social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

İşin Uzmanları Bu Yiyeceklere El Sürmüyor!

Uzmanlar bile bu 8 yemeği yemiyor!

Gıda uzmanları toksinlerle ve kimyasallarla dolu malzemeleri gün ışığına çıkarıyorlar. Buna ek olarak, daha sağlıklı bir beslenme ve yaşam için küçük değişiklikler öne sürüyorlar. Farklı alanlardan uzmanlar bu sekiz yemeği neden yemediklerini açıklıyor. Temiz beslenme demek, meyveleri, sebzeleri ve etleri seçerken onların yetiştirilirken ve satım aşamasına gelene kadar en az işlemden geçmiş olanlarını seçmek demektir. Az işlemden geçmiş olanlar genellikle organiktir ve eser miktarda katkı maddesi içerir eğer ki konmuşsa tabi. Ama ne yazık ki günümüz gıda sektöründe kullanılan metotlar ne temiz ne de sürdürülebilir nitelikte. Bu durum da hem bize hem de çevreye zararlı olmaktan öteye gidemiyor. İşte bu nedenle biz de yemeğe, hayatlarını neyin yararlı neyin zararlı olduğunu keşfederek geçiren insanların temiz pencerelerinden bir göz atalım dedik. Onlara çok basit bir soru sorduk: “Hangi yemeklerden uzak durmalı?” Her ne kadar verdikleri cevaplar bir “yasak yemekler” listesi oluşturmuyor olsa da, öne sürülen alternatifler bizlerin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.

1-Bir Endokrinoloğun Yemeyeceği: Domates konservesi Bisfenol-A üzerine çalışmalar yapan Fredrick Vom Saal, Missouri Üniversitesinde bir endokrinolog.

Sorun: Teneke kutuların içine atılan reçine astar bisfenol-A içermektedir. Bu sentetik östrojen üreme bozukluklarından tutun da kalp hastalıkları, diyabet ve aşırı şişmanlığa kadar birçok hastalıkla bağlantılıdır. Ne yazık ki, asitlik (ki domateslerin öne çıkan bir özelliğidir) BPA (Bisfenol-A)'nın yemeğinize bulaşmasına sebep olur. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok insanın vücudundaki BPA oranı sperm üretimini engelleyecek ya da hayvan yumurtalarında kromozomal hasar yaratacak seviyeleri aşmış durumda. Vom Saal "Domates konservesi başına 50 mikrogram BPA tüketiriz, ve bu miktar da insanları özellikle gençleri etkilemeye yetiyor." dedi. "Domates konservelerine elimi bile sürmem."

Çözüm: Reçine astarı istemeyen cam kavanozlardaki domatesleri tercih edin.

2-Bir Çiftçinin Yemeyeceği: Mısırla beslenmiş besili sığır eti Joel Salatin, Polyface Çifliğinin eş sahibi ve sürdürülebilir çiftçilik üzerine yarım düzine kitabın yazarıdır.

Sorun: Evrimsel gelişimlerine göre sığırlar ot yemelilerdir, tahıl değil. Ama günümüz çiftçileri sığırlarını mısır ve soya fasulyesiyle besliyor, ki bu da sığırların kesime uygun kiloya normalden daha çabuk erişmesini sağlıyor. Fakat, sığır çiftçilerinin cebine daha çok para girmesi (ve tabi marketlerde daha ucuz fiyatlar görmek) demek bizim için çok daha az besleyici et demektir. USDA (Amerika Tarım Bakanlığı) ve Clemson Üniversitesinden katılımcılar tarafından yeni yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucunda, beta-karoten, E vitamini, omega-3ler, kökteş linoleik asit (CLA), kalsiyum, magnezyum ve potasyum oranının otla beslenmiş sığır etinde mısırla beslenmiş besili sığır etinde olduğundan daha yüksek çıktığı bulunmuş; enflamatuar omega-6 lar ve kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen doymuş yağın otla beslenen sığır etinde daha az olduğu keşfedilmiştir. "İneklerin otçul olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz, onları mısır ve tavuk gübresiyle beslememiz gerekir." diyor Salatin.

Çözüm: Otla beslenmiş sığırın etini tüketin. Genellikle damgalıdır çünkü özel kalitedir, olur da görmezseniz kasabınıza sorabilirsiniz.

3-Bir Toksikoloğun Yemeyeceği: Mikrodalgada patlamış mısır Olga Naidenko, Environmental Working Group'un üst düzey bilim insanıdır.

Sorun: UCLA (Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre perflorooktanoik asit (PFOA) de dâhil olmak üzere, mikrodalga patlamış mısırların paketlerinin astarı için kullanılan kimyasalların insanlardaki kısırlıkla bağlantısı olabilirmiş. Hayvan deneylerinde, kimyasalların laboratuvar hayvanlarında karaciğer, testis ve pankreas kanserine sebep olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar gösteriyor ki mikrodalgalar kimyasalların buharlaşmasına ve patlamış mısıra karışmasına neden oluyor. "Vücutta yıllarca kalıp, kanla birlikte hareket ediyorlar" diyor Naidenko. Araştırmacıları endişelendiren insanlardaki kimyasal seviyesinin laboratuvar hayvanlarında kansere yol açan düzeye gelmesi. Gönüllü olarak imzaladıkları bir EPA (Çevre Koruma Örgütü) planı uyarınca DuPont ve diğer üreticiler PFOA'ı 2015'e kadar tamamıyla ürünlerinden kaldırmaya söz verdi, fakat bu o zamana kadar milyonlarca mikrodalga patlamış mısırın satılmış olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

Çözüm: Eski usul organik mısır patlatın: tencerede. Aromalar için, hakiki tereyağı ya da dereotu, kurutulmuş sebze taneleri ya da çorbalık malzeme kullanabilirsiniz. Hindistancevizi yağı kullanın ve doğallığı koruyun.

4-Bir Çiftlik Müdürünün Yemeyeceği: Organik olmayan patates Jeffrey Moyer Ulusal Organik Standartların başkanı.

Sorun: Kök sebzeler toprakta olan otkıran, böcek ilaçlarını, ve mantarkıranları emerler. Patateslere gelirsek ki Amerika'nın en çok tüketilen sebzesidir--onlar büyüme mevsimlerinde mantarkıranlarla aşılanıp hasat mevsiminden önce lifli filizleri öldürmek için otkıranlarla ilaçlanırlar. Hasat edildikten sonra, patatesler tomurcuklanmasın diye yine aşılanırlar. "Bunu bir deneyin: Herhangi bir marketten sıradan bir patates alın, ve onu tomurcuklandırmaya çalışın. Tomurcuklanmayacaktır." diyor, Rodale Enstitüsünde (Prevention'ın yayıncısı olan Rodale A.Ş.nin sahip olduğu enstitü) çitlik müdürü, Moyer. "Ne olursa olsun kendi sattığı patatesleri yemeyeceklerini söyleyen patates yetiştiricileriyle konuştum. Öğrendiğime göre, kendileri için yetiştirdikleri patatesler için bütün o kimyasallardan uzak bir arsaları varmış."

Çözüm: Doğal patatesler alın. Zaten patatesin içine işlemiş kimyasalları ne kadar yıkarsanız yıkayın, boşa çabalamış olursunuz.

5-Bir Su Ürünleri Uzmanının Yemeyeceği: Çiftlik somonu Dr. David Carpenter, Albany Üniversitesindeki Sağlık ve Çevre Enstitüsünün başkanı, Science dergisinde balıkların kirlenmesi üzerine yaptığı geniş çağlı bir araştırma yayınladı.

Sorun: Doğa ananı, somonların çitler arasında hapsedilip soya, kümes pisliği ve hidrolize edilmiş tavuk tüyleriyle beslenmesini istemediğinden eminim. Sonuç olarak, çiftlik somonu D vitamini açısından fakir ve kanserojenler, birincil biliyer siroz, bromlu flam geciktiriciler, ve dioksin, DDT gibi böcek ilaçları içeren kirleticiler bakımından zengin hâle geliyor. Carpenter'a göre, Amerikan mönülerinde bulunabilecek olan kirlenmiş somonlar Kuzey Avrupa'dan geliyor. "Bu tarz somonları kanser riskini yükseltmemek için 5 ayda bir yiyebilirsiniz." diyor 2004 balık kirlenmesi çalışması medyanın yoğun ilgisiyle karşılanmış olan Carpenter. "Aynen o kadar kötü." Başlangıç niteliğindeki bilimsel çalışmalar aynı zamanda DDT'yi diyabetle ve obeziteyle ilişkilendirdi, fakat bazı beslenme uzmanları omega-3lerin riskleri göz ardı etmeye yeteceğine inanıyor. Bu balıkları yetiştirirken kullanılan yüksek dozlardaki antibiyotik ve böcek ilaçları da endişelendirici nitelikte. Çiftlik somonlarını yediğinizde, midenizi aynı ilaçlar ve kimyasallarla dolduruyorsunuz.

Çözüm: Doğal olarak avlanmış Alaska somununu tercih edin. Eğer paketin üzerinde taze Atlantik diyorsa, çiftlik balığıdır.

6-Bir Kanser Araştırmacısının İçmeyeceği: Yapay hormonlarla üretilmiş süt Rick North Oregon Sosyal Sorumluluk İçin Tabiplerin Güvenli Yemek Kampanyası'nın proje müdürü ve Amerikan Kanser Topluluğu'nu Oregon ayağı CEO'su.

Sorun: Süt üreticileri süt ineklerini rekombinant büyükbaş büyüme hormonuyla (rBGH ya da rBST olarak da bilinirler) aşılayarak süt üretimini hızandırıyorlar. Ama rBGH inek memesinde iltihap oluşumuna yol açmanın yanı sıra iltihabın süte de karışmasına neden oluyor. İnsülin-benzeri diye de adlandırılan bir büyüme faktörünün de sütte yüksek dozlarda bulunmasına sebep oluyor. İnsanlarda, yüksek dozda IGF-1 meme, prostat ve kolon kanserine yol açabiliyor. "Hükümet rBGH'yi onayladığında, sütten gelen IGF-1'in sindirim kanallarından geçmesine olanak sağlayacağını düşündüler." diyor North. "Gelgelelim, birçok endüstrileşmiş ülkede yasak."

Çözüm: Pastörize edilmemiş süt veya rBGHsiz, rBSTsiz, yapay hormonlarla üretilmemiş süt alın ya da organik süt tüketin.

7-Marketlerde Satılan Soyayı Yemeyen Biyo-teknoloji Uzmanı: GDO'lu Fermantasyon Geçirmemiş Soya Michael Harris genetiğiyle oynanmış yemekleri içeren biyo-teknoloji sektöründe birçok proje yürütmüş bir uzman. Xenon Eczacılık ve Genon Şirketi gibi şirketlerde danışmanlık ve yönetim kadrosunda görev almıştır.

Sorun: Genetiği değiştirilmiş yemekler DNA üzerinde yapılan oynamaları ve bir türden başka bir türe genetik kodların aktarılmasını içerdiği için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Fermantasyon geçirmiş soya insanların tüketimi için uygun olan tek soyadır ve, dünyadaki soyanın %90'ının genetiği değiştirildiğinden, eğer tükettiğiniz soyanın organik olduğundan emin değilseniz, uzun süreli sağlık sorunları sizin için kaçınılmaz. Hele de soyanın hormonal dengeleri etkilediğini ve kansere bile yol açtığını göz önüne aldığımızda, tehlikenin asıl boyutu ortaya çıkıyor.

Çözüm: Soyanın üzerindeki ibareleri incelerken GDO'lu olmamasına ya da doğal olmasına dikkat edin. Asla ama asla, fermantasyon geçirmemiş soyayı tüketmeyin. Eğer mümkünse şirketle iletişime geçerek GDO'suz soyanın tam olarak nereden geldiğini öğrenin.

8-Organik Yiyecek Uzmanlarının Yemeyeceği: Marketlerde satılan elmalar Tarım endüstrisinin eski başkanı, organik yiyecekleri destekleyen bir tarım politikası güden araştırma grubu Cornucopia Enstitüsü'nün müdür yardımcısı.

Sorun: Eğer sonbahar mevsiminin meyveleri "en çok böcek ilacına maruz kalan meyve" yarışması düzenleseydi, elma kazanırdı. Neden mi? Çünkü ağaçta yetiştikleri için sürekli aşılanıyorlar ki elmanın her çeşidi tadını korusun. Hâl böyle olunca da, elmalar böceklere karşı direnç geliştiremiyor ve sürekli ilaçlanmaları gerekiyor. Meyve endüstrisi bu işlemlerin zararlı olmadığını öne sürüyor. Ama Kastel kimyasallara en az maruz kalmış ürünü tercih edersek biz de zararlarından o kadar korunmuş oluruz diyerek karşılık veriyor. "Çiftlik çalışanlarının birçok kanser türüne yakalanma olasılıkları daha yüksek." diyor. Ve sayıca artan bilimsel araştırmalar Parkinson hastalığıyla vücutta biriken her tür böcek ilacıyla alakalı olduğunu göstermeye başlıyor.

Çözüm: Organik elma alın.

Haber Deniz Aytekin

Devamını oku...

İki Çeşit Et Arasında Besin Değeri Farklılıkları Nelerdir?

Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde, market raflarında ve pazarlarda daha fazla organik ürün görmeye başladık. Organik terimi, kimyasal ilaçların artık ürün yetiştirmede vazgeçilmez etmen olmasından sonra hayatımıza girmiş olsa da, bu konu üzerine de yapılmış yüzlerce araştırma bulunuyor.

Bilim insanlarının bulgularına göre; organik meyve ve sebzelerin içerdikleri besin açısından normal üretim meyve ve sebzelerden çok da bir farkı bulunmuyor ve kesinlikle organik ürünler daha fazla besin maddesi içermiyor. Her ne kadar meyve-sebzelerdeki organik ve normal üretimin farkı çok olmasa da, araştırmalara göre hayvansal gıdalarda durum çok daha farklı.

Bu konu üzerine daha önce yapılmış 200’den fazla çalışmanın yeniden gözden geçirilmesini içeren yeni bir araştırmanın bulgularına göre; organik süt ve et ürünleri, organik olmayan eşleniklerine göre yaklaşık %50 daha fazla omega-3 (ya da n-3) yağ asitleri içeriyor. Fakat bu rakam oldukça fazla görünüyor olsa da, uzmanlara göre bu fark günlük besin alımı göz önüne alındığında çok da fazla değil. Çünkü ortalama günlük n-3 tüketimimiz 2,2 gram ve eğer organik süt ve et ürünleri tüketirsek, organik süt ve etten yalnızca fazladan yaklaşık 33 miligram fazla n-3 alabiliyoruz. Yani bu fark, günlük beslenmemizde büyük bir anlam ifade etmiyor.

Araştırmaya göre bu fark da, hayvanların yetiştirilme şeklinden kaynaklanıyor. Ortada organik gıdaları tüketmek ve/veya tüketmemek için oldukça fazla sebep var. Hiç şüphe yok ki, bu konu birçok insan için tartışmalı olmaya devam edecek. Tüketip tüketmeme tartışmasından ziyade, satın aldığımız ürünlerin içeriğinden haberdar olmamız oldukça önemli. Bu araştırmanın arkasındaki motivasyon da aslında tam olarak bu.

İngiltere’deki Newcastle University’den araştırmanın başındaki Carlo Leifert’in belirttiğine göre; insanlar organik sütü ve eti üç temel sebepten dolayı tüketiyor:

sağlıklı hayvanlardan elde ediliyor olmaları, organik tarımın çevreye olan olumlu etkileri ve bu gıdalardan elde edilebilecek muhtemel sağlık faydaları. Fakat bu insanların çoğu, tükettikleri ürünlerin besin kalitesinden haberdar değil. Bu sebeple de, bu tarz araştırmalara ihtiyaç duyuluyor. Yapılan bu geniş kapsamlı çalışmada da araştırma takımı, hayvansal süt ürünleri üzerine yapılmış, aynı alanda çalışan bilim insanlarının incelemesinden geçmiş 170 araştırmayı ve farklı et ürünleri üzerinde yapılmış 67 araştırmayı yeniden gözden geçirdiler. Bilim insanları yaptıkları bu çalışmayı iki farklı makale olarak British Journal of Nutrition ‘da yayımladılar. Araştırmacıların bulgularına göre; organik etler normal etlere göre ortalama %47 daha fazla omega-3 yağ asitleri içeriyorlar, organik sütler ise normal sütlere göre %56 daha fazla omega-3 yağ asitleri içeriyor. Fakat, her ne kadar organik ürünler daha fazla omega-3 içerseler de, daha fazla yağ içermiyorlar; ayrıca organik sütlerin içeriğindeki yağlar da daha sağlıklı olarak değerlendirilebilir.

Omega-3 içeriğinin yanı sıra organik et ve süt ürünlerinde yüksek miktarda E vitamini ve karatenoid de içeriyor. Organik süt ve et için bütün haberler ne yazık ki iyi değil. Araştırmaya göre; organik süt ve et ürünleri, normal üretim süt ve ete göre %74 daha az iyot içeriyor. Bu durum, ana iyot kaynağının hayvansal gıdalar olduğu düşünülürse bir sorun teşkil edebilir. Araştırmaya dahil olmayan fakat University of Reading’de besin değerleri üzerine profesör olan Ian Givens’in belirttiğine göre; besinsel iyotun en önemli kaynağı süt. Özellikle, çocuk gelişimi için hayati önem taşıyan iyotu hamile kadınların alabilecekleri ana kaynak da süt. Peki, besin içeriğinde farklılıklar olmasının sebebi nedir? Bu konu ile ilgili araştırmada kesin bir sebep belirtilmese de, daha önce yapılan çalışmalarda bu farkın organik besinlerin elde edildiği hayvanların yetiştirilme tarzından ve yedikleri ot miktarından kaynaklandığı öne sürülüyordu. Givens’in belirttiğine göre; yapılan bu araştırmalar oldukça detaylı olmasına rağmen, organik ve sıradan besinlerin değerlendirilmesi aldığımız bütün besinler üzerinden yapılmalı. Fakat, yine de bu ve benzeri çalışmalar, tükettiğimiz ürünlerin içeriği hakkında daha iyi bilgi sahibi olmamızı sağlıyor.

Kaynak: Fiona Mcdonald, Largest study of its kind finds there IS a difference between organic and non-organic animal products, Science Alert, Retrieved from http://www.sciencealert.com/review-of-more-than-200-papers-finds-there-s-clear-difference-between-organic-and-non-organic-animal-products  

Devamını oku...

Diyet ve Spor Olmadan Zayıflamak Mümkün

Egzersiz rutinlerinizi yeşil yapmanın bir yolunu arıyorsanız spor salonuna gitmeyi ya da yeni zayıflama aletleri almayı aklınızdan çıkarın ; çünkü hayatın en büyük zevklerinden olan uyku ve seks de dahil pekçok başka şeylede zayıflayabilirsiniz.

Kilo kaybetmenin bugüne dek alışageldik yolları arasına olan pahalı spor kulüplerine üyelikler, pahalı kıyafetler, koşu bandına kendini adamak gibi hareketler bilmem söylememe gerek var mı ama hiç de yeşil değiller. Tüm bunların yerine yeşil yolu seçerek diyet yapmadan doğal olarak zayıflamanın yollarını deneyin.

Seks kilo vermenin en kolay yollarından biri Ortalama bir seks yarım saatte 150 ile 250 arası kalori yakmanızı sağlar. Kalp atışı seviyenizi yükseltip kan dolaşımını hızlandırdığı için yağ ve kalori yakmanıza yardımcı olur. Değişik pozisyonlar denemek de hem kardiyo hem kas gelişimi için faydalı. Kendi enerjinizden başka bir enerji gerektirmediği için zayıflamanın en yeşil yolu diyebiliriz seks için.

Akapunktur ve bitkilerle kilo verin Akapunkturun amacı sağlıklı bir vücuda sahip olabilme çabası ile organ sistemlerini dengeye oturtmaktır ve yüzyıllardır metabolizma ve enerji üretiminde denge sağlayarak beden ağırlığını kontrol etmek amacı ile kullanılmıştır. Çinlilerin tıp anlayışında kilo kaybı; dalak, mide ve karaciğer sistemlerinin bir parçasıdır. Aşırı yemek, bu meridyenler üzerinde bulunan sindirim ve filtreleme bölgelerinde de rahatsızlık yaratarak stres oluşumuna sebep oluyor.

Akapunkturun yanında Çin tıbbı aynı zamanda bitkilere de çok önem verir. Kilo verdiren bitkisel diyet formülleri sindirim sırasında etkili olurlar. Doktorlar hiçbir zaman hastalarına önceden belirlenmiş bir diyet uygulamazlar çünkü kilo alma eğilimi kişiye göre farklılık gösterir.

Uyuyarak kilo verin .Uyku, güzelleşmenin ötesinde de etkili olabilir. Vücudunuz dinlenme sırasında sistemlerinizi dengeye sokar ve günlük kullanımın oluşturduğu arızaları tamir eder. Hatta tamirin de ötesinde, mideniz yediğiniz yemekleri sindirebilmek, karbonhidratları metabolize etmek ve yağları eritmek amacı ile hiç durmadan çalışır. Bazı uyku rahatsızlıklarının kortizol ve insülin hormon seviyelerindeki farklılıklardan dolayı kilo problemleri ile ilgisi kanıtlanmıştır. Şeker, protein, yağ, mineral ve suyun düzene sokulmasından sorumlu olan hormon kortizoldür. Fiziksel veya duygusal gerginlikler bizi sınıra getirdiğinde kortizol çalışmaya başlar. Uyku bozukluğu kortizol dengelerini bozar. Zayıflamayı zorlaştıran yüksek insülin seviyeleri de uyku bozukluğu ile ilişkilendirilmiştir. Tüm bunların kısaca anlamı eğer kalçanızın büyümesini istemiyorsanız, geceleri düzenli uyumaya dikkat etmeniz gerekmektedir.

Süt içerek zayıflayın Göbeğinizi yok etmek mi istiyorsunuz? Günde üç bardak süt içerek bunu yapabilirsiniz. Düşük kalorili bir diyetle beraber günde 3 bardak sütün kilo kaybında etkili olduğu söyleniyor. Şöyle ki, kalsiyum ve süt karışımı metabolizmayı hızlandırıyor ve yağ yakma potansiyelini de yükseltiyor. Tüm sağlık risklerinin göbeğinde oturan hormon pompalanmış ürünlerden uzak durarak organik sütü tercih etmenizi öneririz. Doktorlar yağ yakmayı hızlandırabilmek için de eğer mümkünse ot ile beslenen ineklerden elde edilen sütleri tercih etmenizi öğütlüyor çünkü bu ineklerin konjuge linoleik asit yönünden daha zengin süt ürettiklerine inanılıyor.

Gönüllü Olun, kilolarınızdan kurtulun Kumsalda çöp toplamak olsun, yaşlılar evine yardım etmek veya barınak köpekleri ile bir gün geçirmek olsun, sizin dışarıda ve başkaları için zaman ve enerji harcamanızı sağlayan birçok yeşil hareket bulunuyor. Bu baharda güzel bir hafta sonunu kumsalda geçirmeye karar verdiniz diyelim, arkadaşlarınızla ve ailenizle beraber çevredeki çöpleri toplamak hem kendinizi iyi hissetmenizi hem de hareket etmenizi sağlayacak.

Baharatlarla zayıflayın Birkaç fazla gramınızdan kurtulmak istiyorsanız bu gece yemeğinize biraz sarımsak ve karabiber eklemeyi unutmayın çünkü baharat ile lezzetlendirilmiş yemekler koku ve tat açısından zengin olduklarından daha erken doyurdukları gözlemlenmiş. Denemenizi önerdiğimiz bazı baharatlar; soğan, sarımsak, acı biber ve karaturp. Şunu da belirtelim ki; tuz, su tutma özelliğinden dolayı öneriliyor.

Her nefesinizde kilo verin. Eğer nefes almasaydık yaşayamazdık ancak şunu sormamız gerekiyor kendimize: Nefesimize hak ettiği değeri veriyor muyuz? Doğru nefes ile kilo verdiğimiz gerçeği meditasyon yapanlar arasında yapılan bir araştırma ile kesinlik kazanmış. Haftada bir yaptıkları meditasyon seansı ile ayda 1,5 kilo kaybettikleri gözlemlenmiş. Şarkıcıların doğru nefes aldıklarını söyleyebilirim çünkü doğru nefes burundan alınıp, ağızdan verilmek sureti ile diyaframdan yapılandır. Her an nefesinizi bu şekilde alıp vermeniz gerekir. Nefes aldığınızda mideniz bol oksijenle dolar ve şişer, nefes verdiğinizde de iner. Derin diyafragmatik nefes tekniği daha çok kalori yaktığından ve karın kaslarını daha çok çalıştırdığından kuvvetlenip belirginleşmelerini sağlar. Aynı zamanda kan basıncını düzenlendiğinden kaslarımıza daha çok oksijen taşınır. Doğru nefes almayı öğrenmek için, sırt üstü yatın ve elinizi karnınıza koyun. Nefes aldığınızda karnınızın şiştiğini hissedin. Burada önemli olan 35'e kadar sayarak nefes almanız, ardından tekrar nefes verirken tekrar 35'e kadar sayın ve elinizle karnınızın indiğini hissedin. Bu tekniğe alıştığınızda doğru nefes alıyorsunuz demektir.

Gülerek kilo verin. Gülmek gerçekten de kilo vermek için en geçerli ilaçlardan biri. Sadece sinirleri yatıştırmakla kalmıyor birde üstüne bağışıklık sisteminizi güçlendiriyor, kalori yakmanızı sağlıyor. Sıkı bir kahkaha iç organlarınız için doğal kardiyovasküler çalışma sağladığı gibi kalp atışlarınızı hızlandırıp karın kaslarınızın sıkı kalmasını sağlar. Günde içten atılan beş dakikalık bir kahkahanın 10 dakika kürek çekmek kadar etkili olduğunu söylüyor araştırmacılar. 10-15 dakikalık kahkahaların ise ortalama 50 kalori yaktığı söyleniyor. Bu, yılda iki kiloya eşit bir sayı. Konu kilo olunca her gram anlamlı hale geliyor…

Devamını oku...

Cilde Zararlı Besinler

Cildimiz, sayısız  problem ile karşı karşıya gelir. Bir çoğumuz kirlilik ve güneş yanığı gibi dış faktörlere karşı cildimizi korumak için elimizden gelen her şeyi yaparız. Ancak, çoğu zaman cilt sağlığımızı korumak için en önemli şey olan beslenmenin önemini unuturuz. Parlayan ve sağlıklı bir cilt için aslında yapabileceğiniz en iyi şey, cildinize iyi gelmeyen bazı besinlerden kaçınmaktadır.

Bazılarımız “sen ne yersen, o sundur” lafını duymuştur ve bu söz cildimizi düşününce çoğu zaman doğrudur. Lezzetli bir yemek yüzünüzde bir gülümseme oluştururken, cildinizden yıllar götürmemelidir. Bazı yemekler akneye neden olur ve cildinizde kaşıntıya ve engebeli bir görünüme neden olabilir. Hatta bazıları kurdeşen, egzama ve son derece hassas döküntülere neden olabilir.

Sağlık uzmanları her zaman kızarmış gıdaların cilde yaptığı olumsuz etkilere dikkat çekmişlerdir. Ancak ciltte olumsuz etkileri olan daha bir çok besin vardır. Bu besinlerden bazıları şunlardır;

1) Alkol:

Alkol çok güçlü bir doğal idrar söktürücüdür, bu nedenle ne kadar çok tüketilirse o kadar çok cildinizde kurumaya neden olur. Cildin tüm nemini emerek cildi kuru, pul pul bir hale getirir ve kırışıklıklara neden olur. Hassas cilde sahip kişiler alkol nedeniyle “rosacea” da yaşayabilirler.

2) Kahve:

Her gün içtiğiniz kahve miktarını azaltmak isteyebilirsiniz. 2-3 fincan kahve içmek vücudunuzdaki kortizol miktarını arttırır. Kortizol düzeylerinin yükselmesi de cildin yaşlanma sürecini hızlandırır ve aynı zamanda cilde önemli ölçüde zarar verir. Kafein bir diüretik gibi davrandığından fazla tüketimi vücudu susuz bırakır ve cildi kuru ve cansız bırakır.

3) Süt:

Çok büyük etkileri olmasa da süt, cilde zarar verir. Aşırı süt tüketimi akneye neden olur. Amerikan Dermatoloji Akademisi’ne göre süt, aşırı sebum üretimini uyarır ve sonunda akneye dönüşür.

4) Tuz:

Tuz olmadan yemeklerimizin hiç bir tadı olmaz; ancak çok fazlası özellikle iyotlu tuz cilde çok zarar verir. Dokuları şişirir, ödemli bir görüntü verir ve kişinin genel sağlığına olumsuz etkileri vardır. Cildinizde sivilcelerin patlak vermesine neden olabilir.

5) Meşrubatlar:

Cilde sağlıklı ve parlak bir görünüm vermek için, kandaki şeker seviyesinin kontrol altında olması önemlidir. Ortalama bir bardak kola 50 gr şeker içerir ve bu miktar akne ve kuruluk oluşumunun tetiklenmesi için yeterlidir. Bu gazlı içecekleri haftada bir ya da ayda bir tüketmeye çalışın. Susuzluk hissinizi meyve suyu ve su ile gidermeyi deneyin.

6) Glutenden zengin besinler:

Gluten, temel olarak buğday ve tahıllarda bulunan bir proteindir. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Chicago Çölyak Hastalığı Merkezinin araştırmasına göre Amerika Birleşik Devletleri nüfusunun %5-10’u gluten intoleransından şikayetçidir. Gluten intoleransının birçok yan etkileri vardır ancak en görünür olanlar genellikle şişlik, kuruluk ve sivilce şeklinde, ciltte gözlenir. Glutenden zengin besinlerin en önemli örnekleri makarna, beyaz ekmek, hamur işleri, kek, pizza ve yulaftır.

7) Çikolata ve Şeker:

Onlardan uzak durmak her ne kadar zor olsa da, şekerlemeler ve çikolata cildiniz için çok zararlıdır. Bunları çok fazla tüketmek kan şekerini arttırır ve sebum artışına yol açar bu da akneye sebep olur. Bu besinler cildin genç ve parlak görünümünün sağlanmasında yardımcı olan kolajen ve elastini de olumsuz etkiler.

Eğer cildinizin sağlıklı olmasını ve parlamasını istiyorsanız, bu gıdalardan uzak durmayı ve sağlıklı besinler seçmeyi tercih edin.

Kaynakça:

http://www.buzzle.com/articles/7foods-that-are-not-good-for-the-skin.html

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?