social facebook  social twitter  social youtube  social ins
Menu
 saglikli beslenme bannersaglikli guzellik banner

Hamburger 1 Saatte Vücudumuza Ne Yapar?

Fast Food ürünleri, beslenme ihtiyacımızı giderebilmek adına akıl almaz derecede kolaylık sağlayan ve genellikle lezzetli olan ürünlerdir. Fakat bu tip ürünler vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak için her zaman en iyi seçenek değildir.

Fast Food Menu Prices adlı internet sitesinde yer alan, detaylandırılmış bir veri grafiği tüm zamanların en faal ve popüler ürünlerinden biri olan McDonald’s Big Mac’in yendikten sonra vücudumuzda meydana getirdiği etkileri konu alıyor.

Bir Big Mac yedikten sonra, ilk 10 dakikalık süre zarfı içerisinde tüm metabolik faaliyetler düzgün bir biçimde işliyor. En azından görünürde durum bu şekilde. Bu arada insan beyninin, çoğunlukla yüksek kalorili besinleri tercih etmemize sebep olacak şekilde evrildiğini belirtmekte fayda var. (Bu gerçek bir nebze de olsa diyet yapan pek çok insanı üzebilir.) Öte yandan, Big Mac tek başına oldukça yüksek bir kalori sağlar. (Ortalama bir Big Mac, kan şekerimizin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan 540 kalori içerir.)

Bir Big Mac’i tükettikten sonra, iyi hissetmemizi sağlayan nörotransmitter dopamin* gibi kimyasalların beyinde salgılanması/artması ile birlikte kendinizi, bunun çok lezzetli bir burger olduğunu, düşünürken bulabiliriz. 20-30 dakikalık bir süreçten sonra dopamin düzeyi aşağı doğru inmeye, azalmaya başlar. Hamburgerin içinde bulunan yüksek fruktozlu* mısır şurubu ve sodyum minerallerinin etkinliğinde vücudumuz, yediğimiz hamburgere karşı daha şiddetli bir arzu duyar.( Bu durum uzun vadede obezite, şeker ve kalp hastalıklarına sebebiyet verebilir.) Daha sonra, sodyum mineralleri (yaklaşık 970 miligram kadar) vücudumuzda dehidrasyona* sebep olur ve böylece böbreklerimiz ve kalbimiz daha hızlı çalışır. Kan basıncının yükselmesi ile birlikte içimizde bir McFlurry ( Kıtır bisküviler, karemal dolgulu çikolata parçalıkları veya farklı tatlarda şekerli bileşenler ihtiva eden bir McDonald’s ürünü) yahut elmalı tart gibi tatlılara karşı bir kışkırtma hissedebiliriz.

Konumuzun başında açıkladığımız veri grafiğine geri dönecek olursak, grafiğe göre Big Mac’i yedikten sonra geçen 40 dakikalık aralıkta vücudumuz muhtemelen, belirttiğimiz şekerli yiyeceklere karşı hala şiddetli bir arzu duyacaktır. Ve netice itibariyle kan şekeri düzeyinde meydana gelen kayıplar bizi abur cubur olarak ifade edebileceğimiz yoğun şeker ihtiva eden ve olduğundan daha çekiciymiş gibi görünen yiyecekleri yemeye sevk edecektir. ( Bir kalıp çikolata gibi) Bu arada süreç devam ederken sindirim sistemimiz, daha önce değindiğimiz yüksek fruktozlu mısır şurubunu hızlı bir biçimde açlık ataklarını daha da arttırarak absorbe eder. 50-60 dakikalık süreçlerde ise, yavaş bir sindirim periyodu başlar. Tüketilen Big Mac’in sindirimi ortalama olarak 24 ila 72 saat aralığında devam eder. Fakat Big Mac’in içinde bulunan hayvansal ve trans* yağların sindirimi 3 günü aşabilir. Konu ile ilgili olarak Fast Food Menu Prices adlı site, ‘’ Eğer bir Big Mac’i keyifle yemek istiyorsanız, bu alışkanlığınızı ara sıra uygulayın.’’ şeklinde bir tavsiyede bulunup ekliyor :

‘’Hamburgerin içerdiği maddeler vücudunuzda ciddi hasarlara yol açabilir, özellikle onları düzenli olarak tükettiğinizde. ‘’ Konumuzun temelini oluşturan veri grafiği, McDonalds’a ait kişisel web sitesi ve LiveStrong, Blood Pressure UK ve FoodMatters gibi kaynaklarda yer alan makalelerin içerdiği bilgilerin bir araya getirilmesi ile oluşturuldu. McDonalds’ın kendisi yalnıca Big Mac ve patates kızartması içeren bir beslenme biçimini önermiyor fakat bu ürünleri düşük dozlarda tüketmenin yararlı olabileceğini de eklemeden geçmiyor.

Dipnotlar:

*Nörotransmitter Madde : Sinaps bölgesinde bulunan boşluğa gelen iletinin diğer sinir hücresine aktarılmasında rol alan sinirsel ileticilerdir. Nörotransmitter olarak en çok bilinen maddelerden biri dopamindir. Dopamin, vücutta doğal olarak üretilen bir kimyasaldır. Beyinde dopamin reseptörlerini aktive ederek nörotransmitter olarak görev yapar.

*Fruktoz : Pek çok besin maddesinde bulunan 6 karbonlu bir monosakkarittir. Bilhassa meyve şekeri olarak bilinir.

*Dehidrasyon : Kimyasal olarak su kaybının meydana geldiği tepkimelerdir.

*Trans Yağ : Bazen tekli bazen de çoklu doymamış yağ asitleridir. Trans yağlar vücudumuz için gerekli olan yağ asitlerinden değildir. Bu tip yağların tüketimi, kötü huylu LDL kolesterol düzeyi arttırdığından pek çok kalp rahatsızlığına sebep olabilir. Kısmi hidrojenleşme ile oluşan trans yağlar, doğal olarak oluşan trans yağlardan çok daha tehlikelidir.

Kaynak:David Nield (September 23, 2015), Here’s what eating a Big Mac does to your body in an hour, ScienceAlert Retrieved 23 September 2015 from http://www.sciencealert.com/here-s-what-eating-a-big-mac-does-to-your-body-in-an-hour 

Devamını oku...

Hamilelikte Obezite Bebeği Nasıl Etkiler?

Yapılan yeni bir araştırma, hamilelikte obezitenin, bebeğin gelecekte kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini arttırabileceğini ortaya koymuştur.

Annenin kilosu bebeğin kalp sağlığını etkileyebilir mi?

Yapılan bir araştırma bu soruya “Evet” cevabını veriyor.

Bu araştırmaya göre, annenin obezitesi bebeğin gelecekte kalp hastalıklarına ve felce yakalanma riskini arttırıyor. Araştırmacılar annenin kilo kaybetmesi için gerçekleştirilecek cerrahi müdahalenin çocuk üzerindeki etkilerini değerlendirmiştir. Bu çalışmada, cerrahi müdahaleden önce ve sonra bebek sahibi olan 20 kadın gözlemlenmiştir.

Cerrahi müdahaleden önce ve sonra doğan bebeklerin genetik yapıları karşılaştırılmıştır. Araştırmacılar, anneleri cerrahi müdahale geçirdikten sonra doğan bebeklerde daha yüksek insülin duyarlılığı ve daha sağlıklı kan şekeri seviyesi saptamıştır. Dahası, cerrahi müdahaleden önce doğan bebeklerin metabolizmalarının daha zayıf olduğu ve kardiyovasküler hastalığa yakalanma risklerinin daha fazla olduğu da çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlar arasındadır.

Bu çalışma ile uzmanlar, bebeklerin kalp sağlığının basit bir genetik mesele olmadığını, bebeklerin anne karnında karşılaştığı durumların kalp sağlıklarını şekillendirdiğini kanıtlamışlardır.  

Gebelik sırasında aşırı kilolu olan kadınlarda artan riskler:

- Obez kadınlarda ultrason ile bebeğin değerlendirilmesi daha zordur, görüntü kötüleşir.

- Karın cildinde yağ kalınlığı fazla olduğu içöin amniosentez gibi müdahaleleri yapmak zorlaşır.

- Obez kişilerde doğumun normal ilerlemesi ihtimali daha azdır ve dolayısıyla sezaryen ihtimali artar.

- Obez kadınlarda gebelikte yüksek tansiyon ve preeklampsi görülme sıklığı daha fazladır.

- Obez anne adaylarının bebeklerinin de gebelik sırasında daha yüksek kilolu olduğu saptanır. Bebeğin iri olmasından dolayı doğum zorlaşabilir.

- Obez annelerin bebeklerinin doğumdan sonraki ileriki yaşamlarında da obez olma riski daha yüksektir.

- Obez kadınlarda her ameliyatta olduğu gibi sezaryen sonrasında da yara iyleşmesi ve normale dönme daha güçleşir.

- Aşırı kilolu kadınlarda düşük riski daha fazladır.

- Erken ve prematür doğum riski artmıştır.

- İdrar yolu enfeksiyonalrına obez gebelerde daha sık rastlanır.

- Obez annelerde emzirme problemlerine daha sık rastlanır.

- Bebekte nöral tüp defekti (spina bifida, sırtta açıklık) daha sık görülür.

- Bebekte doğum sırasında travma görülme riski artmıştır.

- Obez annelerden doğan bebeklerde yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınma gerekliliğine daha sık rastlanır ve yeni doğan döneminde ölüm riski daha fazladır. Obezitenin ve gebelik sırasında gereğinden fazla kilo almanın yukarıda anlatılan bu risklerinden kaçınmak için fazla kiloların gebelik planlanmadan önce verilmesi, gebelik sırasında gereği kadar kalori alma ve hareketsizlikten kaçınma, egzersiz yapma gibi önlemler alınmalıdır.

Gebelik sırasında ne kadar kilo alındığının kontrol edilmesi için sık sık tartılmak faydalıdır. Bir kadının gebelik sırasında doğuma kadar toplam alması gereken kilo miktarı aşağıdaki gibidir. Burada kadının Body Mass İndex (MBI) değerine göre alması gereken kilo aralığı belirtilmiştir. BMI değeri basitçe ağırlığın boyun metrekaresine bölünmesiyle elde edilebilir (kg/m2).

Örneğin 160 cm boyunda ve 65 kilo ağırlığında bir kadının BMI değeri 65/(1.6x1.6) formülüyle hesaplanır yani 25.3 dür.

- BMI değeri 20'nin altında olan yani zayıf kadınlar için gebelikte toplam alınması önerilen kilo: 12.6 - 28 kilogram arasındadır.

- BMI değeri 20-25 arasında olan yani normal kilolu kadınlar için gebelikte toplam alınması önerilen kilo: 11.5 - 16 kilogram arasında

- BMI değeri 26-29 arasında olan yani kilolu kadınlar için gebelikte alınması önerilen toplam kilo: 7 - 11.5 kilogram arasında

- BMI değeri 30 veya dafa fazla yani aşırı kilolu (obez) olan kadınlar için gebelik sırasında alınması önerilen toplam kilo: en fazla 7 kilogram şeklindedir.

Devamını oku...

Kalp Krizi Geçiren Birinin Hayatını Kurtarabilirsiniz

Kalp krizi yalnızca 60 saniye gibi kısa bir sürede gerçekleşen ve doğru müdahale edilmezse maalesef kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan bir olaydır. Tabi kalp krizini tetikleyen ve bu riski arttıran pek çok hastalık, gündelik yaşamda yapılan yanlışlar mevcuttur. Örneğin, yüksek kolesterol, damar tıkanıklığı ve daha pek çok olgu.

Bunlar düzenli yaşam, spor ve doğru beslenme ile zaman içinde elemine edilmelidir. Bu risk grubunda bireylerseniz ya da aile üyeleriniz de bu risk grubunda bireyler varsa mutlaka doktorunuza danışarak kalp krizi riskini önlemeniz gerekmektedir. 

Ancak bir önemli konu da şudur: Kalp krizi geçiren bireye yapılacak doğru müdahale ile bireyi hayata döndürmek mümkün müdür? Dr. John Christopher kalp krizi geçiren bir kişinin hayatını tek bir hareketle kurtarabileceğimizi iddia etmektedir. Dr. Cristopher bu konuda yapılacakları şöyle sıralıyor;

-Evinizde her zaman mutlaka toz kırmızı biber bulundurun.

-Kalp krizi geçiren ve bilinci açık olan kişiye acilen bir bardak suya acı toz kırmızı biberi karıştırarak içirin.

-Eğer bilinci açık değilse, dilinin altına birkaç tutam acı biber koyun.

-Dr. Cristopher bu yöntemin, kalp krizi geçiren kişinin hayatını birkaç dakika içinde kurtarabileceğimizi belirtiyor. Kalp krizi geçiren kişi birkaç dakika içinde bilincini geri kazanabiliyor ve normale dönüyor.

-Ayrıca bir başka kaynaktan alınan bilgi de, kalp krizi geçiren kişinin bilinci açıksa eğer, ona derin derin öksürmesini söyleyin. Derin derin bir süre öksürdükten sonra kişi tekrar eski bilincine kavuşarak normale dönecektir.

Bu bilgiler, belki de bir hayat kurtaracağından çok ama çok önemli bilgilerdir. Evde ya da doktora kısa sürede ulaşamayacağınız bir yerde bir yakınınız ile böyle bir durumla karşılaştığınızda doktora ulaşmadan önce ilk müdahale ile bir hayat kurtarabilirsiniz. Sevgi ve Sağlıkla Kalın..

Kaynakça: http://www.naturalhealthcareforyou.com/in-just-60-seconds-save-the-life-of-someone-who-suffered-a-heart-attack/ 

Devamını oku...

Çikolata hakkında 7 Bilinmeyen!

Çikolatanın hayatımızda önemli bir yeri var. Ve o her yerde: keklerde, kurabiyelerde, brownilerde, pudinglerde, tartlarda, suflelerde, soslarda, bisküvilerde ve bitmek bilmeyen bir liste kadar ürünün içinde. Bir kutlama yaparken de oradadır; kalp ağrınızı, melankolinizi, hayal kırıklıklarınızı dindirmek için de.

Onu çok isteriz ama sonra yediğimiz için kendimizi azarlarız; haz alırız, sonra da suçluluk duygusuyla cezası neyse çekmeye razı oluruz. İşte çikolata hakkında bilmeniz gereken 7 gerçek.

1. Başlangıçta: Görünüşe göre, Kristof Kolomb ve onunla birlikte araştırma yapan denizciler çikolatayı keşfeden ilk Avrupalılardı. Kakao çekirdeğine o kadar hayran kalmışlardı ki Kral ve Kraliçe’ye sunmak üzere İspanya’ya getirdikleri hazinelerin arasında onlara da yer verdiler.

2. Dillerdeki kutsallığı: Kakao çekirdeklerinin toplandığı ağacın adı Theobroma Cacao’dur. ‘Kakao’ eski Güney Amerika yerlilerinden Olmec’lerin kullandığı ‘kakawa’dan gelmektedir. ‘Theobroma’ ise Yunanca ‘yiyeceklerin tanrısı’ anlamına geliyor. Ne kadar yerinde değil mi?

3. Uzun bir süredir etrafımızda: Arkeologlar, MÖ. 600’lerde Olmec sürahilerinde kakaoların izine rastlamıştır. Bu eski toplumlarda, Maya ve Aztekler’de de görüyoruz ki, çikolatayı sıvı halde tüketmişler ve onun için özel bardaklar tasarlamışlardır.

4. Kafein oranı düşündüğünüzden daha az: Son zamanlarda çikolatanın kafein içerdiği kabul edilmeye başlandı ve bu ondan uzak durmamız için kullanıyor. Gerçekte ise 150 gram çikolata 10 miligram kafein içerirken, 200 gram kahve 150 miligram kafein içeriyor. Bu nedenle diyet programlarından yalnızca çikolatayı çıkarmamalı.

5. Ağızda erime özelliği: Kakao yağları oda sıcaklığında katı haldedir, ancak 35-36 derecede sıvı hale geçmeye başlar. Eğer ayrışma noktası insan vücudunun sıcaklığından daha yüksek olsaydı (ki bu 37.5 derecedir) çikolatayı ‘ağızda eritmek’ yerine tost gibi kıtır kıtır yemek zorunda olacaktık.

6. Buzdolabında saklamayın: Çikolata asla buzdolabında muhafaza edilmemeli. Bunun yerine diğer yiyeceklerden ayrı, kuru ve serin yerlerde saklanmalı. Çok düşük derecelerde, çikolata beyazımsı bir renk alarak form değiştirmeye başlar. Bu haliyle yemek güvenlidir ama o kadar da lezzetli görünmez.

7. Zehirlidir: Çok yüksek miktarda yenildiğinde zehirleyici özelliği vardır. Teobromin denilen ve merkezi sinir sistemini etkileyen, kalp çarpıntısına, krize ve dehidrasyona yol açan bir kimyasal içermektedir. İnsan için öldürücü dozu 10 kg olmasına rağmen sütle tüketildiğinde sorun kalmayacaktır.  

Devamını oku...

Giriş or Üye Ol

- Facebook’la Bağlan

Parolanızı mı unuttunuz? / Kullanıcı adınızı mı unuttunuz?