social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

İşin Uzmanları Bu Yiyeceklere El Sürmüyor!

Uzmanlar bile bu 8 yemeği yemiyor!

Gıda uzmanları toksinlerle ve kimyasallarla dolu malzemeleri gün ışığına çıkarıyorlar. Buna ek olarak, daha sağlıklı bir beslenme ve yaşam için küçük değişiklikler öne sürüyorlar. Farklı alanlardan uzmanlar bu sekiz yemeği neden yemediklerini açıklıyor. Temiz beslenme demek, meyveleri, sebzeleri ve etleri seçerken onların yetiştirilirken ve satım aşamasına gelene kadar en az işlemden geçmiş olanlarını seçmek demektir. Az işlemden geçmiş olanlar genellikle organiktir ve eser miktarda katkı maddesi içerir eğer ki konmuşsa tabi. Ama ne yazık ki günümüz gıda sektöründe kullanılan metotlar ne temiz ne de sürdürülebilir nitelikte. Bu durum da hem bize hem de çevreye zararlı olmaktan öteye gidemiyor. İşte bu nedenle biz de yemeğe, hayatlarını neyin yararlı neyin zararlı olduğunu keşfederek geçiren insanların temiz pencerelerinden bir göz atalım dedik. Onlara çok basit bir soru sorduk: “Hangi yemeklerden uzak durmalı?” Her ne kadar verdikleri cevaplar bir “yasak yemekler” listesi oluşturmuyor olsa da, öne sürülen alternatifler bizlerin sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır.

1-Bir Endokrinoloğun Yemeyeceği: Domates konservesi Bisfenol-A üzerine çalışmalar yapan Fredrick Vom Saal, Missouri Üniversitesinde bir endokrinolog.

Sorun: Teneke kutuların içine atılan reçine astar bisfenol-A içermektedir. Bu sentetik östrojen üreme bozukluklarından tutun da kalp hastalıkları, diyabet ve aşırı şişmanlığa kadar birçok hastalıkla bağlantılıdır. Ne yazık ki, asitlik (ki domateslerin öne çıkan bir özelliğidir) BPA (Bisfenol-A)'nın yemeğinize bulaşmasına sebep olur. Araştırmalar gösteriyor ki, birçok insanın vücudundaki BPA oranı sperm üretimini engelleyecek ya da hayvan yumurtalarında kromozomal hasar yaratacak seviyeleri aşmış durumda. Vom Saal "Domates konservesi başına 50 mikrogram BPA tüketiriz, ve bu miktar da insanları özellikle gençleri etkilemeye yetiyor." dedi. "Domates konservelerine elimi bile sürmem."

Çözüm: Reçine astarı istemeyen cam kavanozlardaki domatesleri tercih edin.

2-Bir Çiftçinin Yemeyeceği: Mısırla beslenmiş besili sığır eti Joel Salatin, Polyface Çifliğinin eş sahibi ve sürdürülebilir çiftçilik üzerine yarım düzine kitabın yazarıdır.

Sorun: Evrimsel gelişimlerine göre sığırlar ot yemelilerdir, tahıl değil. Ama günümüz çiftçileri sığırlarını mısır ve soya fasulyesiyle besliyor, ki bu da sığırların kesime uygun kiloya normalden daha çabuk erişmesini sağlıyor. Fakat, sığır çiftçilerinin cebine daha çok para girmesi (ve tabi marketlerde daha ucuz fiyatlar görmek) demek bizim için çok daha az besleyici et demektir. USDA (Amerika Tarım Bakanlığı) ve Clemson Üniversitesinden katılımcılar tarafından yeni yapılan geniş çaplı bir araştırma sonucunda, beta-karoten, E vitamini, omega-3ler, kökteş linoleik asit (CLA), kalsiyum, magnezyum ve potasyum oranının otla beslenmiş sığır etinde mısırla beslenmiş besili sığır etinde olduğundan daha yüksek çıktığı bulunmuş; enflamatuar omega-6 lar ve kalp hastalıklarıyla ilişkilendirilen doymuş yağın otla beslenen sığır etinde daha az olduğu keşfedilmiştir. "İneklerin otçul olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz, onları mısır ve tavuk gübresiyle beslememiz gerekir." diyor Salatin.

Çözüm: Otla beslenmiş sığırın etini tüketin. Genellikle damgalıdır çünkü özel kalitedir, olur da görmezseniz kasabınıza sorabilirsiniz.

3-Bir Toksikoloğun Yemeyeceği: Mikrodalgada patlamış mısır Olga Naidenko, Environmental Working Group'un üst düzey bilim insanıdır.

Sorun: UCLA (Kaliforniya Los Angeles Üniversitesi) tarafından yapılan bir araştırmaya göre perflorooktanoik asit (PFOA) de dâhil olmak üzere, mikrodalga patlamış mısırların paketlerinin astarı için kullanılan kimyasalların insanlardaki kısırlıkla bağlantısı olabilirmiş. Hayvan deneylerinde, kimyasalların laboratuvar hayvanlarında karaciğer, testis ve pankreas kanserine sebep olduğu tespit edilmiş. Araştırmalar gösteriyor ki mikrodalgalar kimyasalların buharlaşmasına ve patlamış mısıra karışmasına neden oluyor. "Vücutta yıllarca kalıp, kanla birlikte hareket ediyorlar" diyor Naidenko. Araştırmacıları endişelendiren insanlardaki kimyasal seviyesinin laboratuvar hayvanlarında kansere yol açan düzeye gelmesi. Gönüllü olarak imzaladıkları bir EPA (Çevre Koruma Örgütü) planı uyarınca DuPont ve diğer üreticiler PFOA'ı 2015'e kadar tamamıyla ürünlerinden kaldırmaya söz verdi, fakat bu o zamana kadar milyonlarca mikrodalga patlamış mısırın satılmış olacağı gerçeğini değiştirmiyor.

Çözüm: Eski usul organik mısır patlatın: tencerede. Aromalar için, hakiki tereyağı ya da dereotu, kurutulmuş sebze taneleri ya da çorbalık malzeme kullanabilirsiniz. Hindistancevizi yağı kullanın ve doğallığı koruyun.

4-Bir Çiftlik Müdürünün Yemeyeceği: Organik olmayan patates Jeffrey Moyer Ulusal Organik Standartların başkanı.

Sorun: Kök sebzeler toprakta olan otkıran, böcek ilaçlarını, ve mantarkıranları emerler. Patateslere gelirsek ki Amerika'nın en çok tüketilen sebzesidir--onlar büyüme mevsimlerinde mantarkıranlarla aşılanıp hasat mevsiminden önce lifli filizleri öldürmek için otkıranlarla ilaçlanırlar. Hasat edildikten sonra, patatesler tomurcuklanmasın diye yine aşılanırlar. "Bunu bir deneyin: Herhangi bir marketten sıradan bir patates alın, ve onu tomurcuklandırmaya çalışın. Tomurcuklanmayacaktır." diyor, Rodale Enstitüsünde (Prevention'ın yayıncısı olan Rodale A.Ş.nin sahip olduğu enstitü) çitlik müdürü, Moyer. "Ne olursa olsun kendi sattığı patatesleri yemeyeceklerini söyleyen patates yetiştiricileriyle konuştum. Öğrendiğime göre, kendileri için yetiştirdikleri patatesler için bütün o kimyasallardan uzak bir arsaları varmış."

Çözüm: Doğal patatesler alın. Zaten patatesin içine işlemiş kimyasalları ne kadar yıkarsanız yıkayın, boşa çabalamış olursunuz.

5-Bir Su Ürünleri Uzmanının Yemeyeceği: Çiftlik somonu Dr. David Carpenter, Albany Üniversitesindeki Sağlık ve Çevre Enstitüsünün başkanı, Science dergisinde balıkların kirlenmesi üzerine yaptığı geniş çağlı bir araştırma yayınladı.

Sorun: Doğa ananı, somonların çitler arasında hapsedilip soya, kümes pisliği ve hidrolize edilmiş tavuk tüyleriyle beslenmesini istemediğinden eminim. Sonuç olarak, çiftlik somonu D vitamini açısından fakir ve kanserojenler, birincil biliyer siroz, bromlu flam geciktiriciler, ve dioksin, DDT gibi böcek ilaçları içeren kirleticiler bakımından zengin hâle geliyor. Carpenter'a göre, Amerikan mönülerinde bulunabilecek olan kirlenmiş somonlar Kuzey Avrupa'dan geliyor. "Bu tarz somonları kanser riskini yükseltmemek için 5 ayda bir yiyebilirsiniz." diyor 2004 balık kirlenmesi çalışması medyanın yoğun ilgisiyle karşılanmış olan Carpenter. "Aynen o kadar kötü." Başlangıç niteliğindeki bilimsel çalışmalar aynı zamanda DDT'yi diyabetle ve obeziteyle ilişkilendirdi, fakat bazı beslenme uzmanları omega-3lerin riskleri göz ardı etmeye yeteceğine inanıyor. Bu balıkları yetiştirirken kullanılan yüksek dozlardaki antibiyotik ve böcek ilaçları da endişelendirici nitelikte. Çiftlik somonlarını yediğinizde, midenizi aynı ilaçlar ve kimyasallarla dolduruyorsunuz.

Çözüm: Doğal olarak avlanmış Alaska somununu tercih edin. Eğer paketin üzerinde taze Atlantik diyorsa, çiftlik balığıdır.

6-Bir Kanser Araştırmacısının İçmeyeceği: Yapay hormonlarla üretilmiş süt Rick North Oregon Sosyal Sorumluluk İçin Tabiplerin Güvenli Yemek Kampanyası'nın proje müdürü ve Amerikan Kanser Topluluğu'nu Oregon ayağı CEO'su.

Sorun: Süt üreticileri süt ineklerini rekombinant büyükbaş büyüme hormonuyla (rBGH ya da rBST olarak da bilinirler) aşılayarak süt üretimini hızandırıyorlar. Ama rBGH inek memesinde iltihap oluşumuna yol açmanın yanı sıra iltihabın süte de karışmasına neden oluyor. İnsülin-benzeri diye de adlandırılan bir büyüme faktörünün de sütte yüksek dozlarda bulunmasına sebep oluyor. İnsanlarda, yüksek dozda IGF-1 meme, prostat ve kolon kanserine yol açabiliyor. "Hükümet rBGH'yi onayladığında, sütten gelen IGF-1'in sindirim kanallarından geçmesine olanak sağlayacağını düşündüler." diyor North. "Gelgelelim, birçok endüstrileşmiş ülkede yasak."

Çözüm: Pastörize edilmemiş süt veya rBGHsiz, rBSTsiz, yapay hormonlarla üretilmemiş süt alın ya da organik süt tüketin.

7-Marketlerde Satılan Soyayı Yemeyen Biyo-teknoloji Uzmanı: GDO'lu Fermantasyon Geçirmemiş Soya Michael Harris genetiğiyle oynanmış yemekleri içeren biyo-teknoloji sektöründe birçok proje yürütmüş bir uzman. Xenon Eczacılık ve Genon Şirketi gibi şirketlerde danışmanlık ve yönetim kadrosunda görev almıştır.

Sorun: Genetiği değiştirilmiş yemekler DNA üzerinde yapılan oynamaları ve bir türden başka bir türe genetik kodların aktarılmasını içerdiği için büyük bir endişe kaynağı haline geldi. Fermantasyon geçirmiş soya insanların tüketimi için uygun olan tek soyadır ve, dünyadaki soyanın %90'ının genetiği değiştirildiğinden, eğer tükettiğiniz soyanın organik olduğundan emin değilseniz, uzun süreli sağlık sorunları sizin için kaçınılmaz. Hele de soyanın hormonal dengeleri etkilediğini ve kansere bile yol açtığını göz önüne aldığımızda, tehlikenin asıl boyutu ortaya çıkıyor.

Çözüm: Soyanın üzerindeki ibareleri incelerken GDO'lu olmamasına ya da doğal olmasına dikkat edin. Asla ama asla, fermantasyon geçirmemiş soyayı tüketmeyin. Eğer mümkünse şirketle iletişime geçerek GDO'suz soyanın tam olarak nereden geldiğini öğrenin.

8-Organik Yiyecek Uzmanlarının Yemeyeceği: Marketlerde satılan elmalar Tarım endüstrisinin eski başkanı, organik yiyecekleri destekleyen bir tarım politikası güden araştırma grubu Cornucopia Enstitüsü'nün müdür yardımcısı.

Sorun: Eğer sonbahar mevsiminin meyveleri "en çok böcek ilacına maruz kalan meyve" yarışması düzenleseydi, elma kazanırdı. Neden mi? Çünkü ağaçta yetiştikleri için sürekli aşılanıyorlar ki elmanın her çeşidi tadını korusun. Hâl böyle olunca da, elmalar böceklere karşı direnç geliştiremiyor ve sürekli ilaçlanmaları gerekiyor. Meyve endüstrisi bu işlemlerin zararlı olmadığını öne sürüyor. Ama Kastel kimyasallara en az maruz kalmış ürünü tercih edersek biz de zararlarından o kadar korunmuş oluruz diyerek karşılık veriyor. "Çiftlik çalışanlarının birçok kanser türüne yakalanma olasılıkları daha yüksek." diyor. Ve sayıca artan bilimsel araştırmalar Parkinson hastalığıyla vücutta biriken her tür böcek ilacıyla alakalı olduğunu göstermeye başlıyor.

Çözüm: Organik elma alın.

Haber Deniz Aytekin

Devamını oku...

Bu Besinlerden Uzak Durun!

Son zamanlarda çeşitli web sitelerinde çeşitli listeler dolaşıyor, mecbur kalınmadıkça asla yenmemesi gereken besin maddeleriyle ilgili.

İşte o listelerden bir tanesi:

1. Domates konservesi: Konserve tenekelerinin iç yüzeyini kaplayan film tabakası genellikle BPA içeriyor. Bisfenol A, üreme sorunlarına, nörolojik sorunlara yol açabilen, meme ve prostat kanseri, diyabet, kalp hastalığı riskini artıran zehirli bir madde. Özellikle çocuklarda, güvenli kabul edilen günlük BPA seviyelerini aşmak çok kolay.

Domates gibi asitli yiyecekler, konserve kutularındaki BPA’nın gıdaya karışma olasılığını artırıyor. Konservelerdeki BPA’dan uzak durmak için çiğ sebze-meyveden ya da cam kavanozdan şaşmamak gerek. 

2. İşlenmiş et (şarküteri) ürünleri: Salam, sosis gibi ürünler genellikle yerlerinden kıpırdamadan yetiştirilen endüstriyel hayvanlardan elde ediliyor. Bu da, sağlıklı koşullarda yetiştirilmeyen bu hayvanlar için gereğinden fazla büyüme hormonu, antibiyotik ve başka ilaçlar kullanılması demek. Bu etlerde ayrıca, farklı boyaların ve kimyasal tatlandırıcıların yanı sıra, koruyucu olarak bol miktarda sodyum nitrit bulunuyor. Sodyum nitrit, ürüne renk ve tat da katıyor. Nitritler vücutta kansere yol açtığı bilinen nitrozaminlere dönüşebiliyor. Ayrıca bu etler pişirildiğinde, kansere yol açabilen farklı kimyasallar da oluşabiliyor.

3. Margarin: Son yıllardaki “az yağlı” beslenme takıntısının en kötü sonucu, tereyağı gibi sağlıklı yağların gözden düşmesi oldu. Halbuki margarinlerde trans yağlar, serbest radikaller, emülgatörler ve koruyucular ve heksan gibi çözücüler bulunuyor. Trans yağlar, bitkisel yağları katı yağa dönüştüren hidrojenasyon işlemi sırasında oluşuyor ve çok çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Serbest radikallerse yüksek ısıl işlemler altında ortaya çıkan zehirli maddeler.

4. Bitkisel yağlar: Bitkisel yağlar ne yazık ki pazarlandıkları gibi sağlıklı seçenekler değil. Özellikle kanola, mısır ve soya yağı yüksek ısılara çıktığında okside olarak iyi kolesterolü kötü kolesterole çevirebiliyor. Yağların arasında ısı kaynaklı hasara en dayanıklı yağ, hindistancevizi yağı. Zeytinyağı ise harika bir yağ olmakla birlikte, soğuk tüketilmesi daha iyi.

5. Mikrodalgada patlamış mısır: Yağın dışarı sızmasını engelleyen ambalaj malzemeleri PFOA (perflorooktanoik asit) veya PFOS (perflorooktan sülfonat) gibi kimyasallarla kaplı oluyor. Bunlar ısıtıldıklarında gıdaya karışıyorlar. Kısırlık, tiroid rahatsızlıkları, kanser, bağışıklık sistemi sorunları ve yüksek kolesterol gibi sorunlara yol açabiliyorlar. Bunlar, aynı zamanda yapışmaz tavalarda da kullanılan maddeler.

6. Organik olmayan kök sebzeler: Bütün sebze-meyvelerinizi organik almayabilirsiniz, ama hiç olmazsa bazılarında organikten şaşmamakta fayda var. Özellikle patates, havuç gibi kök sebzeler suni gübrelerin içerdiği kimyasalları ve pestisit kalıntılarını daha çok bünyelerine alıyor. Ayrıca konvansiyonel olarak yetiştirilen elma, şeftali, üzüm gibi meyveler yıl boyunca defalarca ilaçlanıyor.

7. Sofra tuzu: Tuz, yaşam için gerekli bir madde. Ne yazık ki işlenmiş sofra tuzuyla doğal tuz birbirinden bir hayli farklı. Sofra tuzunun %98’i sodyum klorür, geri kalanıysa nem emici sentetik maddeler ve sonradan eklenen iyot. Doğal tuzunsa %84’ü sodyum klorür, kalanıysa yine doğal mineraller.

8. Soya ürünleri: Ne yazık ki dünya üzerinde yetiştirilen soya fasülyesinin tamamına yakınının genetiği değiştirilmiş durumda. Bu fasülyeler, Roundup adındaki tarım ilacının öldürücü dozlarına dayanabilecek şekilde tasarlanıyor. Bu tarım ilacının etken maddesi kadında hormonal döngüyü bozduğu gibi, anne karnındaki bebeği besleyen plasentaya da ciddi zarar veriyor. Bu da düşüklere veya doğum kusurlarına sebep olabiliyor. Soyadan elde edilen bazı maddeler meyve sularında, hazır çorbalarda, soslarda, tahıl gevreklerinde ve pastane ürünlerinde de bulunabiliyor. Sağlıklı kabul edilebilecek tek soya ürününün, organik ve fermente edilmiş soya olduğu belirtiliyor.

9. Suni tatlandırıcılar: Kilo kontrolü için kullanılan aspartam ve sakarin gibi suni tatlandırıcıların aslında açlık hissini artırdığı, dolayısıyla da kilo aldırdığı bulunmuş. Aspartamın içindeki maddeler parçalanırken metanole dönüşebiliyor. Metanolün meyvelerde de bulunduğu doğru, fakat bunlar pektine bağlı oldukları için sindirim sisteminden geçip atılıyorlar.

Kaynak: mercola.com whydontyoutrythis.com

Devamını oku...

Yemek Aptallık mı Yapar?

Besin değeri yüksek gibi görünen gıda beyninize tahribat yapıyor olabilir. Suçlu kim mi? “Sağlıklı” birçok gıdanın içinde, hatta bebek mamaları, elma püreleri ve sevdiğiniz kahvaltılığınızın içinde rahatlıkla bulabileceğiniz yüksek fruktozlu mısır şurubu.

UCLA’de yapılan bir araştırmada altı hafta boyunca mısır şurubu içeren gıdalarla beslenmenin beyin fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler yaptığı saptandı. Prof. Dr. Fernando Gomez-Pinilla, “Yediklerimizle düşünce gücümüz arasında bir bağlantı olduğunu gördük” dedi ve uzun süreli mısır şurubu tüketiminin bilgileri öğrenmek ve hatırlamak açısından beyinde değişiklik yaptığını vurguladı.

Gazlı içecekler ve şekerleme yapımında yaygın kullanımı olan mısır şurubu hiç tahmin etmeyeceğiniz bazı gıdalarda da bulunuyor; örneğin bazı ekmekler, meyve suları, salata sosları, cipsler, baklavalar, ketçap ve hatta hazır yulaf ezmeleri bunlardan birkaçı. (Daha önceki bazı çalışmalardan ise mısır şuruplarına civa karıştığını da biliyoruz)

Obezite ve diyabete sebebiyet verdiğini bildiğimiz mısır şurubunun zararları arasına Journal of Physiology dergisi artık “beyin tahribatı”nı da ekledi. Ülkemizdeki yoğun mısır şurubu üretimine ve özellikle de geçtiğimiz yıl içinde yükseltilen kotaya bakılırsa hepimiz tehdit altında olabiliriz. Peki mısır şurubundan kendimizi nasıl uzak tutabiliriz?

Organik beslenin. Eğer markette gezinirken yanınızda bir büyüteç ile gezmiyorsanız veya etiketleri okumakla zaman kaybetmek istemiyorsanız o zaman organik ürünleri tercih edin. Sertifikalı organik ürünlerde bu tip mısır şurubu gibi gıda katkıları kullanılmaz.

Güvenli tatlılarla beslenin. Şeker alımınızı minimuma indirmek için hazır tatlılardan vazgeçin, onun yerine buzdolabınızda her zaman bulabileceğiniz yoğurdun üzerine mevsim meyveleri koyarak yiyin. “Arada sırada da tatlandırıcı eklenmemiş bitter çikolataları yemekte bir zarar yok” diyor Prof. Dr. Fernando Gomez-Pinilla. Aldığınız gıdalarda beyin gücünü artırıcı Omega-3 olmasına dikkat edin. Omega-3’ü serbest dolaşan tavukların yumurtalarında, yabanda avlanmış Alaska somonunda, keten tohumunda ve cevizde bulabilirsiniz. Eğer mısır şurubu içeren gıdalar tüketiyorsanız Omega-3 almanızın şart olduğunu bilin. 

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?