social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

İşin Uzmanları Bu Yiyeceklere El Sürmüyor!

Uzmanlar bile bu 8 yemeği yemiyor!

Gıda uzmanları toksinlerle ve kimyasallarla dolu malzemeleri gün ışığına çıkarıyorlar. Buna ek olarak, daha sağlıklı bir beslenme ve yaşam için küçük değişiklikler öne sürüyorlar. Farklı alanlardan uzmanlar bu sekiz yemeği neden yemediklerini açıklıyor. Temiz beslenme demek, meyveleri, sebzeleri ve etleri seçerken onların yetiştirilirken ve satım aşamasına gelene kadar en az işlemden geçmiş olanlarını seçmek demektir. Az işlemden geçmiş olanlar genellikle organiktir ve eser miktarda katkı maddesi içerir eğer ki konmuşsa tabi. Ama ne yazık ki günümüz gıda sektöründe kullanılan metotlar ne temiz ne de sürdürülebilir nitelikte. Bu durum da hem bize hem de çevreye zararlı olmaktan öteye gidemiyor. İşte bu nedenle biz de yemeğe, hayatlarını neyin yararlı neyin zararlı olduğunu keşfederek geçiren insanların temiz pencerelerinden bir göz atalım dedik. Onlara çok basit bir soru sorduk: “Hangi yemeklerden uzak durmalı?” Her ne kadar verdikleri cevaplar bir “yasak yemekler” listesi oluşturmuyor olsa da, öne sürülen alternatifler bizlerin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.

1-Bir Endokrinoloğun Yemeyeceği: Domates konservesi Bisfenol-A üzerine çalışmalar yapan Fredrick Vom Saal, Missouri Üniversitesinde bir endokrinolog.

Sorun: Teneke kutuların içine atılan reçine astar bisfenol-A içermektedir. Bu sentetik östrojen üreme bozukluklarından tutun da kalp hastalıkları, diyabet ve aşırı şişmanlığa kadar birçok hastalıkla bağlantılıdır. Ne yazık ki, asitlik (ki domateslerin öne çıkan bir özelliğidir) BPA (Bisfenol-A)'nın yemeğinize bulaşmasına sebep olur. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok insanın vücudundaki BPA oranı sperm üretimini engelleyecek ya da hayvan yumurtalarında kromozomal hasar yaratacak seviyeleri aşmış durumda. Vom Saal "Domates konservesi başına 50 mikrogram BPA tüketiriz, ve bu miktar da insanları özellikle gençleri etkilemeye yetiyor." dedi. "Domates konservelerine elimi bile sürmem."

Çözüm: Reçine astarı istemeyen cam kavanozlardaki domatesleri tercih edin.

2-Bir Çiftçinin Yemeyeceği: Mısırla beslenmiş besili sığır eti Joel Salatin, Polyface Çifliğinin eş sahibi ve sürdürülebilir çiftçilik üzerine yarım düzine kitabın yazarıdır.

Sorun: Evrimsel gelişimlerine göre sığırlar ot yemelilerdir, tahıl değil. Ama günümüz çiftçileri sığırlarını mısır ve soya fasulyesiyle besliyor, ki bu da sığırların kesime uygun kiloya normalden daha çabuk erişmesini sağlıyor. Fakat, sığır çiftçilerinin cebine daha çok para girmesi (ve tabi marketlerde daha ucuz fiyatlar görmek) demek bizim için çok daha az besleyici et demektir. USDA (Amerika Tarım Bakanlığı) ve Clemson Üniversitesinden katılımcılar tarafından yeni yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucunda, beta-karoten, E vitamini, omega-3ler, kökteş linoleik asit (CLA), kalsiyum, magnezyum ve potasyum oranının otla beslenmiş sığır etinde mısırla beslenmiş besili sığır etinde olduğundan daha yüksek çıktığı bulunmuş; enflamatuar omega-6 lar ve kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen doymuş yağın otla beslenen sığır etinde daha az olduğu keşfedilmiştir. "İneklerin otçul olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz, onları mısır ve tavuk gübresiyle beslememiz gerekir." diyor Salatin.

Çözüm: Otla beslenmiş sığırın etini tüketin. Genellikle damgalıdır çünkü özel kalitedir, olur da görmezseniz kasabınıza sorabilirsiniz.

3-Bir Toksikoloğun Yemeyeceği: Mikrodalgada patlamış mısır Olga Naidenko, Environmental Working Group'un üst düzey bilim insanıdır.

Sorun: UCLA (Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre perflorooktanoik asit (PFOA) de dâhil olmak üzere, mikrodalga patlamış mısırların paketlerinin astarı için kullanılan kimyasalların insanlardaki kısırlıkla bağlantısı olabilirmiş. Hayvan deneylerinde, kimyasalların laboratuvar hayvanlarında karaciğer, testis ve pankreas kanserine sebep olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar gösteriyor ki mikrodalgalar kimyasalların buharlaşmasına ve patlamış mısıra karışmasına neden oluyor. "Vücutta yıllarca kalıp, kanla birlikte hareket ediyorlar" diyor Naidenko. Araştırmacıları endişelendiren insanlardaki kimyasal seviyesinin laboratuvar hayvanlarında kansere yol açan düzeye gelmesi. Gönüllü olarak imzaladıkları bir EPA (Çevre Koruma Örgütü) planı uyarınca DuPont ve diğer üreticiler PFOA'ı 2015'e kadar tamamıyla ürünlerinden kaldırmaya söz verdi, fakat bu o zamana kadar milyonlarca mikrodalga patlamış mısırın satılmış olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

Çözüm: Eski usul organik mısır patlatın: tencerede. Aromalar için, hakiki tereyağı ya da dereotu, kurutulmuş sebze taneleri ya da çorbalık malzeme kullanabilirsiniz. Hindistancevizi yağı kullanın ve doğallığı koruyun.

4-Bir Çiftlik Müdürünün Yemeyeceği: Organik olmayan patates Jeffrey Moyer Ulusal Organik Standartların başkanı.

Sorun: Kök sebzeler toprakta olan otkıran, böcek ilaçlarını, ve mantarkıranları emerler. Patateslere gelirsek ki Amerika'nın en çok tüketilen sebzesidir--onlar büyüme mevsimlerinde mantarkıranlarla aşılanıp hasat mevsiminden önce lifli filizleri öldürmek için otkıranlarla ilaçlanırlar. Hasat edildikten sonra, patatesler tomurcuklanmasın diye yine aşılanırlar. "Bunu bir deneyin: Herhangi bir marketten sıradan bir patates alın, ve onu tomurcuklandırmaya çalışın. Tomurcuklanmayacaktır." diyor, Rodale Enstitüsünde (Prevention'ın yayıncısı olan Rodale A.Ş.nin sahip olduğu enstitü) çitlik müdürü, Moyer. "Ne olursa olsun kendi sattığı patatesleri yemeyeceklerini söyleyen patates yetiştiricileriyle konuştum. Öğrendiğime göre, kendileri için yetiştirdikleri patatesler için bütün o kimyasallardan uzak bir arsaları varmış."

Çözüm: Doğal patatesler alın. Zaten patatesin içine işlemiş kimyasalları ne kadar yıkarsanız yıkayın, boşa çabalamış olursunuz.

5-Bir Su Ürünleri Uzmanının Yemeyeceği: Çiftlik somonu Dr. David Carpenter, Albany Üniversitesindeki Sağlık ve Çevre Enstitüsünün başkanı, Science dergisinde balıkların kirlenmesi üzerine yaptığı geniş çağlı bir araştırma yayınladı.

Sorun: Doğa ananı, somonların çitler arasında hapsedilip soya, kümes pisliği ve hidrolize edilmiş tavuk tüyleriyle beslenmesini istemediğinden eminim. Sonuç olarak, çiftlik somonu D vitamini açısından fakir ve kanserojenler, birincil biliyer siroz, bromlu flam geciktiriciler, ve dioksin, DDT gibi böcek ilaçları içeren kirleticiler bakımından zengin hâle geliyor. Carpenter'a göre, Amerikan mönülerinde bulunabilecek olan kirlenmiş somonlar Kuzey Avrupa'dan geliyor. "Bu tarz somonları kanser riskini yükseltmemek için 5 ayda bir yiyebilirsiniz." diyor 2004 balık kirlenmesi çalışması medyanın yoğun ilgisiyle karşılanmış olan Carpenter. "Aynen o kadar kötü." Başlangıç niteliğindeki bilimsel çalışmalar aynı zamanda DDT'yi diyabetle ve obeziteyle ilişkilendirdi, fakat bazı beslenme uzmanları omega-3lerin riskleri göz ardı etmeye yeteceğine inanıyor. Bu balıkları yetiştirirken kullanılan yüksek dozlardaki antibiyotik ve böcek ilaçları da endişelendirici nitelikte. Çiftlik somonlarını yediğinizde, midenizi aynı ilaçlar ve kimyasallarla dolduruyorsunuz.

Çözüm: Doğal olarak avlanmış Alaska somununu tercih edin. Eğer paketin üzerinde taze Atlantik diyorsa, çiftlik balığıdır.

6-Bir Kanser Araştırmacısının İçmeyeceği: Yapay hormonlarla üretilmiş süt Rick North Oregon Sosyal Sorumluluk İçin Tabiplerin Güvenli Yemek Kampanyası'nın proje müdürü ve Amerikan Kanser Topluluğu'nu Oregon ayağı CEO'su.

Sorun: Süt üreticileri süt ineklerini rekombinant büyükbaş büyüme hormonuyla (rBGH ya da rBST olarak da bilinirler) aşılayarak süt üretimini hızandırıyorlar. Ama rBGH inek memesinde iltihap oluşumuna yol açmanın yanı sıra iltihabın süte de karışmasına neden oluyor. İnsülin-benzeri diye de adlandırılan bir büyüme faktörünün de sütte yüksek dozlarda bulunmasına sebep oluyor. İnsanlarda, yüksek dozda IGF-1 meme, prostat ve kolon kanserine yol açabiliyor. "Hükümet rBGH'yi onayladığında, sütten gelen IGF-1'in sindirim kanallarından geçmesine olanak sağlayacağını düşündüler." diyor North. "Gelgelelim, birçok endüstrileşmiş ülkede yasak."

Çözüm: Pastörize edilmemiş süt veya rBGHsiz, rBSTsiz, yapay hormonlarla üretilmemiş süt alın ya da organik süt tüketin.

7-Marketlerde Satılan Soyayı Yemeyen Biyo-teknoloji Uzmanı: GDO'lu Fermantasyon Geçirmemiş Soya Michael Harris genetiğiyle oynanmış yemekleri içeren biyo-teknoloji sektöründe birçok proje yürütmüş bir uzman. Xenon Eczacılık ve Genon Şirketi gibi şirketlerde danışmanlık ve yönetim kadrosunda görev almıştır.

Sorun: Genetiği değiştirilmiş yemekler DNA üzerinde yapılan oynamaları ve bir türden başka bir türe genetik kodların aktarılmasını içerdiği için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Fermantasyon geçirmiş soya insanların tüketimi için uygun olan tek soyadır ve, dünyadaki soyanın %90'ının genetiği değiştirildiğinden, eğer tükettiğiniz soyanın organik olduğundan emin değilseniz, uzun süreli sağlık sorunları sizin için kaçınılmaz. Hele de soyanın hormonal dengeleri etkilediğini ve kansere bile yol açtığını göz önüne aldığımızda, tehlikenin asıl boyutu ortaya çıkıyor.

Çözüm: Soyanın üzerindeki ibareleri incelerken GDO'lu olmamasına ya da doğal olmasına dikkat edin. Asla ama asla, fermantasyon geçirmemiş soyayı tüketmeyin. Eğer mümkünse şirketle iletişime geçerek GDO'suz soyanın tam olarak nereden geldiğini öğrenin.

8-Organik Yiyecek Uzmanlarının Yemeyeceği: Marketlerde satılan elmalar Tarım endüstrisinin eski başkanı, organik yiyecekleri destekleyen bir tarım politikası güden araştırma grubu Cornucopia Enstitüsü'nün müdür yardımcısı.

Sorun: Eğer sonbahar mevsiminin meyveleri "en çok böcek ilacına maruz kalan meyve" yarışması düzenleseydi, elma kazanırdı. Neden mi? Çünkü ağaçta yetiştikleri için sürekli aşılanıyorlar ki elmanın her çeşidi tadını korusun. Hâl böyle olunca da, elmalar böceklere karşı direnç geliştiremiyor ve sürekli ilaçlanmaları gerekiyor. Meyve endüstrisi bu işlemlerin zararlı olmadığını öne sürüyor. Ama Kastel kimyasallara en az maruz kalmış ürünü tercih edersek biz de zararlarından o kadar korunmuş oluruz diyerek karşılık veriyor. "Çiftlik çalışanlarının birçok kanser türüne yakalanma olasılıkları daha yüksek." diyor. Ve sayıca artan bilimsel araştırmalar Parkinson hastalığıyla vücutta biriken her tür böcek ilacıyla alakalı olduğunu göstermeye başlıyor.

Çözüm: Organik elma alın.

Haber Deniz Aytekin

Devamını oku...

İki Çeşit Et Arasında Besin Değeri Farklılıkları Nelerdir?

Geçtiğimiz 10 yıl içerisinde, market raflarında ve pazarlarda daha fazla organik ürün görmeye başladık. Organik terimi, kimyasal ilaçların artık ürün yetiştirmede vazgeçilmez etmen olmasından sonra hayatımıza girmiş olsa da, bu konu üzerine de yapılmış yüzlerce araştırma bulunuyor.

Bilim insanlarının bulgularına göre; organik meyve ve sebzelerin içerdikleri besin açısından normal üretim meyve ve sebzelerden çok da bir farkı bulunmuyor ve kesinlikle organik ürünler daha fazla besin maddesi içermiyor. Her ne kadar meyve-sebzelerdeki organik ve normal üretimin farkı çok olmasa da, araştırmalara göre hayvansal gıdalarda durum çok daha farklı.

Bu konu üzerine daha önce yapılmış 200’den fazla çalışmanın yeniden gözden geçirilmesini içeren yeni bir araştırmanın bulgularına göre; organik süt ve et ürünleri, organik olmayan eşleniklerine göre yaklaşık %50 daha fazla omega-3 (ya da n-3) yağ asitleri içeriyor. Fakat bu rakam oldukça fazla görünüyor olsa da, uzmanlara göre bu fark günlük besin alımı göz önüne alındığında çok da fazla değil. Çünkü ortalama günlük n-3 tüketimimiz 2,2 gram ve eğer organik süt ve et ürünleri tüketirsek, organik süt ve etten yalnızca fazladan yaklaşık 33 miligram fazla n-3 alabiliyoruz. Yani bu fark, günlük beslenmemizde büyük bir anlam ifade etmiyor.

Araştırmaya göre bu fark da, hayvanların yetiştirilme şeklinden kaynaklanıyor. Ortada organik gıdaları tüketmek ve/veya tüketmemek için oldukça fazla sebep var. Hiç şüphe yok ki, bu konu birçok insan için tartışmalı olmaya devam edecek. Tüketip tüketmeme tartışmasından ziyade, satın aldığımız ürünlerin içeriğinden haberdar olmamız oldukça önemli. Bu araştırmanın arkasındaki motivasyon da aslında tam olarak bu.

İngiltere’deki Newcastle University’den araştırmanın başındaki Carlo Leifert’in belirttiğine göre; insanlar organik sütü ve eti üç temel sebepten dolayı tüketiyor:

sağlıklı hayvanlardan elde ediliyor olmaları, organik tarımın çevreye olan olumlu etkileri ve bu gıdalardan elde edilebilecek muhtemel sağlık faydaları. Fakat bu insanların çoğu, tükettikleri ürünlerin besin kalitesinden haberdar değil. Bu sebeple de, bu tarz araştırmalara ihtiyaç duyuluyor. Yapılan bu geniş kapsamlı çalışmada da araştırma takımı, hayvansal süt ürünleri üzerine yapılmış, aynı alanda çalışan bilim insanlarının incelemesinden geçmiş 170 araştırmayı ve farklı et ürünleri üzerinde yapılmış 67 araştırmayı yeniden gözden geçirdiler. Bilim insanları yaptıkları bu çalışmayı iki farklı makale olarak British Journal of Nutrition ‘da yayımladılar. Araştırmacıların bulgularına göre; organik etler normal etlere göre ortalama %47 daha fazla omega-3 yağ asitleri içeriyorlar, organik sütler ise normal sütlere göre %56 daha fazla omega-3 yağ asitleri içeriyor. Fakat, her ne kadar organik ürünler daha fazla omega-3 içerseler de, daha fazla yağ içermiyorlar; ayrıca organik sütlerin içeriğindeki yağlar da daha sağlıklı olarak değerlendirilebilir.

Omega-3 içeriğinin yanı sıra organik et ve süt ürünlerinde yüksek miktarda E vitamini ve karatenoid de içeriyor. Organik süt ve et için bütün haberler ne yazık ki iyi değil. Araştırmaya göre; organik süt ve et ürünleri, normal üretim süt ve ete göre %74 daha az iyot içeriyor. Bu durum, ana iyot kaynağının hayvansal gıdalar olduğu düşünülürse bir sorun teşkil edebilir. Araştırmaya dahil olmayan fakat University of Reading’de besin değerleri üzerine profesör olan Ian Givens’in belirttiğine göre; besinsel iyotun en önemli kaynağı süt. Özellikle, çocuk gelişimi için hayati önem taşıyan iyotu hamile kadınların alabilecekleri ana kaynak da süt. Peki, besin içeriğinde farklılıklar olmasının sebebi nedir? Bu konu ile ilgili araştırmada kesin bir sebep belirtilmese de, daha önce yapılan çalışmalarda bu farkın organik besinlerin elde edildiği hayvanların yetiştirilme tarzından ve yedikleri ot miktarından kaynaklandığı öne sürülüyordu. Givens’in belirttiğine göre; yapılan bu araştırmalar oldukça detaylı olmasına rağmen, organik ve sıradan besinlerin değerlendirilmesi aldığımız bütün besinler üzerinden yapılmalı. Fakat, yine de bu ve benzeri çalışmalar, tükettiğimiz ürünlerin içeriği hakkında daha iyi bilgi sahibi olmamızı sağlıyor.

Kaynak: Fiona Mcdonald, Largest study of its kind finds there IS a difference between organic and non-organic animal products, Science Alert, Retrieved from http://www.sciencealert.com/review-of-more-than-200-papers-finds-there-s-clear-difference-between-organic-and-non-organic-animal-products  

Devamını oku...

Organik Yol Olur mu?

Organik yollarda araba sürme , bisikletle gezintiye çıkma fikri çılgınca görülebilir ancak gerçek oluyor. Ne var ki bunu zararı azaltma girişimi olarak görmek daha gerçekçi olacaktır.

Hollandalı bir bilim ekibi, bisiklet ve araba yollarını daha doğa dostu yapmanın bir yolunu bulduklarını iddia ediyorlar. Bunu asfalt ve yol dolgu malzemelerinde sıkça kullanılan ve bitüm (bitum , yersakızı ) olarak bilinen ağır ve yenilenemez bir hidrokarbon yerine lignin kullanarak yapmayı planlıyorlar.

Lignin , selüloz ile birlikte hücre çeperi yapısında bulunan ve bitkinin odunsu yapısını veren bir organik moleküldür. Birçok ağaç ve bitki de bulunan lignin, bitkinin dik durmasını sağlar, su moleküllerini iterek yüksekteki yaprak ve dallara su iletimini sağlar. Ancak çoğunlukla karşımıza kağıt yapımındaki atık molekül olarak çıkar. Sanırım şimdi hepimiz defterlerimizin arkasındaki %100 selüloz yazısını hatırlamışızdır. Demek ki tüm lignin ayrılmakta ve atık haline getirilmekteydi. Atık lignin çoğunlukla kağıt fabrikalarındaki elektrik ihtiyacını karşılamak için yakılsa da , bilimciler bu araştırma ile lignin moleküllerini lignin-bitüm bileşikleri yapmakta kullanmayı düşünmeye başladılar. Bununla amaçlanan şey de , bitüm (bitümen) kullanım oranını yüzde elli oranında düşürmek..

Fikrin uygulanabilirliliğinin bir göstergesi olarak bilimciler kendi lignin karışımlarını bir bisiklet yolunun 100 metrelik bir kısmında uygulamaya koyacaklar. Ancak yazının başında zararı azaltma girişimi deyimi ile anlatmak istediğim tam olarak şu sorunun cevabından kaynaklanmaktadır? O bitkisel yolların üzerinden nükleer santrale malzeme taşıyan araçlar, petrol taşıyan tankerler, tank taşıyan tırlar, savaş füzeleri taşıyan yardım tırları geçecek mi geçmeyecek mi?

Referans: Sciencemag.org , On the horizon: Asphalt made with plants?, news.sciencemag.org/sifter/2015/03/on-the-horizon-asphalt-made-with-plants 

Devamını oku...

Tahinin Bilmediğiniz 20 Yararı

Biz büyürken sofralardan eksik olmayan tahin-pekmez unutulan sağlıklı lezzetler listesine adım attı gibi görünüyor. Tahinli tariflerin helva, tahinli çörek ve peksimetle sınırlı kalması can sıkıcı zira tahin vitamin ve mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı.

Tahinin yararları:

1. İçeriğinde bol miktarda fosfor, lesitin, magnezyum, potasyum ve demir bulunur.

2. Karaciğer detoksu için çok önemli olan metiyonin maddesinden barındırır.

3. Kalsiyum açısından en zengin besinlerden biridir. Hammaddesi olan susamda bulunan kalsiyum ile yararlı yağlar kemiklerin korunmasına yardımcı olur. Zengin miktarda ki kalsiyum içeriği kemiklerin güçlenmesine ve kemik erimesine karşı kemiklerin daha dayanıklı olmasına yardımcı olur. Gelişme çağında ki çocukların kemik gelişiminin sağlıklı olması için kalsiyum ihtiva eden besin maddelerinin tüketilmesine büyük özen gösterilmesi gerekmektedir.

4. E vitamini, B1, B2, B3, B5 ve B15 vitaminleri açısından zengindir.

5. Sağlıklı hücre büyümesini hızlandırır. Tahinin en önemli özelliklerinden bir tanesi de kan hücrelerin sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve çoğalmasına yardımcı olacak besinleri ve vitaminleri içermesidir. Hücre sağlığının korunması dışında tahin hasarlı hücrelerin onarılması esansında gerekli mineralleri de sağlar.

6. Kansızlığa iyi gelir. Anemi hastalığının bir çok nedeni vardır ama sağlık uzmanları en çok demir eksikliğinin anemi hastalığına neden olduğunu vurgulamaktadırlar. Tahin ise demir açısından çok zengin bir besin kaynağı olduğu için kansızlık sorublarını gidermeye yardımcı olabilir.

7. %20 oranında protein içerir, bu miktar birçok yemişte bulunan proteinden daha fazladır.

8. Yüksel alkali mineral içeriği sayesinde kolayca hazmedilir ve bu da kilo kaybını hızlandırır.

9. Doymamış yağ oranı yüksektir.

10. Tahin, soğuk algınlığı, grip gibi kış hastalıklarını önler. Vücut direncini arttırarak bu hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. Ayrıca hastalık döneminin da daha hızlı ve etkin bir şekilde atlatılmasına da yardımcı olmaktadır.

11. Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı vücut direncini arttırır. Hücre yapısını koruyucu özelliği sayesinde de kanserli hücreler ile aktif bir şekilde savaşır.

12. Sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlayarak kabızlığın giderilmesinde etkilidir. Tahin içeriğinde ki yağlar sayesinde böbreklerin çalışmalarının düzene girmesine yardımcı olur. Bağırsaklarda ve mide de biriken gazı söktürür ve gaz nedeni ile oluşan ağrıları giderir. Mide fonksiyonlarının düzenlenmesini sağlar.

13. Kanser çağımızın en büyük tehditlerinden birisidir.  Yine tahin kanser ile savaşan en değerli nesin kaynaklarından birisidir. Hücre yapısını koruyan ve hücre sağlığını destekleyen özelliği sayesinde kansere karşı koruyucu özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Tahin sadece kansere karşı koruyucu görev üstlenmekle kalmayıp kanser hastalarının da tedavisi süreçlerinde tedaviyi destekleyici özelliği de bulunmaktadır. 

14. Damarların açılmasını ve damarlarda ki tıkanıklıkların giderilerek kan akışının normale dönmesini sağlar. Bu hem kalp sağlığını hem de vücut sağlığının korunmasına yardımcı olur. Ayrıca ağır ilaç kullanımının vücuda vereceği olası zararların oluşmasının da önüne geçerek ilaçların yan etkilerini tolere eder.

15.Radyasyonu tolere eden özelliği sayesinde sık sık radyasyona maruz kalanların bol tahin tüketmeleri tavsiye edilmektedir.

16. Tahinin sindirim sisteminin çalışmasını düzenlemesinin yanı sıra böbreğin görevlerini düzenleyerek idrarı söktürür. Vücutta biriken suyun ve toksinlerin idrar yardımı ile atılmasını sağlar.

17. Tahin Enerji Veririr: Tahin’in içerdiği besinler ve vitaminler bünyenin güçlenmesine yardımcı olduğu gibi enerji verici özelliği vardır. Vücudun kaybettiği enerjinin yeninden toparlanması için yardımcı olabilecek gıdalar içermektedir. Özellikle sporcuların düzenli olarak tükettiği bilinir. 

18 .Tahin Zihni Açar: Tahin’in genel anlamda vücuda enerji verdiğini yazmıştık. Bunun dışında zihni açıcı özelliği vardır. Zihinsel yorgunluğun giderilmesine önemli ölçüde katkıda bulunabilir.

19. Protein Deposu Tahin: Protein vücudumuzun genel sağlığı açısından hayati önem taşır bu yüzden protein içeren besinleri yaygın olarak tüketiriz. Tahin protein açısından çok zengin bir besin kaynağıdır, hatta son zamanlarda bu konuyla yapılan bazı bilimsel araştırmalar tahinin içeriği protein miktarının fındık ve cevizden daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

20. Tahinin diğer kayda değer özelliği ise cilt ve saç sağılığına faydalı olmasıdır. Tahin aynı önemli bir antioksidan olarak cilt ve saç sağlığını korur. Cildin erken yaşlanmasına ve bir çok cilt hastalıklarına neden olan serbest radikallerin hareket kabiliyetini kısıtlayarak yaşlanmayı geciktirir. Bunun dışında tahinin içerdiği bol miktardaki kalsiyum ve demir gibi bir çok mineral saç sağlığı açısından da hayati önem taşımaktadır. Tahinin bol miktarda içerdiği bu mineraller saç dökülmesini ortadan kaldırabilir ve saçların sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlayabilirler. Bunun dışında saçların parlak ve sağlıklı bir görünüm kazanmasına yardımcı olabilir.

Tahinin yararlarından bahsetmişken piyasada satılan paketli tahinlerin çoğuna raf ömrünü uzatmaya yönelik kimyasallar katıldığını hatırlatmakta fayda var. Bu kimyasallardan kaçınmak için koruyucu içermeyen organik markaları tercih edebilir ya da 10 dakika kadar bir sürede kendi tahininizi yapabilir.

Buna rağmen tahinin bazı zararlarıda vardır.

Tahinin Zararları

Tahin genel anlamda sağlık açısından faydalıdır. Özellikle doğal ortamlarda hazırlanırsa faydalarından maksimum derecede yararlanmak mümkün. Tahin bazı hastalıklardan daha önceden muzdarip olan kişilerde ve hassas bünyeye veya yahine alerjisi olan kişilerde bazı yazn etkilere neden olabilir.  Bunun dışında aşırı tüketilmesi durumunda da sağlık sorunlarına neden olabilir. Tahinin zararlarını şu şekilde sıralamak mümkün;

  • Şeker hastları tahin tüketimine dikkat etmelidirler. Hastalığın seviyesine göre gerekirse doktorlarına danışarak tüketmelidirler.
  • Tahin protein açısından çok zengin bir besin maddesidir, bu yüzden proteinle ilgili sorun yaşayanlar doktorlarına danışmalıdırlar.
  • Böbrek hastalarının doktorlarına danışmadan tüketmelerini önermiyoruz.

 

Tahin yapmak için gerekli malzemeler:

1 su bardağı susam

1/2 su bardağı sıvı yağ

Uzmanlar, değişik besinlerin yağlarını tüketmemiz gerektiğini vurguluyor. Bu yüzden tahin yaparken zeytinyağının yanında fındık ya da mısır yağı gibi alternatif yağları karıştırarak kullanabilirsiniz.

Yapılışı: Susamı bir tavada 6-7 dakika kavurun. Kavurduğunuz susamları blender'dan geçirin. Susamlar parçalandıktan sonra yağı yavaş yavaş ekleyerek blender'dan geçirmeye devam edin. Tahininiz istediğiniz kıvama geldiğinde yağ eklemeyi bırakın. 7-10 gün buzdolabında saklayabileceğiniz, bir su bardağı tahininiz hazır.

Tahinli alternatif tarifler:

-Tahin, zeytinyağı, elme sirkesi ve taze zerdeçalı karıştırarak salata sosu olarak kullanın.

-Vog'da pişirdiğiniz Çin mutfağı tariflerinize tahin de ekleyin.

-Nohut ve sarımsak ekleyerek humus yapın.

-Canınız tatlı çektiğinde eski usul tahin-pekmez, tahinli çörek ve peksimetler yapın.  

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?