu toprak ve tozun miktarını yıllık olarak hesapladığımızda 36.5 grama tekabul ediyor. Tekrar düşününce de korkutucu bir rakam değil. Hepimizin bildiği gibi çocuklar, özellikle 1 yaşından 3 yaşına kadar, toprak yemeye bayılırlar. Bu durum hem çocukların dünya ile ilgili meraklarından hem de mineral ve vitamin tüketme çabalarından kaynaklanıyor olabilir. Kasıtlı toprak yemenin genellikle bir yaş civarında, yani bebeğin anne sütünden kesilme zamanlarında, gerçekleştiği düşünülünce, besinlerin bir kısmının vücuda alınması amacı bebeklerde hakim olabilir.

Çocukların toprak yemesinin çok garipsenecek bir durum olmadığı açık. Fakat, bazı koşullarda çocukluktan sonra da toprak yeme alışkanlığı devam eder. Bu durumlar jeofaji ya da soil pica (soil: toprak , pica: gıda olmayan şeylerin yenmesi alışkanlığı) olarak adlandırılır. Ayrıca, bazı kültürlerde toprak yemek çok garipsenen bir davranış değildir. Örneğin, Afrika’da Sahra Çölü’nün güneyinde yer alan bölgedeki bazı hamile kadınlar hamilelikteki sabah bulantısı sırasında mideyi rahatlatmak ya da gelişmekte olan fetüsün daha fazla besinle beslemek amacıyla toprak yerler.

Kaynaklar ve İleri Okuma: •Bowerman, Susan. “What We Eat; Dirt, ice — those cravings may not be so crazy after all.” Los Angeles Times. http://articles.latimes.com/2007/apr/02/health/he-pica2 •Brody, Jane E. “Babies Know: A Little Dirt is Good for You.” The New York Times, http://www.nytimes.com/2009/01/27/health/27brod.html?_r=0 •Callahan, Gerald N. “Eating Dirt.” Emerging Infectious Diseases, http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3020602/ •Environmental Protection Agency. “Exposure Factors Handbook.”http://www.epa.gov/ncea/efh/pdfs/efh-chapter05.pdf

Devamını oku...

Uluslararası toprak yılında adil ve sürdürülebilir bir 'toprak'

Toprak bize bitmez tükenmez bir kaynak gibi görünür. Hep orada, ayaklarımızın altındadır; tarlaların, çayırların ve ağaçların altında…

Toprağın üstünde yaşıyor ve ondan besleniyoruz, ama kaçımız bunun farkındayız? Akşam yemeği için masaya oturduğumuzda hangimizin aklına yiyeceklerimizin içinde yetiştiği toprak geliyor? Bitkilere besin maddelerini ve suyu sağlayarak gıda üretimimizin temelini oluşturan sağlıklı bir toprak olmadan sağlıklı gıda da üretmek mümkün değil. Aynı şekilde sağlıklı bir toprak yağmur suyunu süzenerek temiz içme suyuna dönüştürür. Buna ek olarak okyanuslardan sonra ki en büyük ikinci karbon yutağı olarak, iklim değişikliğine yol açan sera gazlarından biri olan havadaki karbonu depolar.

Yani toprak demek, hayat demek.Sadece bizim için değil, toprağın kendi içinde de dünyadaki bütün insan nüfusundan fazla sayıdaki organizmalar için. Bu organizmalar o kadar fazla ki dünyadaki bütün canlı türlerinin üçte ikisini oluşturuyor. Ama maalesef iklim değişikliği ve hunharca politikalar toprağımız için büyük sorunlar yaratıyor.

Şehirleşmenin, kimyasal tarımın, adaletsiz ve ürkek politikaların saatler içinde kaybettirdiği onlarca tonluk toprak katmanları, doğanın incecik ve verimli bir toprak katmanını oluşturması için gerekli binlerce yıl ile karşılaştırıldığında sürdürülemez bir durum çıkarıyor önümüze. Uluslararası camiaların kendisine belirlediği, biyoçeşitlilik kaybını durdurmak, küresel ısınmayı 2 °C ile sınırlı tutmak ve herkesin yeterli miktarda gıdaya erişimini garanti altına almak üzerine kurulu üç önemli hedefine ulaşmak; verimli,sağlıklı, adil ve sürdürülebilir topraklar olmadan uzak hayaller. Bunun gibi politikaları tartışmak için tarla, arazi ve toprağa dair sayı ve olgularla yanıt veren ilk toprak atlası “Yeşillere Yakın Siyasi Dernek” Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından Türkçeye çevrildi.

Daha önce de endüstriyel et üretimini rakamlarla açıklayan Et Atlası gibi bir hazineyi dilimize kazandıran HBSD, Toprak Atlası ile 2015 Uluslararası Toprak Yılında, neler başarabileceğimizi ve toprak meselesinin neden hepimizi ilgilendirdiğini bize gösteriyor. Adil ve sürdürülebilir bir toprak için savaşmamızı ve belki de ihtiyacımız olan şey haftalık alışverişimiz sırasında bu derece bağımlı olduğumuz toprağı korumak için yapabileceklerimizi az da olsa düşünmemizi istiyor.

Rapor içerisinden bir kaç ilginç bilgi:

AB nüfusunun tüketimi için, 28 üye ülkenin toplam alanının bir buçuk katı olan 640 milyon hektarlık bir alana gereksinim var.

Avrupa’daki tüketim için kullanılan alanın yaklaşık yüzde 60’ı, AB sınırları dışında yer alıyor. Bu nedenle Avrupa gerek yaşam tarzı, gerekse tarım sanayi ve enerji gereksinimi için sınırların dışına en fazla bağımlı olan kıta konumunda.

Türkiye’de ise 2001-2010 yılları arasında tarım dışına çıkarılan arazi miktarı resmi rakamlara göre 827.007 hektar. Bu, Yırca köyündeki zeytinlik alanından 9 yıl boyunca her gün 5 tane kaybettiğimiz anlamına geliyor.

Ve bu alanlar başlıca iki sektöre aktarılıyor: Tarım arazilerinin tarım dışı kullanıldığı alanların başında sanayi ve inşaat sektörü geliyor.  

Görkem Gömeç

Devamını oku...

Endüstriyel Pamuğa Dikkat!

Derimiz, gün içinde yaptığımız tercihlerden biz farkında olmadan epeyce etkileniyor. Öncelikle büyük bir tutkuyla takip ettiğimiz moda trendlerini kovalarken derimiz de üzerimizdeki kıyafetlerle sağlıklı ya da sağlıksız ilişkiler kuruyor.

Günün üçte birini geçirdiğimiz yatağımızdaki çarşaf ve nevresimlerimizin içindeki maddeler uyku boyunca deri yoluyla sistemimize dahil oluyor, banyodan çıkınca sarındığımız havlu, yeni temizlenmiş ve açılmış deri gözeneklerimizle ilk buluşan oluyor. Derimizi bu zehirli kimyasallardan korumanın birinci yolu ise organik pamuktan üretilmiş tekstil ürünleri kullanmak ve bu ürünleri doğal deterjanlarla temizlemek. İşte organik pamuğu ve organik pamukla üretilmiş kıyafetleri tercih etmek için 4 sebep ve dahası…

1.Endüstriyel pamuk üretimi doğaya ve emekçilere en fazla zarar veren tarımsal faaliyettir Üretim sırasında kullanılan kimyasallar kemiklerinize işlemeden önce havaya, suya, toprağa karışır ve emekçilerinin sağlığını büyük ölçüde etkiler. Konvansiyonel pamuğun üretiminde, tarım alanında kullanılan kimyasalların neredeyse %10’u üretime dahil edilir.

2.Kullanıma hazır konvansiyonel pamukta türlü zehirler bulunur Bunların bazıları: Alevlenmeyi geciktiriciler, amonyak, ftalatlar, parafin, formaldehid ve ağır metaller.

3. Pamuk yetiştirilirken kimyasal gübre ve pestitlere maruz kalır 450 gram pamuk üretimi esnasında 150 gram kimyasal gübre kullanılır. Her yıl pamuk tarlalarına püskürtülen pestisitin maliyeti yaklaşık 2.6 milyar dolardır. Bir yılda tüm dünyada kullanılan pestisitlerin %10'u, böcek ilaçlarının ise %25'i pamuk tarlalarına püskürtülür. Yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerinden bazıları şunlardır: Solunum zorluğu Uzun sureli hafıza kaybı Mide bulantısı, baş ağrısı Sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve üreme sisteminde aksaklıklar.

4. Zehirler pamuk üretiminde bitmez Kimyasallarla yetiştirilmiş pamuk, üretim döngüsünden sonra evinize gelmeye hazır olana kadar da kimyasal boyalar ve yukarıda saydığımız malzemelerle harmanlanır.

5. Pamuk dünyanın en kirli mahsülüdür Pamuk bu dünya üzerindeki en kirli mahsüldür ve topraktan çıktıktan sonra yapısı ile en çok oynanan dört tarımsal ürün arasındadır. Soya kanola, ve mısır ile ön sıraları paylaşır. Dünya üzerinde pamuk tarımının kapladığı alan bütün tarım alanlarının %2,5’idir. Dünyadaki pestisit kullanıcılarının %16’sı ise pamuk üreticilieridir.

 Dahası... Pamuk tarlalarından sızan kimyasallar yeraltı sularına karışır, biyoçeşitliliği fakirleştirir, toprağın yapısını geri dönüşü olmayacak biçimde bozar. Dünyanın moda akımına cevap verecek pamuk, neredeyse her üç haftada bir envanter yenileyen tüketim çılgınlığına hızır gibi yetişir. Bu süreci atlatmasını sağlayan pestisitler de işte tam burada devreye girer ve üretime hız kazandırır. Havadan spreylenerek verilen pestisitler soluduğumuz havaya karışır, toprağa işler, kaynak sularına yayılır.

Kısacası, bu tür zirai ilaçların kullanımı, sadece bizi değil vahşi yaşamı ve ekosistemi de zehirler. Sonra da evlerimize girer ve bizim belki de henüz sonuçlarıyla karşılaşmadığımız bilindik senaryolar başlar. Günlük hayatta pamuktan üretilmiş pek çok şey etrafımızı sarıyor. Giydiğimiz kıyafet, üzerinde uyuduğumuz çarşaf, bebeğimizin altına bağladığımız bez... Konvansiyonel pamuk ile üretilen ürünlerin en önemli ortak yanı ucuz, ulaşılabilir ve 'moda' olması.

Peki siz her gün gözümüze sokulan ürünlerden nasıl sıyrılabilirsiniz? Şanslıyız ki, içinde yaşadığımız kocaman tüketim dünyasında kâr marjından çok sağlığı merkezine alan kuruluşlar var. Bu tarz ürünler şeffaf bir şekilde piyasaya sunulduğunda üzerinde “organik pamuk” etiketini görebilirsiniz. Organik pamuk da organik tarımın standartlarıyla yetiştirilmiş, dağaya zarar veren kimyasalların dışlandığı bir üretim sürecine sahiptir. Kimyasal ve pestisitler kullanılmaz. Organik pamuk tarımı daha az karbon salınımı ortaya çıkarır. Konvansiyonel pamuk yetiştiriciliğine oranla %60’a kadar daha az su tüketilir. Pestisitler ve herbisitler kazara yada kasıtlı olarak üretime dahil edilmez. İnsanlar ve hayvanlar kimyasallara maruz kalmaz. Atıklar geri dönüştürürlür ve üretime dahil edillir. Bu koşullarda organik kotondan faydalanmamak için sebep yok gibi. Ama bu düşünceye genel olarak engel olan bir kritik var: “Organik” olan şeylerin pahalı oluşu. Tarımda olduğu gibi bu alanda talebin az oluşu, seri üretimin fiyatı düşürüyor oluşu ve doğal yollarla üretilen pamuğun fazla emeğe ihtiyaç duyması su götürmez bir gerçek ama paranızı nereye yatırıcağınız da sizin tercihiniz.

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?