social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

İşin Uzmanları Bu Yiyeceklere El Sürmüyor!

Uzmanlar bile bu 8 yemeği yemiyor!

Gıda uzmanları toksinlerle ve kimyasallarla dolu malzemeleri gün ışığına çıkarıyorlar. Buna ek olarak, daha sağlıklı bir beslenme ve yaşam için küçük değişiklikler öne sürüyorlar. Farklı alanlardan uzmanlar bu sekiz yemeği neden yemediklerini açıklıyor. Temiz beslenme demek, meyveleri, sebzeleri ve etleri seçerken onların yetiştirilirken ve satım aşamasına gelene kadar en az işlemden geçmiş olanlarını seçmek demektir. Az işlemden geçmiş olanlar genellikle organiktir ve eser miktarda katkı maddesi içerir eğer ki konmuşsa tabi. Ama ne yazık ki günümüz gıda sektöründe kullanılan metotlar ne temiz ne de sürdürülebilir nitelikte. Bu durum da hem bize hem de çevreye zararlı olmaktan öteye gidemiyor. İşte bu nedenle biz de yemeğe, hayatlarını neyin yararlı neyin zararlı olduğunu keşfederek geçiren insanların temiz pencerelerinden bir göz atalım dedik. Onlara çok basit bir soru sorduk: “Hangi yemeklerden uzak durmalı?” Her ne kadar verdikleri cevaplar bir “yasak yemekler” listesi oluşturmuyor olsa da, öne sürülen alternatifler bizlerin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.

1-Bir Endokrinoloğun Yemeyeceği: Domates konservesi Bisfenol-A üzerine çalışmalar yapan Fredrick Vom Saal, Missouri Üniversitesinde bir endokrinolog.

Sorun: Teneke kutuların içine atılan reçine astar bisfenol-A içermektedir. Bu sentetik östrojen üreme bozukluklarından tutun da kalp hastalıkları, diyabet ve aşırı şişmanlığa kadar birçok hastalıkla bağlantılıdır. Ne yazık ki, asitlik (ki domateslerin öne çıkan bir özelliğidir) BPA (Bisfenol-A)'nın yemeğinize bulaşmasına sebep olur. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok insanın vücudundaki BPA oranı sperm üretimini engelleyecek ya da hayvan yumurtalarında kromozomal hasar yaratacak seviyeleri aşmış durumda. Vom Saal "Domates konservesi başına 50 mikrogram BPA tüketiriz, ve bu miktar da insanları özellikle gençleri etkilemeye yetiyor." dedi. "Domates konservelerine elimi bile sürmem."

Çözüm: Reçine astarı istemeyen cam kavanozlardaki domatesleri tercih edin.

2-Bir Çiftçinin Yemeyeceği: Mısırla beslenmiş besili sığır eti Joel Salatin, Polyface Çifliğinin eş sahibi ve sürdürülebilir çiftçilik üzerine yarım düzine kitabın yazarıdır.

Sorun: Evrimsel gelişimlerine göre sığırlar ot yemelilerdir, tahıl değil. Ama günümüz çiftçileri sığırlarını mısır ve soya fasulyesiyle besliyor, ki bu da sığırların kesime uygun kiloya normalden daha çabuk erişmesini sağlıyor. Fakat, sığır çiftçilerinin cebine daha çok para girmesi (ve tabi marketlerde daha ucuz fiyatlar görmek) demek bizim için çok daha az besleyici et demektir. USDA (Amerika Tarım Bakanlığı) ve Clemson Üniversitesinden katılımcılar tarafından yeni yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucunda, beta-karoten, E vitamini, omega-3ler, kökteş linoleik asit (CLA), kalsiyum, magnezyum ve potasyum oranının otla beslenmiş sığır etinde mısırla beslenmiş besili sığır etinde olduğundan daha yüksek çıktığı bulunmuş; enflamatuar omega-6 lar ve kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen doymuş yağın otla beslenen sığır etinde daha az olduğu keşfedilmiştir. "İneklerin otçul olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz, onları mısır ve tavuk gübresiyle beslememiz gerekir." diyor Salatin.

Çözüm: Otla beslenmiş sığırın etini tüketin. Genellikle damgalıdır çünkü özel kalitedir, olur da görmezseniz kasabınıza sorabilirsiniz.

3-Bir Toksikoloğun Yemeyeceği: Mikrodalgada patlamış mısır Olga Naidenko, Environmental Working Group'un üst düzey bilim insanıdır.

Sorun: UCLA (Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre perflorooktanoik asit (PFOA) de dâhil olmak üzere, mikrodalga patlamış mısırların paketlerinin astarı için kullanılan kimyasalların insanlardaki kısırlıkla bağlantısı olabilirmiş. Hayvan deneylerinde, kimyasalların laboratuvar hayvanlarında karaciğer, testis ve pankreas kanserine sebep olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar gösteriyor ki mikrodalgalar kimyasalların buharlaşmasına ve patlamış mısıra karışmasına neden oluyor. "Vücutta yıllarca kalıp, kanla birlikte hareket ediyorlar" diyor Naidenko. Araştırmacıları endişelendiren insanlardaki kimyasal seviyesinin laboratuvar hayvanlarında kansere yol açan düzeye gelmesi. Gönüllü olarak imzaladıkları bir EPA (Çevre Koruma Örgütü) planı uyarınca DuPont ve diğer üreticiler PFOA'ı 2015'e kadar tamamıyla ürünlerinden kaldırmaya söz verdi, fakat bu o zamana kadar milyonlarca mikrodalga patlamış mısırın satılmış olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

Çözüm: Eski usul organik mısır patlatın: tencerede. Aromalar için, hakiki tereyağı ya da dereotu, kurutulmuş sebze taneleri ya da çorbalık malzeme kullanabilirsiniz. Hindistancevizi yağı kullanın ve doğallığı koruyun.

4-Bir Çiftlik Müdürünün Yemeyeceği: Organik olmayan patates Jeffrey Moyer Ulusal Organik Standartların başkanı.

Sorun: Kök sebzeler toprakta olan otkıran, böcek ilaçlarını, ve mantarkıranları emerler. Patateslere gelirsek ki Amerika'nın en çok tüketilen sebzesidir--onlar büyüme mevsimlerinde mantarkıranlarla aşılanıp hasat mevsiminden önce lifli filizleri öldürmek için otkıranlarla ilaçlanırlar. Hasat edildikten sonra, patatesler tomurcuklanmasın diye yine aşılanırlar. "Bunu bir deneyin: Herhangi bir marketten sıradan bir patates alın, ve onu tomurcuklandırmaya çalışın. Tomurcuklanmayacaktır." diyor, Rodale Enstitüsünde (Prevention'ın yayıncısı olan Rodale A.Ş.nin sahip olduğu enstitü) çitlik müdürü, Moyer. "Ne olursa olsun kendi sattığı patatesleri yemeyeceklerini söyleyen patates yetiştiricileriyle konuştum. Öğrendiğime göre, kendileri için yetiştirdikleri patatesler için bütün o kimyasallardan uzak bir arsaları varmış."

Çözüm: Doğal patatesler alın. Zaten patatesin içine işlemiş kimyasalları ne kadar yıkarsanız yıkayın, boşa çabalamış olursunuz.

5-Bir Su Ürünleri Uzmanının Yemeyeceği: Çiftlik somonu Dr. David Carpenter, Albany Üniversitesindeki Sağlık ve Çevre Enstitüsünün başkanı, Science dergisinde balıkların kirlenmesi üzerine yaptığı geniş çağlı bir araştırma yayınladı.

Sorun: Doğa ananı, somonların çitler arasında hapsedilip soya, kümes pisliği ve hidrolize edilmiş tavuk tüyleriyle beslenmesini istemediğinden eminim. Sonuç olarak, çiftlik somonu D vitamini açısından fakir ve kanserojenler, birincil biliyer siroz, bromlu flam geciktiriciler, ve dioksin, DDT gibi böcek ilaçları içeren kirleticiler bakımından zengin hâle geliyor. Carpenter'a göre, Amerikan mönülerinde bulunabilecek olan kirlenmiş somonlar Kuzey Avrupa'dan geliyor. "Bu tarz somonları kanser riskini yükseltmemek için 5 ayda bir yiyebilirsiniz." diyor 2004 balık kirlenmesi çalışması medyanın yoğun ilgisiyle karşılanmış olan Carpenter. "Aynen o kadar kötü." Başlangıç niteliğindeki bilimsel çalışmalar aynı zamanda DDT'yi diyabetle ve obeziteyle ilişkilendirdi, fakat bazı beslenme uzmanları omega-3lerin riskleri göz ardı etmeye yeteceğine inanıyor. Bu balıkları yetiştirirken kullanılan yüksek dozlardaki antibiyotik ve böcek ilaçları da endişelendirici nitelikte. Çiftlik somonlarını yediğinizde, midenizi aynı ilaçlar ve kimyasallarla dolduruyorsunuz.

Çözüm: Doğal olarak avlanmış Alaska somununu tercih edin. Eğer paketin üzerinde taze Atlantik diyorsa, çiftlik balığıdır.

6-Bir Kanser Araştırmacısının İçmeyeceği: Yapay hormonlarla üretilmiş süt Rick North Oregon Sosyal Sorumluluk İçin Tabiplerin Güvenli Yemek Kampanyası'nın proje müdürü ve Amerikan Kanser Topluluğu'nu Oregon ayağı CEO'su.

Sorun: Süt üreticileri süt ineklerini rekombinant büyükbaş büyüme hormonuyla (rBGH ya da rBST olarak da bilinirler) aşılayarak süt üretimini hızandırıyorlar. Ama rBGH inek memesinde iltihap oluşumuna yol açmanın yanı sıra iltihabın süte de karışmasına neden oluyor. İnsülin-benzeri diye de adlandırılan bir büyüme faktörünün de sütte yüksek dozlarda bulunmasına sebep oluyor. İnsanlarda, yüksek dozda IGF-1 meme, prostat ve kolon kanserine yol açabiliyor. "Hükümet rBGH'yi onayladığında, sütten gelen IGF-1'in sindirim kanallarından geçmesine olanak sağlayacağını düşündüler." diyor North. "Gelgelelim, birçok endüstrileşmiş ülkede yasak."

Çözüm: Pastörize edilmemiş süt veya rBGHsiz, rBSTsiz, yapay hormonlarla üretilmemiş süt alın ya da organik süt tüketin.

7-Marketlerde Satılan Soyayı Yemeyen Biyo-teknoloji Uzmanı: GDO'lu Fermantasyon Geçirmemiş Soya Michael Harris genetiğiyle oynanmış yemekleri içeren biyo-teknoloji sektöründe birçok proje yürütmüş bir uzman. Xenon Eczacılık ve Genon Şirketi gibi şirketlerde danışmanlık ve yönetim kadrosunda görev almıştır.

Sorun: Genetiği değiştirilmiş yemekler DNA üzerinde yapılan oynamaları ve bir türden başka bir türe genetik kodların aktarılmasını içerdiği için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Fermantasyon geçirmiş soya insanların tüketimi için uygun olan tek soyadır ve, dünyadaki soyanın %90'ının genetiği değiştirildiğinden, eğer tükettiğiniz soyanın organik olduğundan emin değilseniz, uzun süreli sağlık sorunları sizin için kaçınılmaz. Hele de soyanın hormonal dengeleri etkilediğini ve kansere bile yol açtığını göz önüne aldığımızda, tehlikenin asıl boyutu ortaya çıkıyor.

Çözüm: Soyanın üzerindeki ibareleri incelerken GDO'lu olmamasına ya da doğal olmasına dikkat edin. Asla ama asla, fermantasyon geçirmemiş soyayı tüketmeyin. Eğer mümkünse şirketle iletişime geçerek GDO'suz soyanın tam olarak nereden geldiğini öğrenin.

8-Organik Yiyecek Uzmanlarının Yemeyeceği: Marketlerde satılan elmalar Tarım endüstrisinin eski başkanı, organik yiyecekleri destekleyen bir tarım politikası güden araştırma grubu Cornucopia Enstitüsü'nün müdür yardımcısı.

Sorun: Eğer sonbahar mevsiminin meyveleri "en çok böcek ilacına maruz kalan meyve" yarışması düzenleseydi, elma kazanırdı. Neden mi? Çünkü ağaçta yetiştikleri için sürekli aşılanıyorlar ki elmanın her çeşidi tadını korusun. Hâl böyle olunca da, elmalar böceklere karşı direnç geliştiremiyor ve sürekli ilaçlanmaları gerekiyor. Meyve endüstrisi bu işlemlerin zararlı olmadığını öne sürüyor. Ama Kastel kimyasallara en az maruz kalmış ürünü tercih edersek biz de zararlarından o kadar korunmuş oluruz diyerek karşılık veriyor. "Çiftlik çalışanlarının birçok kanser türüne yakalanma olasılıkları daha yüksek." diyor. Ve sayıca artan bilimsel araştırmalar Parkinson hastalığıyla vücutta biriken her tür böcek ilacıyla alakalı olduğunu göstermeye başlıyor.

Çözüm: Organik elma alın.

Haber Deniz Aytekin

Devamını oku...

Marketlerde Satılan 7 Toksik Ürün

Şu günlerde, yemekle yememek arasında kaldığımız çok sayıda ürün mevcut. Sizin de bizler gibi, zararlı besinleri hayatınızdan çıkarma aşamasında iyi bir rehbere ihtiyacınız olduğunu düşünüyoruz. Vereceğimiz bu liste ile iyi beslenmeye güzel bir başlangıç yapabileceksiniz.

AĞZINIZA SÜRMEMENİZ GEREKEN 7 ÜRÜN

1- MİKRODALGA FIRINDA PATLAMIŞ MISIR: Mikrodalgada patlamış mısırın içinde kullanılan yağın Alzheimer hastalığına neden olmasının yanı sıra, hazır aldığınız patlamış mısırların poşetlerinde bulunan perflorooktanoik asit (PFOA) kimyasalının kısırlığa yol açtığı saptanmıştır. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde bu kimyasalların karaciğer, testis ve pankreas kanserine neden olduğu sonucuna varılmıştır.

Ayrıca, uzmanlar, mikrodalgalarda buharlaşan ve mısırların içine işleyen kimyasalların uzun yıllar boyunca vücutta kaldığını ve birikim yaptığını belirtmişlerdir. Mısırları geleneksel yöntemle yani tencerede patlatarak bu soruna çözüm bulabilirsiniz. Tatlandırmak için bir parça tereyağı ve kurutulmuş baharat kullanabilirsiniz. Sağlıklı olduğu kadar daha da ucuza bir abur cubur keyfi yaşayacaksınız.

2- ORGANİK OLMAYAN PATATES: Kök sebzeler, toprakta bulunan yabani otları, haşereleri ve mantarları yok edici ilaçları emiyorlar. En popüler sebzelerden biri olan patates de bu ilaçlara maruz kalan bitkilerden. Patates üreticilerinin bile sattıkları patatesleri yemedikleri, kendilerine ayrı bir tarlada kimyasallar kullanmadan patatesler yetiştirdikleri söyleniyor. Organik patates alarak bu duruma çözüm bulabilirsiniz. Patatesin içine emdiği kimyasallardan sadece yıkayarak kurtulamazsınız!

3- BALIK ÇİFTLİĞİNDE YETİŞTİRİLEN SOMON: Çiftlikte yetişen somon balıklarını soya fasulyesi ve çeşitli tahıllarla elde edilen yemlerle besliyorlar. Bu da somon balıklarının vücutlarında bulunan yağ oranlarının değişmesine neden oluyor. Vücutlarındaki yararlı yağlar azalıyor. Ayrıca, çiftlikte yetişen somon balıklarına hastalıktan korunmaları için antibiyotik veriliyor.

Aslında çiftliklerde yetişen somonlar gri renklidir. Doğal ortamda yetişen somonların sahip olduğu pembe rengi bu balıklara suni şekilde veriyorlar. Bu saydıklarımızın, çiftlikte yetişen somonları tercih etmememiz için yeterli olduğunu düşünüyoruz.

4- HORMONLU SÜT: Süt üreticileri, süt üretimini arttırmak için büyüme hormonları kullanıyorlar. rBGH olarak bilinen büyüme hormonu ineklerde meme enfeksiyonunu arttırıyor. Ve bu şekilde üretilen sütlerde iltihap kalıntılarına rastlanabiliyor. IGF-1 büyüme hormonunun ise, meme, prostat ve kolon kanserlerinde payı olabildiği söyleniyor.

Uzmanlar, bu büyüme hormonlarının kanser artışında %100 etkili olduğuna dair kesin bir kanıt olmadığını ancak sanayileşmiş ülkelerin çoğunda bu büyüme hormonlarının yasaklandığını dile getiriyorlar. Süt alırken etiketinde, sütün rBGH, rBST içermediğini belirten ibare olmasına dikkat edin. Organik sütleri tercih ederek de bu duruma çözüm bulabilirsiniz.

5- ORGANİK OLMAYAN ELMA: Doğal yolla yetiştirilen elmalar, haşerelere karşı doğal direnç gösteremedikleri için üzerlerine sıklıkla böcek ilaçları püskürtülür. Uzmanlar, bu ilaç kalıntılarının zararsız olduğunu söyleseler de çiftlik çalışanlarında kanser oranının daha yüksek olduğu ve böcek ilaçlarıyla Parkinson hastalığı arasında bağlantı kurulmaya başlandığı saptanmıştır. Ne mi yapmalıyız? Organik elmalar almalıyız. Alamıyorsak da, elmaları iyice yıkamalı ve kabuklarını soymalıyız.

6- MISIRLA BESLENMİŞ BÜYÜKBAŞ HAYVANLARIN ETLERİ: Büyükbaş hayvanlar ot yiyen canlılardır. Ancak, çiftçiler hayvanlarını mısır ve soya fasulyesinden elde edilen yemlerle besliyorlar. Hayvancılıkla uğraşanlar daha çok para kazandıkça, bizim aldığımız besin değerleri azalıyor. Mısırla beslenmiş hayvanın etiyle kıyaslandığında, otla beslenen hayvanın etinde daha çok beta-karoten, E vitamini, omega-3, kalsiyum, magnezyum ve potasyum bulunduğu tespit edilmiştir.

Ayrıca otla beslenen hayvanın etinde kalbimize zarar veren doymuş yağ oranının da daha az olduğu ortaya konmuştur. Otla beslenmiş hayvanların etlerini almaya özen gösterin. Seçkin kasaplarda bu etleri bulabilirsiniz. Genellikle etiketinde nasıl beslendiği belirtiliyor. Ancak etiketinde göremezseniz kasabınıza bu konuda danışınız.

7- KONSERVE DOMATES: Konserve tenekesinde kullanılan reçine kaplama, sentetik bir östrojen olan ve kalp hastalıklarına, diyabete ve obeziteye neden olan bisfenol-A maddesi içerir. Ayrıca bu maddenin sperm üretimine zarar verdiği ve kromozomal bozukluklara neden olduğu da saptanmıştır. Cam kavanozdaki ya da tetra pak kutulardaki domates konservelerini tercih edebilirsiniz.  

www.yesilaile.com çevirmeni Nilgün Uğur

Devamını oku...

Vücudun İsteklerine Güvenmeyin!

Bir yiyeceğe duyulan istek sizi çıldırtacak kadar yoğun oluyor mu?

Yemek isteği kontrol edilemez olduğunda, bu durum genellikle vücudunuzdaki bazı eksikliklerin bir sonucudur. 

Bu istekler gebelik yada adet dönemleri gibi hormonal değişimlerin olduğu, metabolik ya da psikolojik değişimler sırasında veya adrenal bezlerin düzgün çalışmaması gibi durumlarda tetiklenebilir. Psikolojik faktörler de gıda isteğinin tetiklenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Stres veya sıkıntı duyguları da belirli bir gıdayı tüketmek için arzu yaratabilir.

Hiç yemek isteğinizin açlıktan başka bir şey ifade edebileceğini düşündünüz mü? Bazı ortak yiyecek arzuları ve anlamları aşağıda verilmiştir.

-Çikolata veya Şekerlemeler: Çikolata özlemi magnezyum eksikliğinin bir göstergesi olabilir. Magnezyum vücudumuzda yaklaşık 300 enzim reaksiyonunda gerekli olan bir unsurdur. Zihni dinlendirdiği ve sinirlerinizi yatıştırdığı bilinmektedir. Çikolata magnezyum için iyi bir kaynaktır bu nedenle çikolataya duyulan arzu magnezyum açığını gösteriyor olabilir. Çikolata ayrıca kişiyi mutlu hissettiren ve esenlik hissini arttıran beyinde serotonin ve endorfin seviyelerini yükselten kimyasallar içerir. 

Tatlı isteği ise düşük şeker düzeylerini veya vücut içinde krom, kükürt, fosfor, karbon ya da triptofan eksikliği olduğunu gösteriyor olabilir. Ancak kendinize enerji vermek ya da modunuzu iyileştirmek için de tatlı istiyor olabilirsiniz. 

Çikolata isteğini azaltmak için beslenmenize fındık, kabak çekirdeği, tam tahıllı ekmek, fasulye, ıspanak, kahverengi pirinç eklemeniz faydalı olabilir. Taze meyve, brokoli ya da fındık yemek de tatlı isteğini azaltmaya yardımcı olabilir.

-Tuzlu ve İşlenmiş Gıdalar: Canınız patlamış mısır, cips, patates kızartması mı çekiyor? Bu vücudunuzdaki olası bir sodyum eksikliğini gösteren tuz isteğine işaret ediyor olabilir. Egzersize bağlı vücudun susuz kalması ya da stresli bir durum vücudun tuz isteğini arttırabilir. Koyu idrar rengi de vücudun susuz kaldığını göstermektedir. Bazen adrenal yorgunluk ya da tükenmiş çinko düzeyleri de tuzlu gıda isteğine neden olabilir. Tuzlu isteğini azaltmak için beslenmenize kereviz, ıspanak, salatalık, balık ve çiğ sebzeler ekleyin ve her gün yaklaşık 8-10 bardak su için.

-Acı ve Baharatlı Gıdalar: Canınız baharatlı yiyecekler mi istiyor? Vücut bazı durumlarda terleyip vücut ısısını düşürmek için baharatlı ya da acı yiyecekler istemektedir. Baharatlı yiyecek arzusu aynı zamanda çinko ya da kükürt eksikliğini veya tiroid dengesizliğini gösterebilir. Eğer boğaz ağrısı ya da soğuk algınlığından muzdarip iseniz, acı ve baharatlı yiyecekler arzu edebilirsiniz.Acı ve baharat isteğini azaltmak için beslenmenize kırmızı et, deniz ürünleri, sarımsak, yapraklı sebzeler ve kök sebzeleri dahil etmeniz gerekir.

-Et ve Yumurta: Gözleriniz iştahla barbeküye mi bakıyor? Tek düşünebildiğiniz şey protein açısından zengin gıdalar ise, bu B vitamini, karnitin, magnezyum, folat ve demir eksikliğini gösteriyor olabilir. Bu durum aynı zamanda kan şekeri dengesizliğini de gösterebilir. Ayrıca yakın zamanda et yemeği bıraktıysanız ya da sıkı bir diyet yapıyorsanız, psikolojik olarak da et ürünleri tüketmek istiyor olabilirsiniz. Vücudunuzun proteinlere ihtiyacı var dolayısıyla beslenmenize et ürünlerini dahil etmeniz gerekir. Ayrıca bol miktarda yeşil ve tatlı olmayan sebzeleri tüketmeniz gerekmektedir.

-Karbonhidratlar ve Ekmek: Ekmek, makarna ve karbonhidrat açısından zengin gıdalara duyulan istek yüksek insülin seviyesi veya düşük kan şekeri seviyelerinden kaynaklanabilir. Vücuttaki düşük karbonhidrat seviyeleri depresif ruh haline ya da ruh halinde değişimlere neden olabilir. Sakkaritler ruh halimizi düzelten serotonin düzeyini yükseltmektedir. Bu istek aynı zamanda tiroid bezinin yanlış işleyişinin de bir göstergesi olabilir. İsteğinizi bastırmak ve vücudun ihtiyacını karşılamak için etin yağsız kısımları, tavuk, balık ve yumurta yemelisiniz.

-Buz ya da Soğuk Gazlı İçecekler: Ardı ardına soda yada gazlı içecekler içiyorsanız, bu durum kalsiyum eksikliği bir göstergesi olabilir. Vücutta kalsiyum düzeyleri tükenmiş ve vücudunuz bunları yerine getirmek istiyor olabilir. Diğer soğuk içecekler için şiddetli bir istek ayrıca manganez eksikliği gösterebilir. Buza karşı şiddetli istek ise vücuttaki düşük hemoglobin veya demir anlamına gelebilir. İsteği azaltmak için ıspanak, lahana, brokoli, pancarın yanı sıra bakliyat ve susam gibi sebzeler yemeniz gereklidir. Ayrıca yoğurt ve süt gibi süt ürünleri de tüketebilirsiniz.

Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/food-cravings-and-what-they-mean.html 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?